1 Kasım 2010 Pazartesi

ANADOLU KAVAĞI / YOROS KALESİ

Geçen haftalar da Yoros Kalesine çıktık.  Anadolu kavağının içinden, o mis gibi ızgara balık ve kalamar-midye kızartma kokularının arasından çıktık kaleye. Beynimin bir köşesinde de taze ekmek arası balık yediğimi hayal ediyordum.  Uzun zamandır gitmiyorduk. Biz oraya  çıkarken Anadolu kavağına gidiyoruz derdik. Meğer biz Yoros kalesine çıkıyormuşuz da bilmiyormuşuz. Senelerce çıktık o yokuşları, kaleye gitmek değildi amaç. Amaç boğazın Karadeniz'e açıldığı noktayı, o eşsiz görüntüyü görebilmek ve gökyüzüne karşı bir oh çekebilmekti. Derinliği hissetmek, enerjiyi üstümüze çekebilmekti.

 Kaleyle ilgilenmezdik, kale sadece bir araçtı. Karadeniz'i nereden daha iyi görebilirdik. kalenin içinden mi, dışından mı, yoksa şu kayanın üzerine çıksak oradan mı ?

Yanımıza aldığımız bisküvilerimiz, kahvemiz, ve meyvelerimizle bir de küçük piknik yaptık çam ormanlarına karşı. Aşağıda balık ekmekler bizi beklerken, bu kuru kuru her an elimizin altında olan erzakları bir an evvel yememiz gerekiyordu. Çünkü Melisa evden çıktığımız andan itibaren; anne ne zaman yiyeceğiz çantadakileri, ne zaman varıcaz Anadolu kavağına, geldik mi anne, geldik mi baba, diye diye yedi bitirdi bizi bütün yolculuk boyunca . Çok  bunaldık çook.
 Bu resimde, atıştırmadan sonra rahatlamış hali Melisa'nın. Uzaklara dalıp gitmiş...

Hiç yorum yok: