28 Nisan 2011 Perşembe

KISACA...

Bulutlu ve güneşli günlere

İyileştim derken, bugün yine çarpıntım oldum. Sabah 5'te çarpıntıyla ve aklımda bir sürü ıvır zıvırla uyandım ve uyayamadım tekrar. Derdim olduğunda böyle olurdum ki, yine de mutlaka uyurdum . Sakinleştiriciyi bırakmamam mı gerekiyor nedir, anlayamıyorum artık. Çok kötümser bir gün geçirdim. Moralim bozuldu. Dokunsan ağlıycam, sürekli ağlamaklıydım.Neyse asıl doktor kontrolüne az kaldı.

Yorucu bir haftasonu da beni bekliyor. Yarın , fuar ziyaretim var. Cumartesi günü aslında  fırsat bulursam belki havada güzel olursa, yine sahile yürüyüşe ineriz. Pazar günü , annemler taşınıyor, bize çok yakın olucak, ona yardımcı olucaz. Bir yandan seviniyorum. Bir yandan karışığım. Duyguları biraz fazla yaşamak bana iyi gelmiyor artık sanki. Geçen gün Melisa'nın okulunda, Melisa'yla ilgili iki olay anlattılar. Çok güldüm. Gülerken kalbim acıdı, kalbimi tutarak güldüm. Sanki ameliyat geçirmişim....

Bu arada Natali'yle kitap kardeşliğimizde verdiği kitaba başladım. İstanbul Paris İstanbul / Perihan Sarıöz . Ara Güler'in ilk eşinin anıları... Çok yalın bir dille anlatılmış. Eski İstanbul'u anlattığı için sürükleyici tabi.

Evde sanırım 1 aydır her gün Rapunzel'i izliyoruz. Bazen tamamını, bazen belli bölümlerini, Melisa diyalogları ezberledi. Çok romantik ve duygusal bölümleri gözlerini açarak izliyor. Dün akşam artık, bu son dedim. Eğlenceli bir çizgifilm, biz ailecek çok sevdik. Defalarca izlememize rağmen, ekrana kitliyor.


Yeni film hiç izlemedim.
Bu aralar, blogları da tam anlamıyla kendimi vererek okuyamadım.
Şirketten , artık bloglar açılıyor, ama yorum yazılamıyor. Takip ettiğim herkesi okudum , çok ihtiyacım vardı buna, özellikle iş yerinde çok iyi geliyor. Ama yazamadım...

25 Nisan 2011 Pazartesi

PAKETTEN NELER ÇIKTI !


Arkadaşlık dostluk nedir? Neyi düşünmektik, ne istemektir, neyi kastetmektir, neyi hissettirmektir, ne vermektir, ne söylemek, söyletmektir, neyi tattırmak, nerelere götürmek istemektir, neyi okutmak, neyi izlettirmektir,  haberdar ettirmek, neye sevindirmektir, ne için mutlu olsun, ne kadar düşünsün, neyi yapsın -yapmasın, nereye gitsin gitmesin, paylaşmaktır. Farklı birşey bu. Çok farklı, bilmiyorum bu kadar detaylı yaşayan var mı ?
Benim böyle bir arkadaşım var işte. Arkadaş mı sadece, dost mu, kızkardeş mi, akrabamı... hepsimi hiçbirimi... daha mı değerli... daha mı cüretkar, tatminkar, uzaktan acı çektirmeden mi, düşünceli ve içten... mecbur mu değil mi... Semra var Semram var. Önümde arkamda. Ortaokul, Lise ve üniversite yıllarımızı bir arada geçirdik. Gofretimizin, çikolatımızın, sakızımızın, sandiviçimizin yarısını paylaştık, gazozumuzun, ayranımızın, kolamızın... Kitaplarımızı, müziklerimizi, gazete küpürlerimizi, bilgilerimizi, silgilerimizi, kalemlerimizi paylaştık.
Bu paylaşım  ayrı yakalarda oturmaya başlayınca, azaldı. Ama Semram , yine herşeyini paylaşıyor benimle. Biriktiriyor, üzerlerine not alıyor, yarısını kullanıyor, aldığı enteresan  bir duj jelini, deodorantı, ya da sabunu paylaşıyor. Yeni ve ilginç bir ürün detayını, broşürünü, yeni bir cafenin menüsünü, kitap ayraçlarını, haber notlarını...
Paylaşım bizi birbirimize yakın tutuyor. Herşeyden önce, vakitte olmasa birbirimizi görmeye hergün , ben onun aklından geçiyorum, o benim aklımdan geçiyor. Sanırım o daha fazla düşünüyor beni. Melisam doğduğundan beri , tabiiki bir önceliğim var. Ama Melisa'dan öncesi de vardı ....
Gönderdiği kargo paketinden çıkan paylaşımları , pakete sığdırabildiklerinden bir kısmı da yukarda ...

