7 Ekim 2016 Cuma

HALLSTATT GEZİMİZ









Tam anlamıyla büyüleyici bir gezinin ardından, anlatmaya başlamak istediğim bir noktadan başlıyorum. Hallstatt. Avusturya'da Hallstätter gölü kıyısında. Küçücük bir köy, 2001 yılındaki nüfus sayımı 946 mış. Mutlaka buranın resmini bir yerlerde görmüşsünüzdür. Bir reklamda, görülmesi gereken yerler listesinde, ya da bir takvim kapağında.



                        
Tepeden görünüş








Biz buraya Salzburg üzerinden gittik. Halstatt'da kalacak yer bulamadık. En yakın yer olan Gosau 'nın bir köyünde bir apartman dairesi kiraladık. Russbach'ta ki bu evi ve çevreyi daha sonra anlatacağım.
Hallstatt , bir rüya şehri ya da cennet dekoru sanki. Bir film sahnesi gibi. Gezmeye bakmaya doyamazsınız. Her bir ev, her bir kare önünde durup, dakikalarca vakit geçirebileceğiniz bir yer. Havası berrak, bir günlük cennette bir seyahat, hayata motive olmak için inanılmaz bir yer. Tarifi ifade etmek için bulamadığım kelimelere burada bir boşluk bırakıyorum, siz doldurun.







Gölde kuğular yüzüyor. Gökyüzünde güneş. Gölün çevresinde dağlar itinalı yükseliyor.


Hallstatt 'da neler yapılır diye google'da yazdığınızda bir günde bitecebileceğiniz birkaç seçenek çıkar karşınıza. En güzeli, teleferikle tepeye çıkmak manzaraya bakmak, gölün çevresinde yürüyüş yapmak, gölde minik kanolar kiralayıp gezinti yapmak,  old town'u gezmek, ya da huzur için birkaç gün gölün çevresinde çok önceden kiraladığınız bir pansiyonda kalmak , hayatınızda kendinize vereceğiniz en muhteşem ve unutulmaz hediye olacaktır.



İlk yaptığımız şey teleferikle yukarı çıkıp, manzarayı izlemek oldu. Ama hava sıcaktı ve çok berrak bir hava yoktu. Ben aynı yerlerin fotoğraflarını incelediğimde bulutların dağ seviyesine indiğini şapka gibi durduğunu görmüştüm, ya da dağlara etek olan bulutlar vardı. Ama klasik Hallstatt manzarasını ya da köyü görmediğiniz için heyecanla tekrar aşağıya inmeden önce, manzaranın karşısında yukarıdaki restauranda birşeyler içip keyif yapabilirsiniz. Tuz madeni gezisi vardı, ama onun görmeyi tercih etmedik.








Ara sokaklardaki görüntülerle baş başa bırakıyorum. O kadar çok çekmişiz ki seçim yapmakta zorlandık.

















































Bu meydan inanılmaz güzel. En fazla fotoğraf çekilen ve detaylarıyla oyalayan bir mekan. Vakit çok olsaydı, saatlerce oturup birşeyler içebilirdik. Evlerin altında minik restaurantlar var.



El yapımı hediyelikler ve atölye bir arada.






O inanılmaz görüntünün önünde de bir hatıra fotoğrafımız olsun..


Mutlu Son.



















4 Ekim 2016 Salı

Minik bir not








Seyahatlerimde o kadar çok yazılacak şey oluyor ki, en başından kronolojik olarak yazmak istediğimde ya nereden başlayacağımı bilemiyorum ya da artık yazmaktan vazgeçiyorum. En son Prag, Salzburg, Hallstat ve Viyana gezisi yaptık. Bu sene epey bir gezdik aslında sene başında Slovenya sonrasında Budapeşte ... Ondan evvel İtalya gezimi anlatırken yarım kalmıştı. Fotoğrafları topla, ayıkla, seç... Sonra yazıyı özetle ya da bilgi topla epey tefferuatlı. Ekranın karşısında bu bilgileri organize etmek epey vakit alıcı. Son zamanlarda bloğuma bir kaç yazı ekleyebildiysem bunun asıl sebebi, artık gündem haberlerinin hiçbiriyle ilgilenmiyorum. Ofise gelir gelmez, cep telefonumdan fotoğrafları mail adresime gönderip, oradan blog kayıt sayfasında düzenleme yapıyorum. İşe konsantre olmadan yapıyorum bunların hepsini.
Aklımda en çok kalan, beni en çok etkileyen anlar, olaylar, gözlemlerle başlamak istiyorum anlatmaya bu şekilde de devam etsin bence. Olması gerektiği gibi değil, kendi istediğim gibi.




