19 Ağustos 2016 Cuma

GÜNÜMÜZÜN KARAKÖY'Ü

Karaköy eskisi gibi değil artık. Turistik ve eğlenceli bir yer olmuş. Bir İstanbullu olarak , İstanbul'un yeni açılan mekanlarını , yenilenen yeni yüzünü görmeye can atıyorum. Tatillerde uzun vakitler bulunca bir gezgin gibi, turist gibi gezmek çok hoşuma gidiyor. Geleceğe taşıyacağımız anıları da biriktirmiş oluyoruz bu şekilde.
Yeni Karaköy birbirinden güzel mekanlarının yanında , grafitileri de ayrıca çok güzel.
Ben sizi bu görsel şölenle başbaşa bırakayım. Mutlaka gidip yerinde görün. Bir gününüzü ayırıp İstanbullu bir de o mekanlardan dinleyin.























Dondurmino gerçek İtalyan dondurması. İtalya'dakiler kadar lezzetli, hiç şüpheniz olmasın.



Minicik keyifli bir mekan.



Karabatak 'ın iç mekanı kadar, içerden dışarısını izlemekte çok keyifli.
O mavi camdan içeri süzülen ışığın verdiği hissi anlatmaya ve bu fotoğrafta hissettirmeye hiçbir şeyin gücü yetmez.
İçeride daha resmedecek çok detay var, ama yerinde görün :)
Kimseye rahatsızlık vermek istemedim.














 GRIGIO  kim tanımak isterdim. Çok güzel eserleri var. Belki bu yazıyla ulaşır bana.


Karaköy'ü tüm İstanbulların hatırasına yerleştirmeye hazır. İnstagramda bir çok insanın fotoğrafını gördüm bu şablonun önünde. Sizin de olsun.



















17 Ağustos 2016 Çarşamba

Albert Anker'in Beni Etkileyen Resmi.

Albert Anker
Oskar Reinhart Kişisel Müzesi / Winterthur İsviçre

Bu resme dikkatlice bakınca, dikkatimi çeken şeyler, büyükler kendi başına yiyiyor, küçüklerin hepsine tek tabaktan tek kaşıkla yemek yediren bir abla.  
Bu ressamı hep araştırmak istemiştim. Google sağolsun . Araştırınca o kadar güzel resimler çıktı ki.


Bu resimleri aslını Oskar Reinhart'ın Winterthur'daki kişisel dev koleksiyonun bulunduğu müzede gördüm. İsviçre'deki sanat müzesinden daha fazla resim vardı diyebilirim. Resimler de daha da güzeldi hatta.




Albert Samuel Anker (1 Nisan, 1831 - 16 Temmuz, 1910), özellikle çocuk portreleriyle tanınmış İsviçreli bir ressam ve çizerdir.
1845 ve 1848 yılları arasında Louis Wallinger'den ilk çizim derslerini aldıktan sonra, 1851'de Bern'de teoloji öğrenimine başladı ve Almanya Halle Üniversitesi'nde eğitimini sürdürdü. Fakat Almanya'da büyük sanat koleksiyonlarından ilham aldı, ve 1854'de babasını sanat kariyeri hususunda ikna edip Paris'e yerleşti ve Charles Gleyre stüdyosuna üye oldu.
1864'te Anna Rüfli'yle evlendi ve bu evlilikten dört çocukları oldu: Louise, Marie, Maurice and Cécile. Çocukları, sanatçının bazı resimlerinde görünürler.
Birçok İsviçre posta pulunda Anker'in çalışmaları yer alır, özellikle geliri gençlere yardımda bulunan hayır kuruluşlarına gidenlerinde.






Favori resimlerim en başta ki yemek yiyen çocuklar ve kızım Melisa'ya benzeyen Alber Anker'in kızının resimleri diyebilirim.

İSviçre'ye tekrar gittiğimde mutlaka müzesini ( evini ) ziyaret etmek istiyorum .


Daha detaylı bilgiye bu linkten ulaşabilirsiniz.



 

















31 Mayıs 2016 Salı

NATALİM



2002 yılı / Nişantaşı

Hayatımın her döneminde kendime özel bir arkadaş istedim. İlkokula başladığım zamanda bu böyleydi. Okulun ilk günü bana uygun, bana özel kim olabilir diye, gözlerimi kulaklarımı açıp etrafımı incelerdim. Benim büyük ihtiyacımdı. Duygularımı, günlük hayatımı, yaşadıklarımı yaşayacaklarımı paylaşmak büyük bir ihtiyaçtı. İnanılmaz bir sadakatle bağlanmak, samimi olmak, vefakar olmak, güvenilir olmak, kardeş gibi olmak, sırdaş olmak, dost olmak, diğer gözü olmak, aldığı nefeslerden biri olmak, nefeslerimden biri olmak, bir dilim ekmeğinin yarısını verebilmek, bir yere giderken ya o , ya onun için, diyebilmek istedim.
Ve her dönemde arkadaşlarım, bu özel insanlar benim hayatımda oldu, halen varlar. İlkokul, ortaokul, lise, üniversite döneminde hep teklerdi.