22 Nisan 2011 Cuma

BOSTANCI- SUADİYE ARASINDA KÜÇÜK BİR MUTLULUK

Geçen haftasonunun güneşli olmasını değerlendirip, Bostancıya sahile yürüyüşe inmiştik. Aslında Caddebostan'a kadar yürüyüp, büyük çocuk parkı için Melisa'yı ikna etmiştim. Ama her 500 metrede ki ufak çaplı çocuk parklarını denemek isteyince, yürüyüş hayal oldu, bende çimenlere oturup kötü enerjimi toprağa verip, denize ve gökyüzünü doymayı tercih ettim. Fotoğraf çekerek, yaşadığım güzel anları saklamak istedim.  Siyah-Beyaz-Mavi fotoğraflara bağlandım bu ara, yine onlardan bir kaçını paylaşıyorum. Bugün gökyüzü köpük köpük mavili, grili bulut doluydu. Çekme imkanım olmadı. Ama resim yapma isteğimi çok fena kamçıladı. Bakalım, belki o dönem gelmiştir.  
   Bu çekirdek aile , belki bu fotoğraftan habersiz yaşlanacak. Çok uzaktan çektim. Belki bulurlar beni.  O an  kompozisyon çok hoşuma gitti, tutamadım kendimi

                                                              Favori fotoğrafım.

Mutluluğun resmi :)

18 Nisan 2011 Pazartesi

18 Nisan 1991 ....Sen ve Ben ...Hatıralar.


9 sene boyunca bende o da ilişkimizi biriktirmiştik bu kutularda.
Mektuplar, küçük notlar, kartlar, birbirimizin kullandığı pipetler, hediyelerimizin ambalajları, sinema biletlerimiz, oynadığımız oyunların skor kağıtları, dergilerden kestiğimiz birbirimizi ifade eden yazılar, resimler, eski cüzdanlar arasında belki bir saç parçası, günlükler, küçük ajandalar, gözyaşının silindiği bir kağıt mendil, eski defterler arasında kurutulmuş bir çiçek...daha neler neler.
                                                                Oğuz'un kilitli sandığı

 ve içinde bana ait şeyler....
                                           
Siz hiç, sizden hoşlandığını, sizinle birlikte sinemaya gidip, birşeyler yiyip, sohbet etmekten bundan sonra mutluluk duyacağını söyleyen kişiye; böyle bir ilişki başlarsa, bunu sonlandıramayacağınızı söylediniz mi?
Benim sevgim hiç bitmez, ben böyle bir ilişkiye başlarsam, bitiremem, sende git 2-3 gün düşün, sonra gel dediniz mi? Ben uzun süreli bir arkadaşlık, dostluk istiyorum, öyle geçici, bir kaç aylık, birkaç yıllık ilişkiler istemiyorum dediniz mi? Ben dedim. Ben bunu 16 yaşında dedim.  Bunu 3 senedir tanıdım, aynı sınıfı paylaştığımız, aynı havayı soluduğumuz, ama bir hentbol maçında çarpıştıktan sonra aramızda yıldızların uçuştuğu ve elektriklenmelerin başladığı sınıf arkadaşıma dedim. 18 Nisan 1991'de. İyi ki de demişim. O günlerden bugünlere geldik. Birbirimize hep bağlı kaldık, okullar bitti yeri geldi haftada bir görüştük. Ama hep konuştuk, hep paylaştık. İlk zamanlarda çok kıskandık birbirimizi, sonra yavaş yavaş güvene teslim ettik duygularımızı.

