30 Aralık 2010 Perşembe

BİTMESİN DİYE YAVAŞ OKUNANLAR...

Geçen sene tanışmıştım Buket hanımla. Yazı evinde küçük bir sohbete davet etmişti bizi birkaç arkadaşımla. Sonrasında yine birkaç söyleşisine katıldım. Çok sevdim, çok mutlu oldum. Sevdiğiniz bir yazarla seneler sonra bir araya gelip sohbetler etmek , çok değişik bir duygu. Özellikle gezi notlarını çok seviyorum. Romanlarında ki, ayrıntılara girişi ben çok cezbediyor.
Bu kitap, kendisini anlatan bir kitap, giriş bölümü harika... Buket hanımı yakından tanımak isteyenler keyifle okuyabilir. İstanbul'da yaşayan arkadaşlar, sohbetler olursa size de haber veririm, birlikte gideriz.

28 Aralık 2010 Salı

"TOWN" Bir Soygun ve aşk filmi

Bakmayın öyle soygun filmi dediğime, işin içinde soygun var, ama yine Amerika , yine dejenere olmuş kendi toplumunu , olayların gerçekte nasıl gerçekleştiğini gösteriyor. Evlerimizden  ya da bizlerden ne kadar uzak..
Bizim sokaklarımızda böyle polis - hırsız kovalamacaları yok. Şükrediyorsunuz filmi izlerken :)
Soygun, silah, uyuşturucu üçgeninin nasıl işlediğini gayet iyi anlıyorsunuz. Ama şehrin görüntüsü inanılmaz. Aslında bu tarz filmler bana göre değil , ama ne yapayım eşim bu tür filmleri genelde indiriyor, bende izliyorum. Kaçırılmayacak bir film değil. Ama başından sonuna alıp götürüyor.

Doug, Boston’da acımasız banka soyguncularının lideridir. Ancak herşey, çetenin son işinde banka yöneticisi Claire’i rehin almalarıyla değişir. Onun aynı mahallede oturduğunu öğrendiklerinde Doug, olayı kontrolü altına almaya çalışır. Doug ile Claire’in ilişkisi tutkulu bir aşka dönüşünce, kasabadan gitmek isterler, ancak federal ajanlar peşlerindedir. 

Yarın da, uzun zamandır bitmesin diye okumadığım kitaplardan bahsedeceğim...

27 Aralık 2010 Pazartesi

DRİZELLA'NIN TERLİKLERİ :)

Haftasonu bana kısa çaplı bir cinnet geçirtti minik kızım ... Mağazaları dolaşırken, kırmızı pullu ve pembe simli minik kızlar için topuklu ayakkabılar gördük. Tutturdu "o ayakkabıları istiyorum", "kızım olmaz senin ayaklarına o ayakkabılar, senin ayakların büyük" " oldururum ben anne, istiyorum( Drizella Melisa )" " Kızım olmaz, ayakkabı bozulur" " olur anne lütfen, yalvarıyorum bak lütfen" " olmaz, hem çok pahalı ( 55 tl)" " olur anne, en once babamı ara, sonra dedemi ara, onlarla konuşmak istiyorum " " kızım lütfen yapma, gel ben sana başka yerden bakayım topuklu ayakkabı buradakiler olmaz" " hallah hallah , ben babamla konusmak istiyorum, gelsin buraya, o olur der belki " " annecim baban işte, buraya gelmesi saatler alır" " olsun biz kapının önünde o gelene kadar bekleriz"
 "olmaz yürü dedim sana" bu arada ben koptum. Mağaza tıka basa dolu, biz içerde birbirimize yalvarıyoruz.
Kapının önüne çıktık, babayı aradık, baba ikna etmeye çalıştı 10 dakika, bana fenalık geldi, çarpıntım tuttu. Aldım elime telefonu "hadi artık yeter " kapadım. Sonra tutturdu yine konuşucam diye. Bu sefer baba telefonu açmadı. Eve döndüğümüzde de " Senden şunun cevabını bekliyorum baba, neden sana telefon açtığımızda telefonu açmadın." .................


