31 Ocak 2011 Pazartesi

HAFTASONU ALIŞVERİŞİ,HEDİYELERİMİZ VE UZUN BİR ÖĞLE UYKUSU

Gergin bir haftanın ardından, Pazar gününü huzur içinde geçirmeyi planladık. Yani uzun bir öğle uykusu. Evden çıkarken, eve döndükten sonra uyumak üzere sözleştik. Kahvaltıdan sonra, Melisa'ya İyi Uykular hediyesini almak üzere, oyuncakçıya girdik. Melisa'yı da Ikea'nın top havuzuna bıraktık. Yanında alınmayacak ve süpriz olucak ya hediyemiz. Neyse ki bu durumlar işe yarıyor. :)
Oyuncaklara heves etsede, oynamaya pek hevesli değil. Masa başı aktiviteleri daha çok hoşuna gidiyor. Aslında küçük orgu bozuldu." Belki süpriz olarak küçük piyano düşünebilirsiniz, anne- baba " .
Çok abartılı olmayan bir org aradık, ama bulamadık. Geçen hafta iyi uykular hediyesi olarak düşündüğüm bu kutu oyununu seçtim. Strateji oyunu. Çok keyif aldı. Daha arabanın içinde oynamaya başladık. Tatillerde yada uzun araba yolculuklarında gayet oyalayacağı bir oyun, tavsiye ederim.
Geçen haftanın İyi uykular hediyesi de bu Funny Pad'di. Bunu da babamız seçmişti. Bu hediyelerle biz de ona katılım sağlayabiliyoruz. Yoksa ben evcilik oynamayı sevmiyorum , barbileri elime alıp, ya da bebekleri oynatamıyorum. Ben sadece düşünmeyi seviyorum. Çocukken de öyleydim. Bebeğe öyle bakardım ve düşünürdüm. Hatırladığım bu. Hayal kurardım. Resim yapardım, Puzzle yapardım. Kutu oyunu severdim. Bebeklere elbise dikmeye çalışırdım. Konuşmazdım onlarla ya da konuşturmazdım. Sadece düşünürdüm.
Bu Funny Pad'i kendime aldırdım aslında :) Bakar mısınız şuna. Bu pad suyla yıkanıp, tekrar boyanıyor. Defalarca, istediğiniz renge. Aşağıda yarı boyanmış hali.

Cumartesi akşamı sevgili arkadaşım Didem, Melisa'ya karne hediyesi olarak bu faaliyet kutusunu getirdi. Bilin bakalım , bu işe Melisa'yla birlikte en çok kim sevindi.:)  Namı diğer " Faaliyet yapalım Anne !" kızım elinde bu kutuyla oda oda geziyor.  Melisayla birlikte bu hediyeleri bir sıraya koyup, her akşam biriyle ilgilenmeye karar verdik.


İlk defa bu kadar hediye bir araya gelince, Melisa'ya bir açıklama yapma gereği duyduk. Sonradan problem olmasın diye... Bu hafta yılın şanslı zamanlarından biri. Bazı çocukların böyle zamanları olur. Bazı çocukların hiç hediyesi olmadan aylar geçebilir. Senin şu an iyi zamanın, sıra seninmiş demek. Ama bundan sonra başka çocukların sırası olucak.
Çünkü, bu akşam diş çektirme olayı için, işyerindeki müdürüm Nazan hn'da, Melisa'ya , istediği hediyeyi göndermişti. Sticker kitabı... Görünce deliye döndü tabii. Ama ben daha çok :) Bu kitabı almayı çok istemiştim. Bunun yerine, elbise stickerlı olan "Yaz tatili " ni tercih etmişti Melisa " Bak anne o gün iyi ki senin istediğini almamışız, şimdi bunu ne yapacaktık " diyip hemen Kestaneli kış geceleri sayfasından başladık stickerlerı yapıştırmaya.