                                              Sevgimi anlattığım mektuplardan biri.......               

Canımızı sıkan şeylerde oldu, olmadı değil. Ama bu insanla, hayatımı paylaşmaktan memnunum galiba...
9 seneden sonra , okullar, askerlik bittikten sonra evlenme teklifi geldi, ve kararı aldık. Durumun evliliğe gideceğini ikimiz de biliyoruz. Çünkü bu şartla başlamamışmıydık :) Zaten haftadan haftaya görüşmek bizim sevgimizi çoğaltıyordu, ve artık kavuşmak istiyorduk. Sürekli telefon elimizde, bir günümüzü detaylarıyla konuşurken, çevreden gelen tepkiler nedeniyle eve ayrı bir hat bile bağlatmıştım.

                                                              Benim kutum ...

Ona ait minik hatıralar....
Babam, "eminmisiniz, sıkılmadınız mı, kendini bu kadar uzun senedir berabersiniz diye evlenme zorunluluğunda hissedip, sonucunda mutsuz bir evlilik yapma" dedi. Ben ," benden halen bıkmadın mı, sıkılmadın mı? Hayatımın bundan sonrasını bir başkasıyla geçirseydim diyipte , sonradan gelme karşıma " dedim.  Duygularımızı birbirimize ifade edipte, hadi başlayalım diyeli tam 20 yıl oldu. Birlikte birşeyler yapmaktan halen keyif alıyorum. İyi ki onunla evlenmişim diyorum. Bazen aramızı minik şeytanlar bozuyor, tatsızlaşıyoruz, tartışıyoruz, ilişkilerde de yıpranma olmuyor değil. Ama hiçbir zaman yayı, okun fırlatma noktasına kadar çekmemeye çalışıyoruz.

Belki güzel bir alışkanlık bizimkisi, belki de gerçek sağlık bir ilişki, belki de aşk, belki de sevgi. Artık bunları ayırt edemeyecek noktaya gelmiş durumdayız galiba...

17 Nisan 2011 Pazar

Elif'in Elizinden bir süpriz ve VE restaurant ....


Cuma günü çok hoş bir süprizle karşılaştım. Elif'ten http://www.elifinelizi.blogspot.com/  bir kargo paketi. Paketi açınca, mis gibi kokan lavanta kokusunu içime çektim. Sevginin, yeni başlayan arkadaşlığın kokusuydu. Bir nefes gibiydi. İçinden çıkan paketi açmayı kızıma bıraktım. Heyecandan ne yapacağımı şaşırdım. Paketin üzerinde telefon numarasını gördüm. Daha da heyecanlandım. Aşağıya indim, bir çay aldım kendime, merdivenlerden çıkarken derin derin nefes. Aklımdan geçen şey,  telefon etmekti. Ama düşüncesi bile o kadar heyecanlandırdı ki, cesaret edemedim. Elime telefonu alıp toplantı odasına çekildim. Tuşları çevirmeye başladım. Artık geri dönüş yoktu. Elif ilk önce tanıyamadı. Anlamadı. Melisa'nın annesi diyince ve kargodan bahsedince, o sevimli şokun yansımasını yaşadım. 20 dakika kadar, sanki uzun zamandır birbirimizi tanıyormuşuz gibi sohbet ettik. Sanırım karşı karşıya gelsek, konuşacak çok şey buluruz.