Pazar günü Carrefour'da bu terlikleri bulduk. Nasıl zarif  tam Sinderella'nın ayağına layik. :) bizim küçük 5,5 yaşında ki, kemikleri irice kızımız. " Kızım olmaz senin ayaklarına onlar" dememe rağmen. Terlikleri yere atıp çizmelerini çıkarıp, çoraplı ayaklarını ittire ittire giymesi bir oldu. Nasıl komik bir görüntüydü anlatamam. Üzerinde montu, çoraplı ayaklarına uymayan, ama uyduran Dizella kızımın ve eli belinde hali gözlerimin önünden gitmiyor. "Tamam bunlar oldu , bunları istiyorum " dedi. O anda da terlikler iki elinde, çoraplarla yere basıyor. Ben kendimi zor tutuyorum, 2. krizi geçirmemek için," bu sefer pes ediyorum" dedim.


Ayağa son derece sağlıksız , plastik bir terlik, ama topuklu. Eve gelir gelmez hemen ayağına geçirdik. Tıkırdatmasın diye, babamız hemen altlarına ses önleyici bantları yapıştırdı. Mutfağa bir girdi küçük hanım. Şimdiye kadar hiç sormadığı soruyu sordu. "Anne yapılacak bir şey var mı, ben yardım edeyim sana" " Torbaları boşaltmama yardım edebilirsin, al bu kutuları banyoya götür, şunu da odana bırak" " Olmaz anne , ben teker teker götürürüm " :) küçük hanım bir yandan ayaklarını izliyor, evin içinde topuklu terliklerle git gel alıştırma yapıyor.



Bu akşam yatmadan önce, bir hatıra fotoğrafı çekeyim dedim. Bu arada, geçen haftasonu, tırnaklarına altın yaldızlı oje sürdürtmüştü. Okula giderken ellerindekileri çıkarttırdı, ama ayak tırnakları nasılsa gözükmüyor diye çıkarttırmadı. O tombiş parmaklarında nasıl duruyor o ojeler, hele bir de bu terlikler. Yaş 5,5 ama, görünüm ojeydi terlikti, epey büyüttü kendini... Sütüm benim :)

24 Aralık 2010 Cuma

FİLM İZLEDİM " DEPARTED"

İlk önce kendi düşüncemi belirteyim; film başından sonuna alıyor götürüyor. İlk hissettiklerim, Amerikalıların ne kadar dejenere bir toplum olduğu. Filmin ilk başında, şu anda da her toplumda uygulanan, istediğini vererek borçlandır, sonra senin için canını vermeye mecbur et. Ders  : Tek taraflı hediye asla kabul etme ! :)
İyi seyirler...

Köstebek, Massachusetts Eyalet Polisi’nin şehrin en büyük suç organizasyonunu çökertmek için geniş çaplı bir mücadele başlattığı Güney Boston'da geçiyor. Amaç, güçlü mafya babası Frank Costello'nun egemenliğine içeriden bir müdahaleyle son vermektir. Güney Boston'da büyümüş olan genç çaylak Billy Costigan'a, Costello'nun çetesine sızma görevi verilir. Billy, Costello'nun güvenini kazanmaya çalışırken, "Güney Yakası"nın sokaklarından gelen bir başka genç polis Colin Sullivan da eyalet polis teşkilatında basamakları hızla tırmanmaktadır. Özel Soruşturma Birimi'nde kendine yer bulan Colin, Castello'yu yakalamakla görevli az sayıdaki elit polis memurlarından biri olur. Üstlerinin bilmediği şey, Colin'in Costello için çalıştığı ve suç patronunun polisin hep bir adım önünde olmasını sağladığıdır. Her iki adam da, içine sızdıkları organizasyonun planları ve karşı planları hakkında bilgi toplarken, sürdürdükleri çifte yaşamları yüzünden oldukça zorlanmaktadırlar. Ama hem gangsterler hem polisler aralarında bir köstebek olduğunu anlayınca, Billy ve Colin sürekli olarak düşman tarafından yakalanma tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Dolayısıyla, kendilerini kurtarabilmek için karşı taraftaki köstebeğin kim olduğunu bulmak konusunda birbirleriyle yarışmaya başlarlar.

22 Aralık 2010 Çarşamba

DALINDAN TAZE...