Her yer çok büyüleyici Avrupa'da . Her şehir sizi saygıyla karşılıyor, merhametli davranıyor, yüzünüze hafif bir mutluluk esintisi veriyor, yeni kullanılan havlu ve çarşaf gibi, bir ilk kullanımlık hissi veriyor. Çok mu abartıyorum bilmiyorum, ama ben böyle hissediyorum. Her şehir bir olması gerektiği tavır gibi davranıyor. Ülkemizde bize sunulan, aktif hayatın akış kirliliğiyle karşılaştırıyorsunuz hemen herşeyi. Soluduğunuz havadan, yanınızdan geçen kişinin yüzündeki kasların esnekliğine, ellerinin kollarının hareketlerine, trafiğine, çevre temizliği, seslere, neredeyse havadaki yoğunluğu ayrıştıracak kadar hissedip, gözlemlemeye başlıyorsunuz , yorum yapmak ihtiyaç haline geliyor. Seviyesiz farklılığın altında da ezilip gidiyorsunuz.


Gün içinde her dakika kendimi motive etmek için, hayatı yaşanır hale getirebilmek için çalışma düzeni içinde,  arada minik okumalara,  Voyage Fm'den müzikler, Shazam , Spotify, görsel hayaller İnstagram, Pinterest, bazen merak gidermek için duyduklarımı gördüklerimi de google'dan bakarım. Dönem dönem beni çok oyalayan şeyler oluyor.
Yazarlar, ressamlar, resimler, kitaplar, mekanlar, gezilecek yerler, kalınacak yerler, kitapçılar, kahve mekanları, bookingten oteller ve mekanlar bakıyorum. Bu bir not düşme yazısı olsun . Uzun bir giriş olucak yoksa...

7 Eylül 2016 Çarşamba

TARİHİ SEMTİMİZ ... KUZGUNCUK, NAİL KİTABEVİ


Bunca senedir İstanbul'da oturuyorum. İstanbul'u İstanbul yapan bir semt olan Kuzguncuğu görmemek benim için çok büyük kayıp. Bu semtte insanlar akraba gibi birbirini gözlüyor, hissediyor, kolluyor, bakıyor. Herkes birbiriyle Kuzguncuk diliyle konuşuyor, gözüyle bakıyor. Farklı bir havası var. Herşey stabil, sakin. Semtde bir kargaşa yok, herşey sakin. Gelen buraya , sokaklarına, havasına, kaldırımına taşına uyum sağlıyor. Her yer minik cafe dolu. Herkes dışarda. Keyif pozitif zincirleme bir etkileşime dönmüş ve siz de bunu hissediyorsunuz. Burada bir çok dizinin çekildiğini biliyor muydunuz. Mesela bizim çocukluğumuzun Perihan Abla'sı. ve hatta o sokağa ismini de vermişler. ve diğeri  Ekmek teknesi....Bu gidişim bir iş ziyaretiydi. Çok detaylı gezemedim ama otoparkla gideceğim nokta arası bile yetti bana.

Bu  minik Kuzguncuk haritasını üzerinde dükkanlarıyla birlikte inceleyebilirsiniz.
Bir semtin böyle bir haritası olması bile ne kadar özel olduğunu gösteriyor.
Bu sokak aralarında kaybolup, fotoğraf çekmek isterdim.


Bu tarihi dokuyu keşke her semtimizde koruyabilseydik.

Kapılardaki, evlerdeki  bu özeni süslemeyi görmek isteyenler , bir Kuzguncuk turu mutlaka yapın derim. Otopark görevlisine sordum, haftasonları çok izdiham olmuyormuş.


Bu kapının önünde kaç kişi fotoğraf çektirmiştir kim bilir.





Nail kitapevini duymayanlar olabilir. Ben instagram hesabından takip ediyorum. ve keşke orada olsam dediğim çok zaman olmuştur.








Tam köşe bir bina ve iki katlı
Hayal ettiğimiz kitap okuma köşesini yapmış Nail kitap evi.
Camın kenarlarında döşekler var.