Sevgili Elif,  hiç üşenmeden bu kısacık, uzaktan dostluğumuzun hatırına, minik Melisam için, güzel bir etkinlik hazırlamış. Eve gelirgelmez, salona diğer süslerin arasına astık. Melisa'nın odasının rengi lila olduğu için sonrasında odasını süsleyecek ve her sene doğum gününde yine bu süsü kullanacağız. Tekrardan teşekkür ederim, eline sağlık.

O gün Melisa'nın doğumgünüydü, annem ve babam gelicekti, ama çok yorgunuz pazara erteleyelim dediler. Seve seve kabul ettim. Bende bitkindim. Dışarıda kutlamak daha cazip geldi, hem 20. yılımızı da bu arada çıkarmış oluruz dedim. Palladium'da VE diye bir restaurant açılmıştı. Çok hoş bir dekorasyonu var. Yemekleri de güzeldir herhalde dedik. Mum ışığında keyifli bir akşam yemeği yedik.

                                                                       VE   Restaurant
Melisamın çıtır tavukları

Karidesli Noodle

Köri soslu tavuk

O akşamdan anlamlı bir bakış

Cumartesi günü, Bostancı'dan Caddebostan'a doğru bir yürüyüş yaptık. Güzel fotoğraflar çektim. Bunları daha sonra paylaşmak istiyorum.

O akşam sevgili arkadaşım Didem http://www.dideminguncesi.blogspot.com/ bizdeydi. Biz böyle her hafta birbirimizi görmek isteriz, ya da iki haftada bir en azından biraraya geliriz. Sohbet eder, dertleşiriz. Didem benim artık kızkardeşim gibi. Çocuklarımızda arkadaş gibi.  Emre'de benim oğlum sayılır. Birlikte, güzel bir akşam yemeğinden sonra Melisa'nın doğum gününü kutladık yine :) Didemle birlikte  olduğumuz bir fotoğraf yok, çocukların bir arada olduğu fotoğrafları Didemcim çekti. Ben ikram ve hazırlıkla uğraşıyordum :)
Kutlamalara bugün ki, dede- annane ikilisiyle birlikte olup, son verdik. Bunun yanında, yakın otursak, babaannem, halalarım, amcam, ya da babamın halaları, herkes gelirdi. Hep böyle bir gelenek var, taa uzaklardan telefon açarlar, birbirlerine haber verirler. Kuzenlerim sağolsun... Bizde haber taşıma ağı çok kuvvetlidir. Eh bir de geniş bir aile olunca.

14 Nisan 2011 Perşembe

KUTLAMALAR BAŞLADI ... AKSİLİK BİLE YAŞANDI... ve OLAYLARIMIZ :)

Melisa'nın aslında yarın ( 15 Nisan) doğumgünü, ama bir arkadaşıyla aynı günde doğduğu için, sınıfta farklı günlerde kutlama yapılmasına karar verildi. Ben bir gün önceyi kabul ettim. Melisa'ya nasıl anlatacağız konusuna gelince, doğum gününü perşembe günü kutlayacağız, cuma günü de annane ve dedeyle kutlıycaz dedik, gıkı çıkmadı kızımın.  Sabah kalkar kalkmaz yanımıza gelip, bugün benim doğum günüm, öpücükleriyle uyandırdı. Hemen elbisesini giymek istedi. Sabah benden sonra evden ayrıldıkları için, babamız gün içinde arayıp Melisa'nın bugün ki olayını anlattı.
Bizim ki asansördeyken, aynada kendini incelemiş. " Baba üniversiteye giderken küpe takmama izin veriliyor mu? " " Veriliyor tabi, ama ilkokulda takamayacaksın, çünkü yasak "
Bizim cimcime düşünüp " Bende o zaman saçlarımı iki örgü yaparım, kulaklarımı kapartır ve küpelerim gözükmez demiş" . Allah'ım herşeyin çözümünü bulmaya ne kadar meraklı, ve mücadeleci. Bir yandan iyi, bir yandan da ben de epey mücadele edicem galiba diye düşünüyorum.