Bugün Tuzla'ya bir müşteri ziyaretine gittim, dönüşte yol üzerinde arkadaşım Şebnem'in çalıştığı firmaya uğradım. Beraber öğle yemeği yedik. Sonra, gel sana etrafı  göstereyim dedi. Küçücük bir tarla yapmışlar kendilerine... Karalahana, biber, nane, maydonoz, marul, sovan, roka ekmişler. Hergün koparıp koparıp kullanıyorlamış. Kendisi karanlık çökmeden, bahçeye inip, roka koparıyormuş, salata yaptırıp, bir güzel yiyormuş... OHHH... dedim. Hem çalışıp, hemde böyle bir olanağa sahip olmak kimlere nasip olmuş ki...
Birkaç biber kopardık, kızıma getirdim, dalından koptuktan bir kaç sonra ilk defa taze birşey yeme şansı oldu. Hangimizde var ki bu şans... Aslında hepimiz kendimize az ya da çok bu şekilde imkanlar yaratıp, azıcık toprakla ilgilenebiliriz.

19 Aralık 2010 Pazar

ÇİKOLATA FONDÜ

Hiç aklımızdan çıkmayan, Kahve dünyasını görür görmez aklımıza gelen tek şey çikolata fondü...
Muzlu, 3 çatal ile istenir ,muzlar bitince, 3 kaşık istenir,  itinayla, sıra bende diyerek, çikolata kaşıklanır. :)


17 Aralık 2010 Cuma

1-4 YAŞ ARASI ÇOCUĞU OLANLAR !


Fotoğraf ; Monique 'e ait ( fotoğrafçı)


Bu projeye Melisa'yla birlikte katılamıyorum. Çünkü 5,5 yaşında. Evde bu çalışmayı yapmaya karar verdik . 1-4 yaş arası çocukları olanlar, isterseniz projeye bir göz atın.

ADIM ADIM BÜYÜYORUM bir sosyal sorumluluk projesi olup, Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar Derneği(ERAM) yararına gerçekleştirilmektedir. Projede asıl amaç ERAM çocuklarının ve ailelerinin sesini duyurmak, dernek bilinirliğini arttırmaktır.
Bebeğinizle birlikte yaptığınız çalışmalar proje sonunda sergilenip satışa sunulacak ve elde edilen gelirin tümü ERAM’a aktarılacaktır.

15 Aralık 2010 Çarşamba

BEN BUYUM...

Şurada neredeyse 2 aydır blog yazıyorum, profilimi tam olarak tamamlayıp kendimi ifade edemedim. Zamanla, adım adım, bu bilgileri tamamlayacağım. Vakit yok çünkü.En baskın yönüm şu anda annelik . Tabii bir de çalışıyorum. Annelikten önce ben yoğun bir şekilde resim yapıyordum. Hobi olarak başladı. Bir atölyede yaklaşık 8 sene akademik eğitim aldım, ressam asistanlığı yaptım, sanat galerisinde çalıştım, ders verdim, karma sergiler, kişisel sergiler...Buna rağmen geldiğim nokta ve vakit ayırmam gereken noktam şimdi annelik. Ama yeni taşındığım evimin bir bölümünde bir atölyem var artık. Herşey hali hazırda, beni bekliyor. Ama motivasyon yok. Eski halime dönmeye çalışıyorum. Ama olmuyor. Blog yazmak beni çok cezbetti. Yeni insanlarla tanışmak, onların hayatında olmak. Çok keyifli. Çok güzel arkadaşlıklar var burada. Benimde yaratıcı olan insanlar arasında olup bir kıvılcım , anne olanlardan destek, dışa dönük herkesten enerji almam gerekiyor. Eski resimlerimi paylaşacağım zaman zaman sizinle ve sonrada yenilerini yapıp, burada sergileyeceğim


14 Aralık 2010 Salı

ŞEKER DİYARI...

Bu kutu oyununu öneririm.( MB Games) Çocuğunuzla masabaşında oynamak için ideal. 3 yaş üzeri. Sıra almayı, kaybetmeyi kazanmayı, dikkatli olmayı öğrenir. Biz hafta da birkaç akşam oynuyoruz. Hani yılbaşı geliyor ya, belki kuzunuza almayı düşünürsünüz, pişman olmazsınız.

12 Aralık 2010 Pazar

YILBAŞI SÜSLEMELERİ SONUNDA BİTTİ...