Kötü bir hafta geçirmiştim, kendim içinde birşeyler yapmalıydım. Kitap kokusunun iyi geleceğini düşündüm. Notunu aldığım kitaplardan iki tanesini almayı planlıyordum. Optimum'da ki D&R'a girdik.  Melisa Çocuk kitaplarının yanında, ben de bulduklarımı elime alıyorum. Yanıma geliyor gidiyor. Sizce ne diyor. Çocuğu olanlar buna daha okurken cevap verebilir. Çünkü cevabı biliyorlar." Tuvaletim geldi." "Annecim, sabret, beş dakika daha, ödemesini yapıp çıkacağız şimdi" gidiyor, bir kaç saniye sonra yine geliyor. " Tutamıycam anne " . Neden olmasın ki, tahmin etmeme gerek var mı, her zaman ki gibi, heyecanım yarım kaldı. Her zaman ki gibi..... her zaman ki gibi.... Haftanın gerginliği devam ediyor. Mutlu bir an olmamalı. Ağlamaya başladım. Kitapları yerine bıraktım.  Melisa'yı elinden tuttum, söylene söylene tuvaletin yolunu tuttuk. Bu arada aramızda geçen dialog, içler acısı. " Anne neden ağlıyorsun, ben küçük bir kızım, tuvaletimi tutamam ki " " Melisa , sen de beni anlamıyorsun, ben kendim için hiçbirşey yapamıyorum. Kendim için birşey yaparken hep yarım kalıyor, mutlu olamıyorum" tuvaletin içinde de konuşma devam ediyor. Ben tutamıyorum kendimi ağlıyorum içimi çeke çeke. "Melisa, birazdan susadım , acıktım ya da bacaklarım yoruldu diyeceksin." " Evet anne susadım, şişeyi aldın mı yanına" . Hışımla çantadan çıkan şişeden sadece 2-3 yudum içip geri verdi.  " Hadi anne gidelim yine kitapçıya, devam edebilirsin şimdi. " Bocalıyorum. Duygu karmaşasında, ben miyim çocuk o mu , zaten yorgunumda. İçeri girdik yine, yanımdan bir an kaybolunca , geriliyorum, neredesin diye bağırıp çağırıyorum. Bütün bunlar olurken, babamızda elektronik eşya satan o mağazalardan birinde, kendi başına geziniyor. Alacağım kitaplardan hevesim kaçtı. Çocuk kitaplarına en yakın reyondaki kitaplardan bakmaya karar veriyorum. Bu kitabı buldum. Arka kapağını okuyunca çok heveslendim. http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=569871 Almaya karar verdim. Ama eve gelipte 20 sayfasını okuyunca, iade etme kararı aldım. Hiç güzel bir kitap değil. Diyalog dolu, kim ne diyor anlamıyorum ve bol bol tasvir. Ne işi var bu kitabın evimde dedim . Hiç tavsiye etmiyorum. Bilmiyorum okuyan beğenen var mı, sadece kapağı güzel . Bu kitabı geri götürüp, listemdeki kitaplardan birini alacağım, şimdi.

Eve dönerken , Tantitoni'de indirim farkettim. % 50 indirim. Hemen evde neye ihtiyacım olduğunu düşündüm. Birçok şeyin arasından ilk sırada, 10 senelik tepsimi emekliye ayırıp, atölyede malzemelerimle bütünleşebileceğini karar verdim. Hasır sepeti ben beğendim. Diğerini eşim beğendi. Espresso fincanlarına da ihtiyacımız vardı. Sadece iki kişilik aldık ;) Yaklaşan evlilik yıldönümü ve Sevgililer günü için minik bir hoşluk olsun istedik. Kara tavuk şekerliğimizle takım oldular bir anda.

Bu alışveriş biraz keyfimi yerine getirdi. Eve geldikten sonra, hepimiz bir kenara çekildik. 2,5- 3 saatlik bir uyku o kadar iyi geldi ki. Yeniden doğmuş gibi uyandım. Ciğerlerimin dinlendiğini hissettim. Nefes almak bile beni ne kadar yormuş . İzlediğim filmi daha sonra paylaşacağım. Uzun bir post oldu, ama birbirinden ayıramadım bu konuları.