Aksilik ya, benim her zaman ki payıma düşeni yaşamam gerekiyor ya, okula gitmeme yarım saat var.Okulu, pasta geldi mi diye aramak ihtiyacı duydum. İki gün evvel siparişini vermişim, uzun uzun not aldırmışım. Saat 12'de orada olması gerekiyordu.Kadın demesin mi, unuttuk, listeye almayı unutmuşuz. Hemen hazırlıyoruz dedi. Saat kaça kadar opsiyonumuz var diyor bana. Okul kaçta kapanıyor falan diyor. "Siz neden bahsediyorsunuz, yarım saat içinde orada olması gerekiyor " dedim. Tamam hazırlıyoruz hemen dedi. Kapattık telefonu. Sonra yine açtım, yetiştiremeyecekseniz, söyleyin bana çaresine bakayım, dedim. Yetiştireceğiz, hazırlanıyor, dediler. "Ben şimdi sizin yaptığınız pastadan da şüphe ederim, taze mi olur temiz mi olur. Hazır kekiniz var mı? " " Şimdi hazırlanıyor, çok taze olucak tabii , yeni yapılıyor çünkü"dediler. Kendimden geçtim tabi, " Rezil etmeyin beni oralarda, okulun belirli programı var, öyle 1 saat falan gecikeceksiniz, bilmem lazım..."Tam bana göre, adrenalin... Adrenalin adrenalini çekiyor galiba... Neyse ben okulu aradım, biraz gecikebilir dedim. Sınıf programını aksatır mı aksatmaz mı? konuştuk, bir aksilik yok. Ben yarım saat sonra yola çıktım, 5 dakika sonra mesaj attılar, pasta teslim edildi diye. Geri teşekkür mesajı  çektim.Neyse ki herşey tam zamanında konuşulduğu gibi başladı. Kızımı öyle heyecan içinde görünce herşeyi unuttum. Çocukların hepsi aynı anda konuşuyor. Herbiri kendini tanıtıyor. Birşeyler soruyorlar bize. Pasta kesme merasimi bitti, fazla pasta meraklısı değilim. Dilimimi sonuna kadar bitirdim, iyice test ettim. Gerçekten lezzetli ve tazecikti . Sonra takı töreni , pardon hediye töreni  :) başladı. O da bittikten sonra bize müsaede diyip işlerimize geri döndük.

Okulda genelde şöyle bir gelenek var. Doğumgünü olan çocuk, annesiyle birlikte geri dönüyor. Ama ben Melisa'ya erken kutlama olucak , ben seni alıp ofise getiremem demiştim.  Bizim cimcimenin 2. olayı, Öğretmen pasta geciktiği için annende  1 saat kadar gecikebilir diyince, "aa daha iyi , annem geç gelirse, o zaman buradan sonra beni işyerine götürür diyip, sevinçten havalara uçmuş" . Öğretmenimiz , Melisa'nın bu tepkisini anlattığında anlayamadım, sonra jeton düştü, " siz ne diyorsunuz, bunun hesabını mı yapıyor bu cüce " dedim. Şunu anladım ki çocuklar birşey istediklerinde gerçekten, canları istedikleri için istiyor ve o yolda herşey yapmaya hazırlar.

                                           Toplu olarak sınıftan bir fotoğraf..

veeee doğum günü hediyesi, hediyemiz, hepimizin. :) PS3 ve movecontroller. Kamera takıyorsunuz PS'ye ve TV'ye,  elimizde mesela raketle tenis oynuyorsunuz. WIFI gibi birşey. Hepimiz aynı anda ailecek birşeyler yapacağız.
Bunlarda aldığı hediyelerden bazıları, bazısını hemen kullanmaya başladı,hatıra olsun kızım fotoğraflarını çekelim demeye kalmadı, bir kaçı odasına götürdü...

