27 Haziran 2011 Pazartesi

MASKELER...

Uzun zamandır biriktiriyorum. İsviçre'de teyzemi ziyaret ederken, elim bu minik maskelere, yüzlere gitmişti, yanlışlıkla. Teyzemin yanında birşeyi sevdiğimi beğendiğimi ima etmek gibi bir hataya düştüm. O gün bugündür, teyzem her gelişinde bu maskelerin irili ufaklı her çeşidinden getiriyor. Bu sefer geldiğinde magnet koleksiyonumu gösterdim. Aman teyzecim , unutmayasın bana magnet almayı. Özellikle kermeslere gidersen, al lütfen.....
Maskelerimin bir kısmı. Diğer kısmına üşendim, yerlerinden çıkarıp fotoğraflayıp geri kaldırmayı...

Hepsine ad koymayı düşünüyorum. Aklınıza gelen ilginç isimler olursa paylaşırsınız.

25 Haziran 2011 Cumartesi

SEMRA'DAN YİNE PAKET GELDİ...

Bugün arkadaşım Semra ile buluşma günümüzdü. Hani benimle bir sürü şeyler paylaşan arkadaşım. Bir postumda paylaşmıştım sizinle, hangisiydi bulamadım. Cuma günü elimde olucak şekilde, bana bir kutu daha göndermiş. Kutuyu açtım , içinde bir önsöz. Hangi kavanozun içinde, hangi poşette ne var,  ne işe yarıyor yazıyor. Daha içinde de , tanıtım broşürleri, dergiler, sergilere, tiyatrolara, değişik derneklere ait yazılar, yeni açılan restaurantlar, denenmiş menüler, denenmiş yeni ürünlere ait kağıtlar, Melisa için minik hediyeler, benim için minik hediyeler.....



Ben de özel birşey vermek istedim, almaktan ziyade. Geçen pazar İkea'dan aldığım resim çerçevelerine kendi resimleri koyma fikri, iyi fikirdi. Yüzlercesinin arasından, bu iki parça bu çerçevelere uydu. Çok beğendi.
Benimde hoşuma gitti, bu seriyi bu şekilde çerçeve yaptırıp, sergi bile hazırlayabilirim...


Bugün Melisa'yı anneannesine bırakıp, Semra'yla Kadıköy'de buluştuk. Starbucks'ta 4 saat oturmuşuz. Vakit nasıl geçti anlamadım. Konuşacak o kadar çok şey var ki, herşeyin azıcık ucundan konuştuk, hiçbir konuyu tamamlayamadık , kitap, film, sergilere hiç değinmedik bile. Pardon, Elif Şafak hakkında konuştuk, ve eşi...
Heyecan içinde damdan dama atladık durduk. Benim için güzel bir gündü. Dün sabah yaşadığım, tekrarlanan Sempatik aktivasyon zımpırtısından sonra, bardağı boşaltmak adına yapılmış bir terapiydi benim için...

22 Haziran 2011 Çarşamba

MELİSA ÇOK YORULDU ÇOK....

Melisa , Pakistan'lı kuzenlerim geliyor diye, bir süre ortalığı çalkaladı. Sonra onlarla herşeyini paylaşmaya çalıştı. Derdini anlatabilmek için sürekli yanıma gelip, kelimelerin İngilizcelerini sordu, onların kullandığı sözcükleri kullanmaya başladı. Epey yordu kendini. Perişan oldu. İlginin üzerinden dağılıp, misafirlerle paylaşmak biraz zoruna gitmeye başladı.

Fotoğraflarının çekilmesine bile ses çıkarmadı, hep  poz verdi.

Hergün , İstanbul'u gezmek için yollara düşmek zorunda kalsa da, yorgunluktan perişandı. Anneanne'yle evde kalmasını ya da okula bırakmayı teklif etsemde kabul etmedi. Çünkü diğer kızlar yanımda olucaktı. Hele o küçük Zoha, ya annem onu kucağına alırsa diye düşündü. Vapurda cips var, helva var, tost var, ice tea var, dondurma var.... yok yok benim ne yapıp edip gitmem lazım, diye düşündü.