29 Ocak 2011 Cumartesi

DÜN ZORDU ! BUGÜN NERDEYİM BEN ! YORUM YAPAMIYORUM ! TATLI SON !



Telgraf memuru  karşısında Mario'nun cesede dönmüş halini görünce dayanamadı, ozanın mektuplarını eline tutuştururken onu bulabildiği en gerçekçi yolla avuttu: "Beatrice şimdi çok güzel ama elli yıl sonra yaşlı bir kadın olup çıkacak. Bu düşünceyle avut kendini " İl postino filminden....
Cumartesi sabahları gökyüzü fotoğrafı çekmek hoşuma gidiyor. Bulutlu ve arkasında ki coşkulu güneşi seviyorum.
                                                         **********************
Dün çok zor bir gündü benim için. Şimdi anlatıcam ve anlatırken yine olayı yaşıyacağım, ama bu olayın yazılı kalmasını istedim. Şirketten bir arkadaşımın, ilkokul 1. sınıfa giden oğlu karnesini alıcak, annesi onun yanında olmak istiyor, ama şirketten kimse onu okula götürmek için niyetli değil.O kara kara düşünürken , ben de başlıyorum kara kara düşünmeye. Ehliyetim yokken , ne de sıkıntısını çekmiştim. Neden götüren ve onun o gün sevincine sebeb ve ortak olmayayım diye düşündüm. Yola çıktık. E5 'te en sağdan gidiyorum, 1 km sonra sağa dönücem, önümden arkamdan, solumdan kamyonlar geçiyor. Arkadaşım , bu kamyonlar da birşey var , dikkat et demeye kalmadı, ortadan giden kamyon arka sol köşeye çarptı ve beni sürüklemeye başladı. Sağda ki korkuluklara çarpmamak için zor toparladım arabayı. Ben toparlamaya çalışırken kamyon beni halen sürüklüyordu. Sonra ne olduysa bıraktı ve ortadan gitmeye devam etti, 100-200 mt. sonra yavaşlayıp, sağa çekip durmaya başladı. Şok halinde gittim arkasında durdum. İndi yanıma geldi. Niye çarptın bana diye sordum. Hata yapmadım ki, neden çarptın bana diye sorup durdum. " Kaza oldu olur böyle şeyler" dedi. "Beni görmedin mi" "Gördüm aynadan, hatta sinyal verdim sağa geçmek için"dedi. Bu arada diğer arkadaşları da geldi. Sürü halinde bir yere gidiyorlarmış anlaşılan. " Geçmiş olsun abla, korkma bak sana birşey olmadı " "Ben de az evvel kaza yaptım, kadının arabası önümde 3 takla falan attı " dedi. Ben şoka girdim o an. Arkadaşıma ne yapıcaz şimdi, şirketi arayalım, fotoğraf çekelim diye konuşuyorum, ama ne telefonu kullanabiliyorum, ne fotoğraf çekebiliyorum. Tutanak tutulacak diyorum, biz parasını verelim , kaçalım abla diyorlar. Bir far kırıldı, birazda pasta cilalık bir iz. Olmaz dedik, sigara ikram etmeye çalışıyorlar. Biri gelsin şirketten dedik, konuşamıyorum. Sadece düşünüyorum, ben bu arabayı nasıl toparladım, ya oto korkuluğa çarpsaydım burnunu , araba dönerdi ve ben o an E5'te dönerdim, arkadan gelen diğer araçlar bana çarpardı.... Böyle konuşuyorum. Şoförler, abla sen şoka girdin, su iç, al bir sigara iç diyip durdular.
Bir yandan, arkadaşımın heves edipte gidemediği tören için söylenmeye başladım. "Göksun, çok üzgünüm,  ama gördün benim bir hatam yok" o da bana " Bilerek yaptılar zaten " dedi. Ben bir daha şoka girdim. " Anlamıştım ve sana söylemiştim, bu kamyonlara dikkat et diye" dedi. Ucuz atlattım, verilmiş sadakam varmış, her arabaya bindiğimde ettiğim dualar bence beni korudu. Neyse şirketten geldiler, orada onlar konuştular olayı çözdüler. Ben de bir kenarda çözülmeye çalıştım.
***********************
Bu Cumartesi, şirkette bölüm nöbeti bende, işim yok, ama gelmek mecburiyeti var. Oturduğum yerin ışıklarını açmadan saatlerce oturdum. İzlediğim blogları bilgisayarımdan okumaya başladım, ama yorum yazımına izin vermedi sistem. Nasıl üzüldüm. Normalde küçük bilgisayarımı alıp, arada bir girip ondan takiplerimi yapıyorum. Bugün de, nasıl olsa öğlen evde olucam diye, yanımda getirmedim. Nasıl pişman oldum anlatamam. Şu an sanki, bloğum benim ilk dereceden sorumluluğum ve ardından, tüm izlediğim blogları okumak ikinci dereden sorumluluk ve yorum yazmamda şart. Çünkü izleyipte bende iyi hisler bırakan herkese duygularımı ifade etmeliyim. Nasıl bir bunalımdır yarabbim. Okuyupta yorum yazamamak. Halbuki ben blog yazmadan önce , birkaç takip ettiğim bloğa bir kere olsun yorum yazmamıştım. Yorum yazılması gerektiğini bilmiyordum. Ama şimdi, emeğine saygı duyuyorum diyip okuyup düşüncelerimi yazmak istiyorum. Bazen vakit olmuyor. Zaten sınırlı zaman, dakikalarla yarışıyorum. Sadece okuyorum, ama mutlaka her izlediğimi okuyorum. 