12 Nisan 2011 Salı

MELİSAMIN DOĞUM GÜNÜ HAZIRLIKLARI...

Melisa'mın bu cuma günü doğumgünü. Dört gözle bekliyor minik kızım 6 yaşını kutlamayı. Günlerdir soruyor, bana ne alıcaksınız, diye.  Her sorduğunda ,babamız, sana at alıcam, hatta seni okula almaya atla  gelicem, dıgıdık dıgıdık diyor. Kızdırıyor, Melisa'da bazen sinirden mızırdanmaya başlıyor, sonra kızım şaka yaptık diyoruz. Sonra yine soruyor, biz yine at aldık diyoruz, şaka yapıyorsunuz diyor, mantıklı gelmiyor tabii, ciddi olduğunu söylüyoruz, atlar çok yediği için artık sana fazla oyuncak alamayacağız, hatta burada bir oda lazım, senin odanı seçtik, senin hediyen olduğu için, birlikte kalıcaksınız diyoruz, ciddiye alıp mızırdanmaya başlıyor. Sonra şaka yaptık diyoruz. Ertesi gün yine soruyor. At diye cevap veriyoruz, sen yedirip sen besliyeceksin, elmalar samanlar, hatta yıkanması lazım diyoruz.... her defasında anlatacak hikaye ve senaryo buluyoruz, bu aralar iyi bir espri havası oldu aramızda. Babamızla konuşuyoruz mutfakta, neden aldın atı, nasıl sığacak bu eve, hem kokucakta... Melisa koşa koşa geliyor yanımıza :)  o kadar safki, hepsine gerçekten inanıyor gibi oluyor. Sanırım iyi rol yapıyoruz. En son olarak yarın sabah bu fotoğrafı gösterip, işte sana aldığımız at demek istiyorum :))
Üçümüzünde ortak olarak katılımının olacağı birşey aldık ona. ;)

Kızımın , doğumgünü için bu elbiseyi aldık. Her sene bir hafta önce kutlamalar başlanır, ev süslenirdi. Ama bende güç yok bu sene. Sadece balon aldık, onlardan şişirip asacağız. Fotoğrafta çok hoş oluyor.

Doğum günü davetiyelerini kendim hazırladım. Yarım saat içinde, çok sade oldu, ama benim hazırlamamdan son derece memnundu.

Benden yana anlatacak şeylerim var. Bu akşam 1 saat yürüyüş yaptım mesela. Çok iyi geldi. Tatlı bir yorgunluk ve sersemlik var üzerimde, bu yazıyı çıkarmış olmam bile mucize , ama minik kızım için yazmak istedim doğum günü haftasında...

18 Nisan'a da az kaldı. Arkadaşlığımızın, ya da flörtümüzün, ya da başlangıcımızın 20. yılını kutlayacağız. Ama sersemlikten ne yapacağımı bilemiyorum. Aslında kutlama da istemiyorum. Bizim için en büyük kutlama, halen eski günlerde ki gibi herşeyin taze olması ve şanslı ruhları taşıyor olmamız. Dün sohbet ederken bunu birbirimize itiraf etmek bence en güzeliydi.

Ara Güler'in imzam dediği fotoğrafı
Ara Güler kitabım keyifle devam ediyor. Aklımda kitapları ve yazıları ve hatta kendisiyle ilgili çok ilginç planlarım var. Çok fena sarmış durumdayım. İnsan kitabı eline alırken heyecanlanır mı, ben heyecanlanıyorum. Gerçi, herşey için adrenalin salgılıyorum şu aralar... ama olsun en azından beni çok mutlu ediyor.

10 Nisan 2011 Pazar

SABAHAT TEYZE VE FİNCANI.