Durup durup şarj etti kendini. Bu fotoğraflar ardı ardına çekildi :)

Bu fotoğrafta büyük ihtimal tam birşey isteyecek, dudağını bükmüş.



Topaçta elinden hiç eksik olmadı. Gezintilerde çocuklara topaç en güzel oyalayıcı oyuncak.
Anne , evde huzur kalmadı , bu kız hep ağlıyor...
Anne, bu kızı benden uzak tut huzurumu bozuyor...,
Anne, şuna bak ağzında çıkarıyor, eline alıyor, midemi bulandırıyor.....
Anne, gözüm bunu görmek istemiyor.....
Anne, bak şimdi, bu uyudu uyandı, sanki biraz büyümüş, artık kucağınıza almanıza gerek kalmadı... :)

20 Haziran 2011 Pazartesi

PAKİSTAN YEMEKLERİ... YENİ MAGNETLERİM.... YENİ KİTAPLARIM


Gitmeden önce, evde kaldığımız en uzun günde, Soully'e kendi ülkesinden bir yemek pişirmesini rica ettim. Çocuklar tavuğu çok seviyor. Neredeyse her akşam tavuk pişirdim. Evde yine tavuk var tabii. Butları ilk önce haşladık, haşlarken suyuna kırmızı biber ve tuz kattık, sarımsakta katılırmışta, evde kalmamıştı. Sonrasında pane harcına bulayıp kısa bir süre kızarttık.


Tavuk olurda pilav olmaz mı. Sebzeli pilav hemde, genelde lahana, havuç , biber, mantar, mısır  koyuyorlarmış. Evde olan sebzeleri değerlendirdi. Mantar, yeşil salata, mısır, biber hafif yağda çevriliyor ve pilavı aynı Türk usulü pişirip, demlenirken  sebzeleri katıp karıştırıyorsunuz.
Fotoğraflar çok iyi olmadı , aceleden...

Amna & Rabia, annelerinin hazırladığı yemeği hiç reddetmeden yediler.

Bu magnetlerin sadece İstanbul gezisine ait olduğunu biliyormuydunuz. Eskilerinin arasına kattım. Dubai ve kedinin yanında ki Phipinleri Faisal getirdi.


 
Bu kitapları , gezimizin 2. gününde, Bayrampaşa Satürn'den. dikkat durun , tanesini 1,5 tl'ye aldım. Okumak için nasıl can atıyorum bilemezsiniz.

19 Haziran 2011 Pazar

ANLATACAK ÇOK ŞEY VAR AMA....

Güzel hatıralar, paylaşımlar, fotoğraflar, aynı şeyi görmek, aynı yerde oturmak, aynı şeyin tadına bakmak. Herşey yorucu olmasına rağmen gidene el sallamak, veda etmek o kadar zor ki... Saatler yaklaştıkça gözyaşlarım harekete geçiyor. Her akşam uzun sohbetlerimizi özleyeceğim, özleyeceğiz. Melisa her ne kadar da minik Zoha'yı kıskansa da , o da onlar giderken üzülecek. Ben en iyisi bu akşam onlar yoldayken, sonrası için sakladığım facebook'umuzda ki fotoğraflara bakayım ya da yıllar önce birbirimize yazdığımız mektupları çıkartıp okuyayım. Havaalanına gitmemeye karar verdim. Evde kalıp kendimi sıkmadan rahat rahat ağlamayı düşünüyorum.
İstanbul vapurları...

Topkapı Sarayı'nın küçük bir parçası...

Galata kulesi

Sultanahmet Camii detayı...

Sultanahmet camii.

Ayasofya....

Soully , Faisal don't forget me..

İstanbul hatırası

Melisam.......

Bu dükkandan lambalar aldık. En ucuz burada kesinlikle herkese tavsiye ediyorum.

Burada da hem çok çeşit hem çok uygun fiyatlı ve dürüst satıcılar var. Mutlaka internet sitesine bakın.


Herşey akıllarda kalsın.