Yorum yazamayınca , hadi dedim, gidip ihracat yüklemelerini izleyeyim, müşterilerimin yüklerini bulup inceleyeyim, ambajları sağlamlı, hep hayal ettiğim paletleri bir de yakından göreyim. Halbuki, sıcacık evimde kızımın yanında olup, atölyemde resim yapmak, ya da yarım kalan kitaplarıma devam etmek, bir film izlemek varken. Ben neredeyim. Neden . neden....nedenler gitti geldi yine !
   Masamdan gözüken aydınlık bölüm. Bu arada uğur böceklerimi öpüşür vaziyette kim koymuş :)

İşyerim, Kayışdağının eteğinde... Öyle hadi sıkıldım, bugün yemeği aşağıda ki restaurantta yiyeyim  ya da arka sokakta ki kafeye gideyim, çıkıp alışveriş yapayım gibi bir lüksümüz yok.
                                                   ************************
En büyük keyfim, evde arkadaşlarımı ağırlamak. Sevgili arkadaşım www.dideminguncesi.blogspot.com'i bir iki haftadır göremiyordum. Bu akşam için davet ettim. Annem de bizde . O da heves etti, fırında tavuk yapmak istedi. Bu görüntü benim çok hoşuma gidiyor, Çıplak tavuk :) Favori menü; pilav, soğan halkası, patlıcan salatası ve birkaç şey daha...
 Bir de Cumartesi akşamını tatlı tatlı bitirelim diye, bu hazır tartı yaptım. Normalde üzeri hafif çıtır olup, içi yumuşak olması lazım, ama ben yanıcak diye erken çıkardığım için dışı da hafif yumuşak oldu.
 En güzel yanı sohbettimizdi. Sevdiğin arkadaşında sohbet paha biçilemez. Bir sürü de film aldım onlardan. İzledikçe paylaşacağım.

27 Ocak 2011 Perşembe

KARNE GÜNÜMÜZ VE KARNE HEDİYEMİZ - İYİ UYKULAR HEDİYESİ

Melisa, anasınıfının ilk sömestrini bitirdi. Okulda bir tören hazırlamışlar. Küçük piyesler, şiirler, şarkılar, ve karne töreni. Biz de davetliydik. Bir haftadır çok heyecanlı. Sabahta erkenden kalktık, " Anne ne kadar heyecanlıyım anlatamam " sözleriyle hazırlandık. Sevinç içinde karnesini aldı, eee tabi duygularımı kontrol ederim ve konuşurken sesimi doğru kullanırım "Her zaman " notunda değilde " Baaaazen" tadında ...  Çok heyecanlı ve sürekli yüksek sesle konuşuyoruz. Biraz kendimizi kontrol de sorun var, ama öğrenip düzelteceğiz, büyüdükçe...

                      en sevgili arkadaşımız Eylül ve öğretmenimiz Deniz hanım.
                      Üniversiteye giderken de aynı pozu verelim, olur mu kızım !                 