Annemi,  cumartesi günü , uzun zamandır görmediğimiz , çocukluk arkadaşı Sabahat Teyze'ye götürdüm. Vapur sefası ve tramvay yolculuğundan sonra Çapa'ya vardık. Sabahat teyzeye gitmek, onu görmek  beni hep hüzünlendiriyor. Erken yaşta evlenmiş, ve ardından çocukları olmuş.  Çook seneler önce Sabahat Teyze annemi bulup, Teşvikiye'de ki evimize geldiğinde, perişan bir şekilde acılarını tekrar tekrar anlatıyordu. Geçirdiği hastalıkları, ağlama krizlerini, gözyaşlarını, çocuklarını ... Gözünden artık yaş gelmiyordu. Çünkü tükenmişti.
Daha hiç anneme detay soramadım senelerdir. Sadece dün gördüğüm resimlerden anladığım , kendinden biraz yaşça büyük varlıklı bir eşi olduğunu. Uzun zaman önce, Sabahat teyzenin kızı, oğlu ve eşi, trafik kazasında ölmüştü. Evlerinin bulunduğu cadde üzerinde sanırım o zaman Fındıkzadede yaşıyorlardı. Bir tır ya da kamyon, o an içinde oldukları arabaya çarpmış ve evde camdan bakan Sabahat teyzenin gözleri önünde yok olup gitmişlerdi. Detay yok. Anlatamam, soramam, dinleyemem, duyamam bile. Dün bile uğultu bir şekilde ,sesini duyuyordum. Dinlemiyordum. Evin her tarafında nereye bakarsanız bakın, onlara ait fotoğraflar. Halen acı o günki gibi evin içinde dolaşıyor. Birşeyden keyif almak mümkün değil, ne zaman bitecek bu ziyaret ne zaman gideceğim buradan diye düşünüyorum sadece. Cenaze evini ziyarette bile bu kadar acı çekmezsiniz.
Yine bir ara annemle konuşurlarken," nasıl bir acı bu tahmin edemezsin", dediğini duydum... Nasıl teselli edilir ki ... Ne denir ki... Karşısında gözlerimden yaşlar gelicek, tutuyorum kendimi, bırakmak istiyorum, tutuyorum... Yok hiçbir şey yok söylemeye... "Allah'ım bir tanesini bağışlamadı bana" dediğini duydum en son.
Bir de " kimse derdim var demesin" dediğini... Şükretmek lazım...

Kardeşim Murat'ı sordu, annem söylemeye çekiniyor, evlendi dedi. Çocuğu var mı dedi, kızı var 6 aylık dedik. İnanamadı. Halen çocuk hali geliyor gözünün önüne dedi. "Sabahat teyzecim bak ben 37 yaşındayım artık" dedim," Murat 35". "Doğru kızım Oğlum  ( ismiyle ) yaşasaydı  elli... yaşında olacaktı....."
Kızı üniversiteyi bitirip, nişanlanmış, oğlu da yine üniversite bitirip, askere gidip gelmiş, hayata adımlarını atacakken... İsimleriyle bahsederken, inanın isimlerini bile duymuyordum, bana uğultulu sesler geliyordu... ve Sabahat teyzenin sakinlik içinde ki ses tonu ve o şişmiş gözleri... Evde hiç fotoğraf çekemedim, o sıkıntıları fotoğraf makinemin içine alıp, buraya getirmek istemedim.
Kahve zamanı geldi, ben kafeine ara verdiğim için içemedim.  Çok güzel fincanlarda kahve içildi, Osmanlı tarzı porselen kahve fincanlarla.  Sonra , annem bu yukarıda ki fincandan bahsetti, "bana bir tane vermiştin ben halen onu kullanıyorum" dedi. 6'lı bir takımı en sevdiği arkadaşlarına dağıtmış. En son kendine ayırdığını bana verdi. Benden sana bir hatıra olsun dedi..... Fincanla eve geldik.

6 Nisan 2011 Çarşamba

YENİ ÇAMAŞIR TORBASI VE GLO DOODLE.


Melisa halen, bebeklik kirli torbasını kullanıyordu. Çabuk doluyor ve sığmayanları bizim torbamıza koyuyorduk.  İkea'dan aldığım ve bir kısmını mutfakta ki masama örtü yaptığım kumaşın diğer kısmını anneme verdim ve kullandığımız çamaşır torbalarını gösterdim. Bunlara benzer olsun dedim, ama sonuç neredeyse benim sığacağım bir torba :) ... Kocaman. Şimdilik, eski torbanın asılığı yere astık. Ama asıl yeri, ya kapının arkası olucak, ya da diğer ikisinin yanına banyoya asılacak.


Melisa'ya geçen ay , iyi uykular hediyesi olarak, GLO DOODLE diye bir oyuncak aldık. Tam olarak oyuncak olmamakla birlikte, resim yapıyor üzerine ve ışığını yakıp eğleniyor. :) Yolculukta ve karanlıkta oynanan bir oyun. Hiç elinden bırakmak istemiyor.

3 Nisan 2011 Pazar

ZAMANE KAHVESİ, KİTAPLAR, MELEKLER...

Dün yağmurlu bir gün olmasına rağmen, inanılmaz bir kalabalık ve trafik vardı. Bostancıdan iki katlı Taksim otobüsün ikinci katına çıkıp, en öne oturdum. Uyuklaya uyuklaya 1,5 saatte karşıya geçtim. Bugün, Nişantaşında büyük buluşma vardı.

Ayvalık'ta  yaşayan Hocamız ( Gülseren Kayalı ) kısa bir süreliğine İstanbul'daydı. Bir araya gelip sohbet edecektik. Sergilerden bahsettik, açmayı planladığımız sergilerden, yerleri nereleri olabilir diye görüştük. Araştırmaya devam edip, hocamıza bilgi vereceğiz. Zamane Kahvesinde oturduk . Çok güzel ve hoş bir yer. İçerde fotoğraf çektirmedikleri için, içini fotoğraflayamadım.

Bizde böyle buluşsak, tanışsak... sohbet etsek ne güzel olur... Arada bir hani diyorum...

                         Bu güzel macaronlarda günün tatlısıydı.

Sohbet esnasında, olumsuzluklardan etkilenmeden, stresten korunma vs.den bahsederken , Sevgili Tülin bir kitaptan bahsetti.  O bahsederken içim titredi, gözlerim yaşardı. Elini tuttum sımsıkı. Bayılacak gibi oldum. İhtiyacım olan şey, aradığım şey buydu. Hem düzelmek hem de bundan sonrası için hayatı devam ettirmek için kendi kendimin doktoru olmalıydım ve kendi kendime bir savunma mekanizması kurmalıydım.

Meleklerle yaşamak ,yazarı "Beki İkala Erikli".  Şiddetle tavsiye ediyorum. Ben aldım ve geri dönüş yolunda okumaya başladım ve bu kadar kolaymıymış, dedim. Denedim oldu. Daha ayrıntılı olarak, kitabı bitirdikten sonra önümüzdeki günlerde bahsetmek istiyorum.
Geçen günlerde kendi kendime çok konuştum, ve bu kitabı da okuduktan sonra anladım ki, Melekler bana ulaşmak için Talin'i kullandılar. :) Çok etkileyici birşey bu...


Sevgili Natali'yle kitap kardeşliği başlattık. Bana bu iki güzel kitabı getirdi. Okumak için can atıyorum. Hafta içi okuma günleri seçeceğim kendime.


Evde Melisam'la birlikte bıraktığım , annemi de düşündüm. Ona da bu kitabı aldım. Bu seri İstanbul'da ki 40 semtin, 40 yazar tarafından anlatıldığı kitaplardan oluşuyor. Yazarların ağzından anlatılan semtler, anıları. Ben tabiiki Beşiktaşı' seçtim. Teşvikiye- Beşiktaş'tan dan bahsediyor . Nişantaşı ve Şişli'de bizim sahamıza giriyor, ama şimdilik bununla başlangıç yaptık.



Güzel bir haftasonuydu. Ama daha bitmedi....