16 Haziran 2011 Perşembe

İSTANBUL KAZAN, BİR KEPÇE :)

Şu an, bütün fotoğraflar birbirine girdi, bazıları Faisal'ın makinasında, çünkü ben bir gün makinamı evde unuttum, bir günde şarjı bitti. Günler koşturmaca içinde geçiyor. Evin içinde 3 tane kız ve bir bebek. Onların yıkanması giydirilmesi, bakımları, kavgaları, birbirlerine şakaları, durun, yapmayın, etmeyin, sessiz olun koşuşturmayın demekte çok yorucu. 3-4 ya da daha fazla çocuğu olan bir ailenin durumunu şimdi daha iyi anlıyorum. Hele onların annesi olan kadını. Herkesin bu tecrübeyi 1-2 gün yaşaması lazım. Biz 8-10 kuzen yazları babaannemin evinde toplanırdık. Babaannem hep , ben bu evin içinde ...şu kadar çocuğu idare ediyordum derdi. Bulaşık makinası her gün iki kere doluyor ve boşaltılıyor. Çamaşır makinası daha hiç boş kalmadı. Evin hergün süpürülmesi gerekiyor. Ev sürekli dağılıyor. Buzdolabının kapısı hiç bu kadar çok açıp kapanmamıştı. Bunları şikayet olarak anlatmıyorum, tecrübelerimi paylaşmak istedim. :)

Hele Melisa'nın istekleri hiç bitmiyor . Anne dondurma alıcakmısın...  alıcam... ne zaman.... sonra..... anne sonra oldu mu.... daha olmadı ben sana haber vericem.... anne dondurma... melisa sorma ben sana haber vericem.... anne..... melisa... anne..... melisa lütfen..... anne ( bu sefer diliyle dondurmayı gosteriyor.:)) bir çok defa cinnetin eşiğine geldim.

İkizlerde Aunty Zeynep diye isteklerine başlıyorlar. Bizim resmimizi yaparmısın, ne zaman yapıcan.... vakit bulunca yapıcam.... vaktin yok mu .... görüyorsunuz daha hiç oturmadım..... sen ne yapıyorsun peki :) .....
Ben bütün gün dışarda dolaşıp eve gelip, siz oturup dinlenirken, direk mutfağa girip makinayı boşaltıp, yemekleri hazırlamaya başlıyorum , topluyorum, çamaşırlar asılıyor, mutfak alışverişine markete gidiyorum, siz yattıktan sonra saat 11-12 arası da oturuyorum. :) Tabi bunları demedim onlara. :)
Ama gerçekten eğer evinize misafir davet edecekseniz, bütün bu detayları düşünmek gerekiyor. Hiç oturmuyorsunuz. İyi bir tecrübe oldu benim için, bu arada tabii ki İstanbul'u gezmek en büyük hediye, ve yapma etme derken fotoğraf çekebilmek mucize.....

Bu kızlar çok az ve yavaş yiyorlar,  fazla yeme gibi bir şansları yok çünkü mideleri minici. Hele Melisa'nın hızına yetişmeleri imkansız. Sofrada Melisa yemeğini bitirip, anne söyle eğer yemeyeceklerse yemeklerini ( özellikle Pilav) ben yiyebilirim. :) ...Kendi cipsini bitirip, sonra onlarınkinden de yiyebilir miyim, ya da bebeğin çubuk krakerinden almak istemeler, hiç biri olmazsa anne dondurma, anne acıktım tost, portakal suyu, sonrasında tabii ki kağıt helva( bunlar bir anda boğaz gezisinde oluyor) Kızlar annesine şikayet edip duruyor. Kendi paketini bitirip bizimkinden de istiyor, lütfen izin verme, sonra aralarında böyle dedikodu yaptılar, ben de yakaladım onları... :)Melisa'nın umurunda değil. ...Kızım bak kimbilir seni ne gibi görüyorlar utanmıyormusun....
umurumda değil.... ama ayıp yaptığın...      umurunda değil yeterki ağzı boş kalmasın.
peçete ver
su ver
tuvaletim geldi   
cinnet böyle birşey işte. :))))