Melisa'yı kendi yatağında yatırmaya çalışıyoruz, aslında gece yanımıza kalkıp gelmesini önlemeye çalışıyoruz. Uykumuz bölündüğü için , doğduğundan beri deliksiz uykuya muhtacız. Şöyle bir çözüm bulduk. Yatağında bir gece boyunca yattığı gecenin ertesinde, bir hediye vereceğiz dedik. İlk zamanlar, yanımıza geliyordu , hediyeyi hatırlatıyorduk geri dönüyordu. Ama başarılı oldu. Hergün bir hediye almaya başladık. Bir kitap, bir sticker-boyama kitabı, küçük bir defter..Şimdi bu sayıyı , 3 geceye bir hediye olarak değiştirdik. Dün akşam gidip bu puzzle'ı aldık. 6 yaş üstü ve 260 parça. Çok mutlu oldu. Bugün bir çok arkadaşı karne hediyesinden bahsederken, Melisa hem dün akşam aldığı hediyenin etkisiyle, hemde öğretmenlerinin küçük bir poşette hediye ettiği yazı defteri, kalem , silgi ve kalemtraşla çok mutlu oldu. "Okulda bize karne hediyesi verdiler, o yüzden almanıza gerek yok" dedi. Şaşkınlıkla birbirimize bakakaldık. Ayrıca bir ay öncesinde saat okumayı öğrendiğinde aldığımız kol saatini ki, karne zamanı almayı düşünüyorduk, ama şimdi vermeyi uygun görüyoruz dediğimizde, çok istiyordum , iyi ki şimdi verdiniz, beklemediniz diye teşekkür etmişti ve bugün o anı hatırlatarak, saat hediyemi unutmadım annecim " dedi.
"Kızım bunlar benim için çok önemli olduğu için buraya not düşüyorum."

Pazar günü  aldığımız " iyi uykular" hediyemizi başka bir posta yazıcam.
İyi bir uyku uyumanın değeri gerçekten biçilemez. Bizse , zaten 10-15 günde bir aldığımız puzzle, kitap, sticker, .. gibi hediyelerimizi , onu motive ederek, ödül konusu haline getirdik. Bu arada bu hediyeler alınırken Melisa görmüyor. Kendisinin yanında alınırsa, hediye olmazmış, görmemeli ve hediye , hediye paketi içinde olmalıymış. Bizde bu şartları sağlamaya çalışıyoruz.

25 Ocak 2011 Salı

SON İZLEDİKLERİM.

Bu filmi ilk 10 listeme alabilirim. Fransa'da ki üzüm bağları, şarap, güneş, aşk ve tüm ressamlara malzeme olmuş, iç ve dış mekanlar, restaurantlar, bu kadar mı güzel ifade edilir. Bu kadar mı , anıların etkisi güzel anlatılır. Biz anılarımızla birlikte ve onlar için yaşıyoruzu , bu film çok güzel ifade etmiş. Herşeyden önemlisi, Van Gogh'un Selvili Yolu , filmin birkaç noktasında , bence coşkusuyla ne güzel kararlar aldırdı. Çok detay anlatmak istemiyorum. Ama bir kere izlemeye doyamayacağınız bir film. Şiddetle öneririm.