Natali ile arkadaşlığım benim atölye hayatımla birlikte başladı. 1991 yılında. Benim hocam oldu, bana ders verdi, beni düzeltti, bana öğretti, aynı noktaya baktık, aynı anda çayımızı yudumladık, tostumuzu yedik, aynı resimlere baktık, aynı resmi yorumladık, aynı kalemi tuttuk, aynı renk boyalara bulandı parmaklarımız, senelerce günlerimiz, aynı resimlerin önünde geçti ( Gülseren Kayalı'nın), aynı müziği dinledik, aynı havayı soluduk, gün oldu aynı ortama gelip, birbirimize hayatlarımızı anlattık. Kitaplar okuduk, birbirimize yorumladık. Birbirimizi dinledik. Yetmedi, eve gittik yine telefonlara sarıldık, okuduğumuz kitaplardan bahsettik birbirimize, okuyacaklarımızı anlattık. Artık sık sık görememeye başladığımızda, birbirimizi nasıl özlediğimizi masallarla anlattık. Natali, Alice oldu harikalar diyarına gitti bir gün, Fransa'ya. Gözümüzün önüne o masal geldi, karakterleri canlandırdık konuştuk. Balıklarımız oldu Esmeralda ve Quasimodo , hatırlamıyorum şimdi... Onları konuşturduk. İki sene boyunca her gün buluşup, bir sıkıntı için, o ağladı, ben ağladım. Kafeye oturup ağlaşırdık, yollarda ağlaşırdık. Bir olayın savaşını vermiştik. Sonunda kazanmıştık .


Şimdi de o günlerin izlerini taşıyoruz. O mekanlarda, resimlerde, caddelerde, kaldırımlarda, kitapçılarda, kafelerde, kitaplarda, sonbaharın yağmurunda, bir şemsiyenin varlığında, düşen bir sararmış yaprakta, kışın karı beklerken, düşerken , konuşmalarımızın izinde, hatıralarımızın zihnimizdeki  hayallerimizin vücud bulmuş hallerinde. Uzak olsakta, hergün telapatik olarak Natali nasıl şimdi, ne yapıyor, ne okuyor, ne düşünüyor, hangi kutusuna bakıyor, hangi fincanını kullanıyor kahvesi için...
Hayatıma iz bıraktığı , birlikte yoğrulduğumuz için ne kadar şanslıyım.  Birlikte yaşlanacak olmakta  heyecan verici, konuşacak çok şeyimiz oldu şimdiye kadar ve kitaplar, resimler, filmler hayatımızda oldukça, onları detaylı konuşmak, dantel işlemek kadar keyifli olacak. Yazmak , biriktirmek, küçücük bir ayrıntıya önem vermek , saklamak, hatırlamak, umursamak ne kadar önemliyse, bunları anlayan bir arkadaşınla paylaşmak o kadar keyifli...


Bu yazıyı Natali'nin varlığı için yazmak istedim. Natali gibi benim için şu an onun kadar önemli arkadaşlarımda var tabii... Onların yeri de bambaşka... Hepsi için duygularımı zihnimde şekillendiğinde buraya not düşmek istiyorum. Ne kadar zenginim diyorum kendi kendime , ne kadar renkliyim...


Yaşlılığımızda, hayallerimizin diğer kısmını gerçekleştirmek için , fazla çaba sarfetmeden, birlikte yanyana dizdize, eskisi gibi birbirimize daha yakın olarak 
yaşarız umarım.

30 Mayıs 2016 Pazartesi

ATÖLYE 63 KARMA RESİM SERGİMİZ.

Atölye 63 olarak 2 sene önceden karma resim sergisi yapmaya karar vermiştik. Atölye arkadaşlarımla birlikte , en eskisiyle Gülseren Kayalı atölyesinden Studio Peinture'dan , 1991 'den beri birlikte aynı ortamda,  birlikte çalışıyoruz. Onlarsız resim yapmayı düşünemiyorum. Ben resim yaparken onları da aynı ortamda arıyorum. Atölye ortamı böyle birşey oldu benim için. İnsan tek başına evinde resim de yapsa, onların görüşlerini istiyor. Gerçi şu anda birlikte çalışmaya bir süreliğine ara veriyoruz. Herkesin hayatta yapmayı planladığı şeyler için vakit ayırması gerekiyor. Güzel anlar, hatıralar biriktiren arkadaşlarımla birlikte güzel ve değerli paylaşımlarımız için , hayata birlikte güzel izler bıraktığımız için teşekkür ederim.
Ben her zaman aralarında en küçüktüm. 17 yaşımda olgun insanlarla birlikte resim yapmaya başlamıştım ve her zaman onlarla birlikte olmak, yaşıtlarımla birlikte olmaktan bana daha çok keyif verdi.


 Natalicim çekmişti bu resmi sergide. Canım arkadaşım, beni yalnız bırakmadı. Bir tane birlikte güzel bir fotoğrafımız yok. Ama bir sonraki yazıda bir fotoğrafımızla birlikte bir arkadaşlık yazısı hazırlayacağım.





 Kardeşim ve annemle birlikte



Sergi öncesi salonda hazırlık.

27 Mayıs 2016 Cuma

MOC ISTANBUL KAHVE'DE, KEYFİNİZİ YAŞAYIN.

Geçen ay atölye arkadaşlarımla birlikte bir karma sergi düzenledik. Resimleri çerçevelemek için Nurettin bey'e ( Art Gallary'e ) uğradık. Kendisi Teşvikiye'nin en uygun fiyatlı, en doğru tavsiyelerde bulunan çerçevecisidir. Resimleri çerçeveye bıraktıktan sonra , yanımdaki arkadaşımla birlikte, buralara kadar gelmişken, sokağında ağaçların gökyüzünü göstermediği , adı gibi güzel Şakayık sokaktaki MOC Coffee'yi gözümüze kestirdik. Hem dıştaki dekorasyonu hem de içerisi inanılmaz çekici. http://www.mocistanbul.com/ sitesinden detaylı bilgileri alabilirsiniz.



 SLOGANI DA GÜZEL :All You Need is Love and More Coffee


 Atmosferi çok güzel. Kitaplığı var. Gidip bir kaç saat kitap keyfi yapabilirsiniz.


 Ortadaki masa doğal ağaç kütüğünden. Üzerine kollarınızı koyduğunuzda kendinizi özel hissediyorsunuz. Ben öyle hissettim.