Kırk yıl düşünsem böyle bir senaryo kuramam ve hemen o anda aklıma gelip söyleyemem.
3 kız her akşam aynı yatakta yatıyor. Şakalaşıyorlar, örtüler çekiliyor, yastık savaşı, yanlışlıkla saçlarına basıyorlar, birinin dirseği birinin karnına geliyor, ve ve ve....
Sonra ikizlerin enerjisi bitiyor, uyuya kalıyor, bizimkisi kalkıp anne tuvaletim geldi, yarın dondurma alıcan mı, beni çok seviyorsunuz di mi, Zohayı çok kucağınıza aldınız ama, vs. vs.... Ben sizin odanıza gidiyorum ritüeli her akşam devam etti. Geçen akşam bu esnada İkizler uyandılar, Aunty Zeynep diye sorulara başladılar ardına, neden bizim yanımızda uyumuyor, ama biz onu çok seviyoruz, tercüme...Melisa açıklıyor, çünkü ben rahat uyumak istiyorum, ya da onlara sarılarak uyumak istiyorum, ama onlar sıkılıyor. Tercüme ... tamam istediği yatsın, bizim için sorun değil....
Melisacım üzme lütfen...hadi gel buraya...

Anne , ne yapayım yani onlar istiyor diye öleyim,
Atatürk gibi Dolmabahçe sarayında huzur içinde yatayım mı.:)))

Bunlar da boğaziçi gezisinden bir kaç fotoğraf.



15 Haziran 2011 Çarşamba

FAISAL, SOULLY, AMNA & RABIA and ZOHA

Lise zamanımızda, başka ülkelerden edindiğimiz mektup arkadaşlarını çoğumuz hatırlar. Benim bir tane İngiltere'den, bir tane Portekiz'den, bir tanede Pakistan'dan vardı. Hatta Pakistan'da ki arkadaşımın kuzeni de resimlere bakıp, mektuplarıma bakıp , eğer sakıncası yoksa benimle arkadaş olmak istediğini anlatan bir mektup göndermişti. ve biz onunla o gün bugündür, her 10-15 günde bir mektuplar, sonra, msn , mail derken 2003 yılında gelmek istediğini söylemişti. Evlenip ikizleri olmuştu Faisal'ın. Hem İstanbul'da kalmışlardı hemde bir tur ayarlayıp kısa bir Ege Anadolu turu yapmışlardı. Geçen seneden beri de çocuklarla birlikte yapacakları yeni turu organize ettik. Tarihlere karar vermek, hem ekonomik zaman, hem herkesin uygun olacağı zamanları oturtmak çok zor oldu.

3 çocuk ve bir de Melisa, bir evin içinde geçinip gidiyoruz. Hergün bir yerlere gidiyoruz. Benim içinde , kısa bir İstanbul turu oldu bu dönem.
Gezilerimiz; Oyuncak müzesiyle başladı.

Rabia- Melisa- Amna( Emine)

Tahta oyuncak boyama atölyesi



Baygın kalan kızlar.

2.gün
                                                     Magic Ice/-5  -20 c derece idi.
Turkuazoo

3.gün  büyükada


Melisa kıskançlık krizinde.....  ve tabii çoook yorgun.
 Hergece beraber yatıyorlar. Gülüşüyorlar, kavga ediyorlar, barışıyorlar, yataklar ayrılıyor, sonra saat 11 civarında uyuya kalıyor. En ufakları Zoha sayesinde sabah 7-8 gibi kalkıyorlar. Bu da onları çok yoruyor ve her vakitleri dolu dolu geçsin istiyorlar.
Çok fotoğraf var adadan ama sadece birkaçı


Vapurda bir amca topaç satıyordu. İyi ki almışım diyorum. Hiç ellerinden düşürmüyorlar. Gittiğimiz yerlerde , bi kenara çekilip kendi başlarına eğleniyorlardı.



O kadar yorgunum ki , anlatamam, çok detaylı anlatamadım. Fotoğraflar herşeyi anlatıyordur.