Bu filmi bloglar arasında gezerken bir tavsiye üzerine not etmiştim. özlemköse sanırım tavsiye etmişti. İzlemeye başlamadan önce hiç konusunu okumadım. İzlemeye başladığımda, dedektiflik bürosunda hiç bilgisayar yok, dosyalar her yerde, herhalde eski yapım film dedim. Günümüze geri dönünce, dekorun ne kadar iyi işlenmiş olduğunu farkettim. Şimdi internette fotoğrafını kopyalarken gördüm ki, 2009 En iyi yabancı film ödülü almış. Bende çok iz bıraktı. Oyuncular, her zaman görünüşte tam olarak rollerine oturmazlar. Ama bu filmde her şey yerli yerinde. İspanya, Arjantin yapımı. İzleyipte unutmamanız için , zihninize belli noktalar bırakacak bir film. Bence bilinçli yapılmış ve böylece en iyi film ödülünü almış.
Bu filmleri izlerken, haftasonu atölyemden bir görüntü... Keyif yaparken. :) 



23 Ocak 2011 Pazar

FRIDA VE RUS DEVLET MÜZESİ KOLEKSİYONUNDAN RESİMLER...

Melisa,dün sabah yine hiçbir yere gitmek istemedi. Hava çok güzel , ne yapsam etsem de ikna etsem dedim. Botero sergisinin fotoğraflarını gösterdim."Annecim , o resimleri gördüğümüz yere başka ressamların resimleri gelmiş, gidip gezelim, fotoğraf çekelim." "Anne , o zaman sen makinamda ki resimleri boşalt, ben de pilini şarja koyayım " dedi. Yuppi dedim içimden. Resimden ve fotoğraftan hoşlanan bir kızım oldu, ya da ben öyle yoğurdum. Daha sergiye girer girmez, "anne montumu sen tut, ben resim çekeceğim " diyip, tabloları tek tek dolaşıp resimleri çekmeye başladı. Flaşsız çektiği için, resimlerin çoğu bulanıktı, ama o hiç yılmadı. Hatta benden ayrı dolaştı.

Frida diye gittim elbet. Ama biliyordum ki , Gerçekçi Rus resimleri beni daha çok etkileyecek. Öyle de oldu. En üst kattan başladık gezmeye. İki katı gezerken,  hem muhteşem sözleri hem de o çekilen acılan hüznü dolaştı zihnimde.
Söyleyecek çok şey var, ama bence resimler konuşsun. Onlar kendini ifade eder.  
Pera Müzesi yine yapacağını yaptı.












                                                                        detay

                                                                        detay

                                                                          detay



                                                                              detay
                                                                           detay
                                                                  detay ( bakışlar !)



22 Ocak 2011 Cumartesi

BU SABAH !

Bu sabah ,bu gökyüzüne uyandık. Nasıl coşturucu di mi!
Il postino filmlerinin kitapları elimin altında bu ara. Kitapları okumuyorum sadece altı çizili yerleri hatim ediyorum. O kadar şey ifade ediyorlar ki; Aşka ve hayata dair....

Postacı: Beni bu kargaşaya siz soktunuz ve siz kurtaracaksınız. Bana kitaplarınızı armağan ettiniz, dilin pul yapıştırmanın ötesinde bir işe yaradığını öğrettiniz. Aşık olmamda da suç sizin.
Şair : Hayır ! bayım Benim sana bir çift kitap armağan etmemle senin bunlardan çalıntı yapmaya hak görmen çok ayrı şeyler. Üstelik Matilda için yazdığım şiiri de ona armağan etmişsin.
Postacı: Şiir yazanın değil, ondan yararlananındır. !

21 Ocak 2011 Cuma

KÜÇÜK KEYİFLER !

Son zamanlarda , herkes yattıktan sonra küçük bilgisayarımı alıp, atölyeme çekilip, vanilya kokulu mumumu yakıp, film izlemeye başlıyorum. Beyaz pofidik koltuğuma gömülüp, ayaklarımı uzatıp, herşeyi dışarda bırakarak kendimle başbaşa kalmak , beni gerçekten mutlu ediyor. Yoğun iş yaşamında, bu molalar benim için gerçekten lüks. Belki birçok insan için birşey ifade etmeyebilir, ama benim için bu küçücük şey, çok büyük bir mutluluk, çok şey ifade ediyor.
                                                   **************************

Evde kızartma yapmamaya çalışıyorum. Zararlarını hepimiz biliyoruz. Ama vazgeçemediklerimiz vardır hepimizin. Yoğun bir haftanın ardından, cuma akşamları için kendime küçük bir keyif hazırlamak istiyorum. Cuma gününü , akşamın hayaliyle daha çabuk bitiriyorum ;)
Bu keyiflerden bir tanesi Soğan Halkası. Feast 'in alıyorum. Çok fazla soğan tadı rahatsız etmiyor. Tavsiye ederim. Şu görüntüye bir bakar mısınız........
                                                   *******************************
E tabi, böyle sağlıksız yemekler yedikten sonra, sağlığımızla ilgili iyi birşeylerde yapmamız gerekir di mi yani !