Her yılsonu yaklaşırken,  evin mumlukları, noelbabaları, uğurböcekleri, kırmızı varsa herneyse ortaya çıkar, yerini alır. En azından şubata kadarda çoğu kalır, soğuk kış akşamlarını ısıtır. Bugün onları çıkardım ortaya , içimi ısıttım, sonrada her zaman ki gibi fotoğrafladım. İlk defa da paylaşıyorum.





                                                                 Kızımın perileri...





Yorgun, berduş , ama sonuca ulaşmış mutlu ben...

11 Aralık 2010 Cumartesi

Kadıköy Çarşısı

Kadıköy'e gitmişken, çarşıya gitmemek olmaz. Hava çok soğuktu. Fırtınayla birlikte buz serpiştiriyordu. Yüzümüz acıdı, yanaklarımız al al oldu. Ellerimiz soğuktan hissetmedi. Ama Çarşı güzeldi.



TİYATROYA GİTTİK . BENİM ARKADAŞIM YOK!

Bugün, Şehir Tiyatrolarında çok güzel bir oyuna gittik. Çok güzeldi. Melisa keyifli ve dikkatli izledi. Oyunu detaylı anlatmak istiyorum ama gücüm yok. Oyunun anlatıldığı bir siteden alıntı yapıyorum.




"Oyun, bir kız çocuğunun arkadaş arayışı olarak özetlenebilir. Ön oyunda, oyuncular ellerinde bavullarla durum komiği sergileyip seyirciyi oyuna ısındırıyorlar. Kız oyuncunun hapşırması ile erkek oyuncu bavulunu açıyor ve mendil uzatıyor. Oyunda buraya kadar simsiyah olan fon perdesi bavuldan çıkanlarla renkleniyor. Beyaz rulodan havlu, fona yapıştırılıyor; sarı bir masa örtüsü güneş, gravatlar güneşin ışınları oluyor. Oldukça hoş ve yaratıcı bir yaklaşım fona. Özel tiyatrolarda dekor için yeterli maddi desteğimiz yok diyen gruplara bu oyundaki yaklaşımı dikkate almalarını öneririm.Tren bekleyen iki yabancı, arkadaş arayan çocuğu oynamaya karar vererek ön oyunu sonlandırıyorlar.
İzleyicinin oyuncuları tanıması ve fon perdesinin düzenlenmesi seyirciyi içine alan bir şölen biçiminde gelişiyor. Oyuna başlarken de aynı uslup devam ediyor. Oyuncular, bavulların birini diğerinin üstüne açık şekilde koyarak paravan yaratıp, arkasında oyun giysilerini ve malzemelerini hazırlıyorlar.
Doğum gününde evde tek başına kalan küçük kız, pastasını alıp dışarıya arkadaş aramaya çıkıyor. Oyunun bundan sonrası erkek oyuncunun hırsız, korkuluk, çöp toplayıcısı, sihirbaz, trafik polisi gibi çeşitli tiplere girmesiyle devam ediyor. Tanışmalar, çeşitli çocuk oyunlarıyla süslenip oyun devam ediyor. Birdirbir, el kızartmaca, saklambaç, uzun eşşek, aynı anda hareket etmece, ön-dö-tua 1-2-3 (oyunu bu adla biliyorum), kukalı saklambaç, istop, kule devirmece, çuval yarışı gibi oyunlar, kız çocuğunun sahneye giren tiplerle oynadığı oyunlar. Çocuk oyunlarına geçişler tümüyle organik ve durumla bağlantılı biçimde gelişiyor. Örneğin çöp torbasına eğilen adamın üstünden atlayıp uzun eşek oyununa başlanıyor. Bir çocuk oyunu şöleni adeta oyun. Müzik ve efektlerde bu oyunların geçişlerine yardımcı oluyor.
Dekor olarak herhangi bir nesne kullanılmasa da, görsel zenginlik oyunda efektlerle yaratılıyor. Pastanın maytabından tutun da, kız çocuğunun sokakta her karşılaştığı tipleme için havaya savurduğu kağıt kırpıkları, görselliği artırıyor. Işık, sahne, efekt ve kostüm tasarımcıları, oyuna destek veren ve bütünlüğe hizmet eden tasarımlarıyla başarılı bir çalışma çıkarmışlar. Küçük kızı oynayan oyuncunun kostümü, bir okul çocuğu formasının nasıl bu kadar güzel stilize edilebileceğinin kanıtı. Bir pantolon, bir bluz, bir yaka ve saça takılan iki fiyonkla hem oyuncunun yaşı gizlenmiyor, hem de küçük bir kız çocuğu olduğuna inandırıcılık sağlanıyor. Sihirbazın sahneye gelişinde de efektler devreye giriyor. Sadece basit ve yeterli iki sihirbazlık oyunuyla, sahnede inandırıcılık ve gereken etki sağlanıyor."