Döşeklerden birinden oturup, Eski bir İstanbul kitabını karıştırdım.

İnstagramdan daha güzel fotoğrafları görebilirsiniz. Benim sürekli takip ettiğim adresler ; Kuzguncuklife, cupinnkuzguncuk,personofkuzguncuk,nail_kitabevi,

5 Eylül 2016 Pazartesi

Benim gözümden Kadıköy


Kadıköy'e gidilince bir sürü şey yapılır. Dinginlik isterseniz, Moda'ya gidin, bol ağaçlı sokak aralarında yürüyün, çay bahçelerinin olduğu yere gelince Kemal'in yerine en dipteki yer bizim favorimiz, alışkanlığımız, olmazsa olmazımız, her gittiğimizde mutlaka oturduğumuz, anılarımızı biriktirdiğimiz yer. 2011 yılındaki bir paylaşımımı da buldum.





Ali Baba dondurmacısının önü de şenlik yeri her zaman, bayram yeri ya da mutluluk çemberi, herkes mutlu, herkesin yüzünde kocaman bir gülümseme, tatlı bir telaş ...


Fenerleri boşuna asmamışlar . :)





Tam karşısında ki konağa da bir bakın yerinde duruyor mu ...





Duvarları itina ile grafiti ile süslemişler. Bence sokakları neşeli hale getirmiş. Bu yollarda yürüyen herkesin dikkatini çekiyor ve herkes durup fotoğraf çekiyor.




Bu gezi, yazın başlangıcındaydı. Renkli saçlar, elde Ali baba dondurması, yüzde hadi anne çabuk ol gülümsemesi, arkada sırada bekleyen fotoğraf çekmek isteyenler...



















Bu banka reklamının üzerine yapılmış bir çalışma, kolaj gibi olmuş benim çok hoşuma gitti.






Kadıköy çarşıda kahveciler sokağında kahve keyfi de yapın. Her yer kahve kokuyor, her yer de kahve içiliyor. Her yerde mutluluk, pozitiflik var.




Otoparka bile bir grafiti kondurmuşlar.





Sahil tarafındaki parkın çevresinde de bir tur atabilirsiniz. Kadıköy iskelesinin önünden başlayıp, büyük bir çember çizip Moda'ya çıkmadan, tam Akmar pasajının arkasına çıkıyorsunuz.









Duvardan çıkartılmamış bir reklam



ve minik kilisenin duvarındaki bu güzel Kadıköy resmi...

Benim gözümden Kadıköy...








19 Ağustos 2016 Cuma

GÜNÜMÜZÜN KARAKÖY'Ü

Karaköy eskisi gibi değil artık. Turistik ve eğlenceli bir yer olmuş. Bir İstanbullu olarak , İstanbul'un yeni açılan mekanlarını , yenilenen yeni yüzünü görmeye can atıyorum. Tatillerde uzun vakitler bulunca bir gezgin gibi, turist gibi gezmek çok hoşuma gidiyor. Geleceğe taşıyacağımız anıları da biriktirmiş oluyoruz bu şekilde.
Yeni Karaköy birbirinden güzel mekanlarının yanında , grafitileri de ayrıca çok güzel.
Ben sizi bu görsel şölenle başbaşa bırakayım. Mutlaka gidip yerinde görün. Bir gününüzü ayırıp İstanbullu bir de o mekanlardan dinleyin.























Dondurmino gerçek İtalyan dondurması. İtalya'dakiler kadar lezzetli, hiç şüpheniz olmasın.



Minicik keyifli bir mekan.



Karabatak 'ın iç mekanı kadar, içerden dışarısını izlemekte çok keyifli.
O mavi camdan içeri süzülen ışığın verdiği hissi anlatmaya ve bu fotoğrafta hissettirmeye hiçbir şeyin gücü yetmez.
İçeride daha resmedecek çok detay var, ama yerinde görün :)
Kimseye rahatsızlık vermek istemedim.














 GRIGIO  kim tanımak isterdim. Çok güzel eserleri var. Belki bu yazıyla ulaşır bana.


Karaköy'ü tüm İstanbulların hatırasına yerleştirmeye hazır. İnstagramda bir çok insanın fotoğrafını gördüm bu şablonun önünde. Sizin de olsun.