Uzun zamandır, bir kitaba odaklanıp, başından sonuna bitiremiyorum. Son zamanlarda okuduğum kitaplar hep başucu kitabı niteliğinde. Nerede kaldığımı unutup sinirlenmemem lazım, Melisa kitaplarımı karıştırıp, ayraçların yerini değiştirdiğim zaman. Bu kitabı okumak çok keyifli. Hem hastalıkların oluşumunu anlatıyor, hani doktorlardan açıklamasını beklediğimiz açıklamalar vardır ya, şöyle yaptığınız için şöyle oluyor, böyle yaparsanız, önlem almış olursunuz..! Genel bilgiler, bitkisel tavsiyeler, Yoga hareketleri , masajlar,hastalıklar ve belirtileri...

19 Ocak 2011 Çarşamba

KAPLUMBAĞA TERBİYECİSİ ! duyuru



Kaplumbağa Terbiyecisi - Osman Hamdi Bey Belgeseli’nin ilk gösterimi 20 Ocak 2011 Perşembe günü, saat 18:00’de Piramid Sanat’ta!

Umut Hacıfevzioğlu, Osman Hamdi Bey’in hayatını Emre Caner’in ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ isimli biyografik-romanından yola çıkarak,  belgesel film olarak hazırladı. 35 dakikalık belgeselde Osman Hamdi Bey’in Paris ve Bağdat’ta geçen gençlik yılları, ayrıca da onu efsane haline getiren Arkeoloji Müzesi ve Akademi Müdürlüğü dönemleri arşivlerden derlenen zengin bir görsel kaynağın eşliğinde anlatıldı.  Türk Modern Resminin bu öncü kişiliği hakkındaki belgeselin ilk gösterimi, 20 Ocak 2011 Perşembe günü, Piramid Sanat’ta yapılacak.
Belgeselin ardından, Umut Hacıfevzioğlu ve Emre Caner söyleşisi ile devam edecek.
Yönetmen: Umut Hacıfevzioğlu
Senaryo: Emre Caner
Yönetmen Yardımcısı: Hakan Tolga Polat
Görüntü Yönetmeni: Cihan Emre Zengin
Müzik: Ercüment Doymaz
Ses: Volkan Donkel
İletişim ve Medya Danışmanlığı: Kültür Sanat Ajansı / http://www.kultursanatajansi.com/

Düzenleyen:      Piramid Sanat
Tarih:                 20 Ocak 2011 Perşembe
Saat:                  18:00 -20:00
Yer:                    Piramid Sanat (Feridiye Cad. No: 23 Taksim)

Bilgi İçin: Tuba KURTULMUŞ
Telefon: 0212 297 31 15
Faks: 0212 297 44 11
E-mail: info@piramidsanat.com

TANITIM BÜLTENİNDEN ; Tablo bittiğinde Osman Hamdi başyapıtına baktığını hemen anladı. Sonuçtan hayli memnundu. Ama resmi görenler tabloda ne anlatıldığını anlamakta zorlanmışlardı. Birbirlerine kaplumbağa terbiyecisi diye eski bir mesleğin olup olmadığını soruyorlardı. En okumuş yazmışlar bile böyle bir meslekten söz edildiğini hiç duymamışlardı. Nerede çalışırlardı bu adamlar? Sirklerde mi? Yoksa saray bahçesinde mi? Kimse bilmiyordu. Osman Hamdi de hayatı boyunca kimsenin bilmediği meslekler yapmıştı. Ressam olmuştu en başta. Sonra müze müdürü. Bir arkeolog. Ardından da güzel sanatlar akademisi müdürü. Onun kaplumbağa terbiyecisinden bir farkı yoktu aslında!

Kaplumbağa Terbiyecisi, Osman Hamdi Bey'in Romanı çok çalışmış ve bu topraklara aydınlama düşüncesinin tohumlarını serpmiş bir adamın hayatını son derece açık ve akıcı bir dille anlatıyor.

18 Ocak 2011 Salı

SON ZAMANLARDA İZLEDİĞİM FİLMLER ! TAVSİYELER !

  Biz ailecek televizyon izlemiyoruz. Dizi alışkanlığımız yok.( sadece denk düşerse, Çocuklar Duymasın ve Acun'un yarışma programlarını)
Melisa için 1/2 saat çizgi film televizyon açıktır, ya da hep birlikte oturup , dvd'de çizgi film izliyoruz.  O yattıktan sonra, o akşam film izlenecekse, ortaklaşa izleyebileceğimiz filmler varsa birlikte oturup izliyoruz. Korku filmi izlemiyorum, içimi daraltıyor. Bazen bilgisayarımı alıp, atölyeme çıkıp, vanilya kokulu mumu yakıp, keyifle kendi başıma film izliyorum. Bu da yeni alışkanlığım. Geçen Cuma'dan beri izlediğim filmler...
Bir daha bu kadar biriktirmeyeceğim............


                                
KUNG FU PANDA ; Bu çizgifilmi, her akşam yemek öncesi yarım saat sarıp sarıp bazı yerlerini defalarca izledik. Tamamını yine bilmem kaçıncı kez izlemiştik. Görseller müthiş , bağımlılık etkisi yapıp, birkaç defa izleme isteği uyandırıyor :)


SERSERİ MAYINLAR; Ferzan Özpetek'in inanılmaz sürükleyici filmi. İtalyan ailesi, renkli bir mizah, ev hali, kültür analizi. Herkesin izlemesi gereken bir film. Toplumsal bir soruna da değiniyor.

AKLI HAVADA ;Uzun zamandır izlediğim, senaryosu çok iyi olan filmlerden biriydi. Beklediğiniz gibi gitmeyen bir hikaye. Sonuna doğru bir şok etkisi yapıyor. Çok beğendim. Şiddetle izlenmesini tavsiye ederim.
BENİMLE EVLENİR MİSİN; Film boyunca, düğünden düğüne koşuyorsunuz. O elbiselerin konulduğu dolap içinizi açıyor. Kabarık elbiseler, tuvaletler, şık ayakkabılar, neşeli, ve renkli bir film. Filmi izlerken yüzümde sönmeyen bir gülücük vardı. Kızın not tuttuğu ajanda gibi bir ajandayı umarım birileri kaybeder ben de bulurum. Yormayacak, ve kendinizi iyi hissettirecek bir film izlemek istiyorsanız, tavsiye ederim.

RED; Güzel bir aksiyon filmi. E tabii ki de Bruce Willis. Her filmi izlenen bir artist. Bir sahnesi var ki aksiyon filmlerinin literatürüne geçecek. Sonunu izleyemedim, uyuya kalmışım.
WONDERFUL WORLD; Çok durağan bir film, herkesin keyif alacağı bir film değil. Roman okuyormuşunuz gibi . Ama donuk değil. Sonuna kadar götürüyor sizi.  Beğenmediğim filmi yarım bırakma huyum vardır. Hiç sıkıntıya gelemem :) Ama bu filmin sonunu izlemek istedim. Puan sitelerinde, 6 puan almıs bir film. Senagalli bir kızla, Amerikalı bir adamın kısa bir aşk hikayesini anlatıyor, ve Amerikan sistemine yine dokundurma var. Hoş bir film.
KEHANET; Sürükleyici bir hikayesi var. Geçmiş- gelecek hikayesi. Geçmişten gelen şifreli bir mektup, gelecekte olacak kötü olaylarla ilgili bilgi veriyor. Bu filmi televizyonda izledim. Sıkılmadan izlenecek bir film.