Burada bahsedilmeyen birşey var ki bence önemli birşey, oyun esnasında müziğe bir de canlı müzik eşlik ediyor.

9 Aralık 2010 Perşembe

FAISAL'IN KIZLARI AMNA&RABIA&ZOHA ve EŞİ SOULLY

Yıllar önce Pakistan'dan bir mektup arkadaşı edinmiştim kendime. Çok ısrarlı, verimli, sadık bir arkadaşlığımız oldu Faisal'la. Her hafta mektup gelirdi, her hafta mektup yazardım. Süslü mektuplar, stickerlar, kartlar, dergilerden kesilmiş resimler, kitaplar, kasetler, gitti geldi Pakistan-Türkiye arasında. Türkiye'ye gelmek çok istedi. Babasını kaybetti, abileri evlendi, annesini kaybetti, kendi evlendi, ikizleri oldu, para biriktirdi, Türkiye'ye geldi karısıyla. Sonra bir kere kendi geldi. Önümüzde ki sene Haziran'da ailece gelmeyi planlıyorlar. Kızlarının son fotoğraflarını göndermiş. Pakistan'a sevgiler...


8 Aralık 2010 Çarşamba

DAVRANIŞ DEĞİŞTİRME İLKELERİ !


Öğretmeniyle konuştum bugun Melisamın. Deftere yazdığım notların derinliğinden ve konuşurken ki sesimde hissettiği endişeden," aynı Melisa gibi davranıyorsunuz" diyerek gülümsedi. "Gereksiz yere telaşlısınız. Birşey yok ortada. Melisa sağlıklı, mutlu, çok akıllı, kendini kurallara uymaya alıştırıyor. Çok fazla üstünde durmayın. birşey hissettirmeyin, sürekli Melisa Melisa diyip uzun uzun konuşmayın, gözlemliyorum, farklılıklarda paylaşıcam sizinle" dedi.

Filiz hanımcım, benim dert dinleyen, şirkette ki doktorum, benim yeni arkadaşım, bana bugün aslında hepimizin bildiği birkaç şeyi hatırlattı.
Kızımla ilgili yeni olayı paylaştığımda, beni karşısına aldı. Davranış Değiştirme İlkeleri konusunda bir açıklama yaptı. Sadece çocuklar için değil, halen hepimiz için geçerli olan bu ilkeler. Öğrenme; 1) Klasik öğrenme 2) Model alma 3) Ödül ve Ceza.
Hiç panik yapacak birşey yok. Hepimiz öğreniyoruz. Kızım da öğreniyor. Nerde durup, nerde devam etmesini öğrenecek. Geçiş döneminde , öğrenme devresinde, çünkü büyüyor. Bizde öğreniyoruz. Nasıl öğretmemiz gerektiğini, nasıl sabırlı olmamız gerektiğini, nasıl ceza ve ödül vereceğimizi, nasıl model olacağımızı. Kızımla , kızımızla, aynı anda...
Durum çözülmüştür.... Öğreniyorum ve öğretiyorum.

7 Aralık 2010 Salı

KIZIM DURAMIYORMUŞ -DÜRTÜSEL KONTROL NEYMİŞ?

                                                                              
Bayram'dan sonra okulda Melisa çok hareketliymiş. Arkadaşlarını şikayet edip duruyormuş. Aslında hareketli bir çocuk, ama bu dahada artmış. Bayramda uyku saatimizin düzeni bozulmuştu. Uykusuz kaldığı saatlerin acısını çıkarmayı çok iyi biliyor. Huysuz oluyor, söz dinlemiyor. Bize de evde iki haftadır bu şekilde  ve cinnetin eşiğinde dolaşıp duruyoruz. Öğretmenine uykusuzluğundan kaynaklandığı açıkladım. Ama bana başka şey anlatmaya çalışıyormuş. Başladığı işleri yarım bırakıyormuş, sağıyla soluyla ilgileniyormuş, kalkıp başka arkadaşına yardım ediyormuş. Herşeye atlıyormuş. Atlama atakları varmış.

Biz bir süre babasıyla aramızda diyaloglar yarattık. İş yerinde başımıza gelen olayları anlatıyoruz. Şöylesi doğru, böylesi yanlış gibi." Melisa sen ne düşünüyorsun bu konuda?""Bu konuyu kapatalım ....yada bu konuda konuşmak istemiyorum" diyor. Okul pedagog'undan randevu aldık. Öğretmenine de rica ettim. Sınıf içinde yaşadıklarını pedagogla paylaşlamısını. Bu arada, biz dayanamadık, görüşmeden önce, babasıyla aramızda toplantı yaptık :) Melisa'yla konusalım bakalım nedir derdi. Sınıfta öğretmenini üzmesi bizi gerçekten üzdü. Söz dinlemeyen bir çocuk olmasına tahammülümüz yok. 

Başladığı işleri yarım bırakmasının sebebi, arkadaşlarının önce bitirmesiymiş.  Aslında direktiflere uyamıyor diyorlar. Öğretmeni soru sorduğunda, ya da birşeye başlanacağı zaman , hep ben bilirim, diyip sorunun cevabını söyleyiveriyormuş. Cevaplar boş değil, hepsi doğru cevap. Ama öğretmeni hep şu kelimeleri fazlaca kullanmaya başlamış. " Melisa sıra senin değil, Hayır Melisa, Beklemen lazım Melisa..." gibi.

Pedagog " Başarıya odaklamışsınız, koşullu sevgimi yarattınız acaba ???" ne yaratmışız, ne yapmışız biz diye o an afalladık. Düşündüğünü anında yapma eğilimi varmış, kendini durduramıyormuş.En başarılı kendisiymiş gibi davranıyormuş. Hatta okul öncesi testleri yapılırken geçen sene, Melisa Pedagog'a dönüp " Bu testleri arkadaşlarım geçti mi, doğru yapabildiler mi " diye bir soru sormuş.

Ama evde bu şekilde değil.??? ya da biz bu şekilde birşey hissetmedik. Ama sınıf ortamında hep ben bilirim, ben biliyorum, ben yapayım şeklinde hareket ediyormuş.  Hayır dendiğinde oturuyor, sonra unutup tekrar kalkıyormuş. Tutamıyormuş kızım kendini, ya çok akıllı çocukların ağzından cevap gelene kadar söyleyimde bitsin gitsin diyor, ya da duramıyor. Bekleyemiyor. Bu bir dürtüsel kontrol bozukluğu olabilirmiş ya da kalıtsal olabilirmiş???
Akademik ortamda testlerle tanı konulmasını istedi okulun Pedagog'u. Çok üzüldüm, afalladım, dağıldım, sonra toparlamaya çalıştım kendimi, yine afalladım, yine toparlandım, biraz dağınığım...
Öğretmenini aradım aynı akşam.

" Bu çocuk akıllı bir çocuk, burnunu da karıştırıyor ama, yapılmaması gerektiğini ben ve babası ve siz aynı anda söyleyince, yanlışı doğruyu öğreniyor ve kendine engel olmaya çalışıyor. Şimdi biz , sağına soluna bakmadan, ilk önce verilen işi yapmasını gerektiğini söyleyeceğiz, sınıfta bir faaliyet esnasında yerinden kalkmamasını, öğretmeni kime sorarsa onun cevap vermesi gerektiğini,  eğer bunları öğrenemiyorsa ya da yine kendine engel olamıyorsa, ve ilerleme yoksa, o zaman farklı düşünelim" dedim. Tabi onlarda, ana sınıfı olduğu için , acaba bir sıkıntı var mı diye hemen paylaşmak istemişler. Bu yaşta bu hareketlerin incelenmesi gerektiğini, aslında geçen senede bu şekildeymiş, ama paylaşma gereği duymamışlar yaşı küçük olduğu için. Belki de birşeyler var bilemiyorum... Biz bir iki uzman bulduk. Bir iki haftaya kadar, üzerinde biraz uğraşıp denedikten sonra , yeni gözlemlerimizle birlikte gitmeyi düşünüyoruz. Sakin olmaya çalışıyorum....

YENİ YILI KARŞILAMAK.

Her sene olduğu gibi, bu sene de içimizde ki o , yeni yıl neşesini yaşamak istedik. Yeni yılı rengarenk , ışıltılı karşılama isteği ,  küçük mutluluklar, süprizler ve hep böyle sürsün dilekleri yaşar içimizde. Ve bunları bembeyaz bir yumuşaklığın , ışığın ve saflığın kaplaması  bekleriz. Biz ağacımızı süsledik. Hazırız.


5 Aralık 2010 Pazar

KAKTÜSÜMÜZ ...

Melisa'mı bugün tiyatroya götürecektim. Şehir tiyatrolarının internet sitesinden, vakit buldukça ( geceleri) bilet satın alıyorum. Bugün için de bilet satın almıştım. Bütün hafta da bugünü dört gözle bekledi kuzum. Ama koştura koştura gittiğimiz tiyatronun gişesi, adıma bilet olmadığını söyledi. Meğersem ben, yanlışlıkla cumartesi gününe almışım. Bir gün evvel , bizim haberimiz olmadan, oyun oynanmış, bizim hakkımız geçmiş gitmiş. Melisa çok büyük hayal kırıklığına uğradı. Çok üzüldüm, çook... O an durdu anlayamadı, babasının boynuna sarıldı ağladı. Gişe görevlisinden rica ettim. Gelemeyenler olacaktır, elinizde  sahipleri   gelemeyen , alınmamış biletler var. Oyun başlamak üzere, iki kişi de olabilir, vs.... Yer yok zaten dedi. Anlamak istemedi. Çıktık tekrar geriye döndüm, hırs yaptım. Yine anlamadı. Uğraşmak istemedi. Melisa fazla uzatmadı neyse ki. Hemen yerine birşeyler koyabiliriz dedik. İlk önce sinemaya gidelim dedik. Sonra oyuncak telafisi daha iyi olur diye karar verdik. Birde Koçtaş'ta gezinirken bu minik kaktüsü beğendi.Anne bakıcam ben buna, bunu da alalım. Babam, sen, ben diye benzetme yaptı. Ellerine battı, mağazanın içinde ağladı. Ama yine vazgeçmedi. Odam da kalmasını istiyorum diyip, tekrar eline batmasın diye kitaplığının üstüne koydurdu.

4 Aralık 2010 Cumartesi

KARTPOSTAL GİBİ BİR ALIŞKANLIĞIMIZ VARDI .

Bembeyaz yağan kar, ne yaşanmışsa yaşansın örter geçmişin hatalarını... Yeni bir gelecek sunar bize ve yeni bir başlangıç... Yeni yılınız kutlu olsun
Yeni yıl kart etkinliği başladı.!
Yeni yıla girmek daha bir keyifli olucak.
Çok mutlu oldum ! Katılmak isteyenler buraya!

MUTFAKTA KÜÇÜK BİR DEĞİŞİKLİK !

İkea'yı gezerken kumaş bölümünde ki o güzel kumaşlara hep iç geçiririm, hiç bir zaman seçip eleyip beğenemem. En çok masa örtüsü istiyordum, ama beğensem ne olacak ki, biz çocuklu aileyiz, örtüler bir kereden sonra yıkanmalı. Orada cam masalarda yemek yerken, farkettim ki, çözüm camda. :)
Bizde mutfak masasına bir cam kestirdik. En içimi açan kumaşı da aldım. Çıkan şekil ortada.

2 Aralık 2010 Perşembe

BOTERO KIZIM !

Bu yaz, Pera Sanat Galerisinde Botero'nun resimleri sergilenmişti. Melisa ve annemle birlikte , Taksim-İstiklal caddesinde kısa bir gezintiden sonra, tombul resimleri görmeye gitmiştik. Melisa'nın çok hoşuna gitmişti.
Melisa'da yaz başın da , şimdikinden daha tombuldu. Epey esprisini yapmıştık aramızda.  Aslında şimdi, her zamankinden daha zayıf diyebilirim Melisam için :)




Aynı tarihlerde uyurken çektiğim fotoğraflarda işte bunlar... Botero Melisam :)