30 Temmuz 2011 Cumartesi

SICAK BİR HAFTANIN ARDINDAN

İlk defa bu kadar ara verdim sanırım yazmaya. Ne televizyon ne internet vardı bu hafta hayatımda. Sıcak çok yoruyor. Akşamları hemen uyumak istiyorum. Hiç direnmiyorum. Birkaç sayfa okuduktan sonra , sıcakla hiç mücadele etmeden, uykumda gelmişken, başımı yastığa koyar koymaz uyuya kalıyorum ve sabahta gözlerimi zor açıyorum. Sanırım işyerinde ki klima ile 20 derecelerde yaşayıp, sonra da sıcakla buluşunca , vücut haşat oluyor. Bazen ısınmak için çay içmiyor değilim . Artık siz anlayın... Bu duruma bir çözüm yok, çünkü beyler, kışın ve baharda ne giyorlarsa aynen devam...




Bu hafta arası, Melisa'yı bir akşam karşımızda ki okulun bahçesine basket oynamaya çıkardım. Sevgili arkadaşı Erdinçle :)  Arada bisiklete binmeye de götürüyorum. Yarım saat ayakta zor durdum. Akşamın 9'unda ki sıcak bile bitmeme seyirci oldu. Sıkıntıdan ne yapacağımı şaşıran ben, fotoğraf makinemi çıkarıp, 100 'ün üzerinde fotoğraf çektim. Bazıları...


Fotoğraflar karanlık olmasına rağmen hoşuma gitti.






Gözlerimi zor açık tutuyorum, uyumaya gidiyorum. Biriken blog yazılarının olması da heyecan verici, birkaç gündür okuyamadığım yazıları , yarına dolu dolu okuyacağım. Herkese keyifli pazarlar diliyorum.

23 Temmuz 2011 Cumartesi

BAHÇE KEYFİMİZ.

Bugün şirkette nöbetçiydim. Melisa'yla birlikte teşrif ettik. Bahçede çardağın altında yediğimiz öğle yemeğinden sonra kızımla, hafta için yaptığım keyfin aynısını yaptık. Çardağın altında oturup sohbet ettik. Şirketimizin kedisi ve tüm kediler hakkında konuştuk. Kedilerde nelere dikkat edilmeli, neden kedi sevdikten sonra ellerimizi yıkamalıyız, kedi bakımı, kediler neden her çağırdığında gelmez, kediler neden işine geleni duyar gelmeyeni duymaz, ne yer ne içer, sokak kedileri ev kedileri... Bitmek bilmedi uzadıda uzadı.



Sıcağa rağmen , çardağın altı serindi, keyfini çıkardı.

Eve geldikten sonra haftalık ev temizliğine giriştim, eşime yardımcı olayım, o şimdi eğitimde gelince rahat etsin dedim :)
Sonra balkonu toparladım, nasıl olsa Melisa geçen akşamın yorgunluğunu atmak için epey uyayacaktı ki tam 2,5'tan 6,5'a kadar uyudu.


Aslında duvara çok şey asmak istiyorum, ama öğleden sonra güneş alıyor ve her koyduğum şeyin rengi soluyor. Şimdi bu masada oturuyorum, ve birazdan da kitabımı okuyup, biraz Newyork'ta dolanacağım.

Şu an okuduğum kitap; öncelikle  bir şehir romanı. Newyork'ta , sanat ortamında , özellikle de tiyatro çevresinde geçiyor. Genç bir kadın, kocasının kendisini aldatıp aldatmadığını, çocuk isteyip istemediğini ve işinden tatmin olup olmadığını tartıyor. Romanı okurken biraz New York'u dolaşacakmışız. Henüz oraya gelemedim. Ama keyifli bir roman. Bir çırpıda yarısına geldim. Bu kitapta 1,5 tl indirimli kitaplardandı.

18 Temmuz 2011 Pazartesi

KİRAZ SİZE NE HATIRLATIYOR...

Akçakese müdavimi Melisa, yüzmenin dışında artık kumla oynayacağına,  sürekli ağzı dolu bir şekilde şezlongda uzanıyor.                                  
      Özellikle çift kirazlar seçilir kulağa özenle yaklaştırılıp, küpe yapılır.


Sonra bir çırpıda hepsi aynı anda ağza atılır.
               
    Bu haftasonu neredeyse kirazla beslendi. Yanaklar kiraz dolu. Bikinimizde eşlik ediyor.
kirazlar bittikçe kasesini doldurttu.... anneeee kiraz.... anneeee kiraz...

14 Temmuz 2011 Perşembe

NATAŞA / ÖYKÜLER

Elif Şafak'ın Aşkını bitirdim. Hiç bitsin istemedim. Aşk'ın ne demek olduğunu kitabın sonuna doğru , zincirleme bütünleşen bir olgu içinde anlayabiliyorsunuz. Çünkü kitabın sonunda aşık oluyorsunuz.
Dünya'ya hayata , genele , bütüne, olaylara, insanlara, ayrıntıya bakış açım değişti. Mevlana ve Şems'le ilgili sanırım başka kitaplarda var , onları bulup okumak istiyorum.


Geçen ay, 1,5 TL 'ye bulup aldığım kitaplardan birine başladım. Bu kitapta çok güzel. Bir Rus yahudisi ailenin, Kanada'ya göç etmesi, alışmasını , uyum sağlamasını, mücadeleleri bütününü anlatıyor öyküler halinde. Yazar bu ailenin oğlu. Kitapta 7 öykü var. Okurken sanki blogda bir yazı , bir anı okuyorum. Olayları o kadar güzel tanımlamış ki. Yaşamaya başladıkları yabancı ülke'de , yeni kimlikleri oluşurken, başlarına gelen en unutulmaz anılarını paylaşıyor bizlerle. Hepsini bir çırpıda okumak istiyorum. Bu arada blog yazılarını okumayı ihmal ettim, bu kitap yüzünden. Okusam da yorum yazamıyorum.


Bunlar da haftasonu  D&R 'dan aldığım, indirimli Can yayınları kitapları. İkisi de , biraz müstehcen konular içeriyor gerçi , ama farklı yaşamlar okumak hoşuma gidiyor.
Unutmadan söyleyeyim. Okuduğum ya da okuyacağım her kitabı , okumak isteyenle paylaşmaya hazırım. Yaşasın kitap kardeşliği..........

Bu minikte geçen haftalarda aramıza katılmıştı. Arap saçı. Büyüyüp serpilmesini dört gözle bekliyorum.

11 Temmuz 2011 Pazartesi

EN TATLI ANI...

Kim ne derse desin, bir çocuk en çok uykudayken sevilir. Uyanıkken küçük canavar haline dönüşen çocuklarımızı, sarılmak ve sevmek bazen imkansızlaşıyor. Bu esnada daha da şımarıyorlar. Ama ya uykudayken... Hele Melisa gibi bir çocuğunuz varsa... Sıkıştırır, öperim, sarılırım, ama kesinlikle uyanmaz. Hele yansıttığı o saflık, o durgunluk huzur verir.


Uyuduktan sonra hadi gel, melisa uyudu, bakalım mı .. deriz birbirimize . Yahu demin kavga kıyamet değilmiydiniz.  Ama , uyuyunca özlüyorum. Uyuyana kadar bir uyusa, uyuduktan  sonra da bir kalksa oluyoruz. Uykudayken daha çok fotoğrafı var. Bu fotoğrafları da tatildeyken çekmiştim.

9 Temmuz 2011 Cumartesi

AKÇAKESE'DEN BİR GÜN

Karadeniz'in güzel sahillerinden biri Akçakese. Bir kaç senedir, haftasonları günü birlik oraya kaçıyoruz. Sadece denizi değil, manzarası da çok güzel . Bazen çok dalgalı oluyor. Denize girip dalgalarla sahile kadar eşlik ediyoruz köpüklerle birlikte. Denizi havuz gibi şeffaf. Şemsiyenin altında yatıp denizin sesini dinleyip, gökyüzünü izlemekte çok güzel .

Yanımıza ıcecube'umuzu alıyoruz. İçeceklerimiz, sandviçlerimiz, meyvelerimiz. Ekstralar, çekirdek, çikolata, cips..Bunun yanında tabii, Melisa'nın istekleri bitmez. Bende yeni gelin gibi, sürekli hizmet halinde, su, meyve, çöpleri topla bir yere, bardağı uzat, ıcecube'un agzını kontrol et. Cips yedi, elini sil, sonra meyve ister, sonra su. Bu arada sık sık kumla oynuyor deniz kenarında, kremlemeyi unutma, anne tuvaletim geldi, hadi denize girelim. Her neyse 5-10 dakikalık aralıksız yatışlar bile çok iyi geldi. Terapi gibi.


Yolunuz oralara düşerse, Şile'ye sapmadan devam ediyorsunuz. Kabakoz köyünü geçiyorsunuz, akçakese.
Denize girdiğimiz yer Yeşim camping'in olduğu yer http://www.yesimcamping.com/ Kayalık ve manzara  fotoğraflarım çok güzel olmadı bu sefer paylaşmak istemedim. Bu sayfadan bakabilirsiniz. ve hemen arkasında Woody ville tatil köyü var, bungalowlarda kalıyorsunuz. http://www.woody-ville.net/ .
Herşeye rağmen, duruluk, sakinlik, huzur :)

7 Temmuz 2011 Perşembe

AŞK...YOK OLMAK İSTEMİYOR MUSUN?...

Yazdan dolayı, pek üretken değilim sanki, daha çok yatıp uyumak, ya da kitap okumak istiyorum. Film izlemek istiyorum. Ama bazende hiçbirşey okumadan, yapmadan öyle durmak istiyorum. Belki de içinde bulunduğum ruhsal durum, belki de fırtına öncesi sessizlik. Bu hafta ,uzun zamandan sonra araba kullanıp ziyaretlere gitmeye başladım. Çarpıntılar yine başladı. Heyecanlar... Ruhum geri adım atmak istiyor, ben ileri adım attırmaya çalışıyorum duygularıma. Yapılan bunca tedavi boşa gidecek diye aklım çıkıyor. Bir an hüngür hüngür ağlamak istiyorum, dur Zeynep sakın yapma, kimse anlamaz ki seni, açıklayamazsın da... açıklasan dinleyen anlayacak mı? Dur lütfen. Düşün. Mevlana'yı düşün, Şems'i düşün. Okuduğun kitapta ki , senin canlandırdığın dekoru ve yüzleri düşün. Kitap nolucak bundan sonra. Hah şöyle... kendi dünyana dön. Senin sevdiğin, seni ferah tutan , sana ait olan şeyleri düşün. Okuduğun kitabı ve okuyacağın  kitaplarını düşün. Yapacağın resimlerini çiz aklında. Ne yaratmak istiyorsun. Huzur dolu evini düşün. Evde ne değiştirmek istiyorsun, onu hayal et. Derin derin nefes al... Arkadaşlarını düşün, hatta in  bahçeye volta at, bir yandan onlarla konuş. Birazdan kendine geliceksin, en azından ağlama krizine girmezsin.


Çok sevdim bu kitabı. Çok etkiledi beni. Belki de ihtiyacım olduğu için etkiledi, bilemiyorum. Sizde ne bıraktı, merak ediyorum. En çok etkileyen ne oldu?  Kitap hakkında yorum yapmak istemiyorum. Hissettirdikleriyle kalsın.
Şirkette ki doktorumda, geçen terapide bana, Mevlana'nın bir şiirini okudu. Yok olmayı istemiyor musun?  Bence, mutlaka okunması gereken bir şiir. Ben ağlayarak okudum. Çok etkilendiğim yerleri koyulttum.
Siz hangi cümlelerini beğendiniz, daha önce okumuşmuydunuz, ya da duydunuz mu?


YOK OLMAK İSTEMİYOR MUSUN?
Beri gel daha beri daha beri,
Bu yol vuruculuk nereye dek böyle.
Bu hır gür bu savaş, nereye dek.
Sen bensin işte, ben senim işte.

Ne diye bu direnme böyle ne diye,
Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık ne diye.
Topumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek.
Ne diye böyle şaşı olmuşuz ne diye.
Zengin yoksulu hor görür ne diye,
Sağ soluna yan bakar ne diye.
İkisi de senin elin ikisi de.
Peki kutlu ne kutsuz ne?
Topumuz bir tek inciyiz , bir tek.
Başımız da tek, aklımız da tek.
Ne diye iki görür olup kalmışız,
İki büklüm gök kubbenin altında ne diye?
                     * * *
Sen habire gevele dur bakalım
Habire usul boylu birlik çam ağacı de
Sonu nereye varır bunun nereye
Şu beş duyudan, altı yönden
Varını yoğunu birliğe çek birliğe
Kendine gel benlikten çık uzak dur
İnsanlığa karıl, insanlara,insanlarla bir ol

İnsanlarla bir oldun mu bir madensin bir ulu denizKendinde kaldın mı, bir damlasın, bir dane
Ama sen canı da bir bil bedenide
Yalnız sayıda çoktur onlar alabildiğine
Hani şu bademler gibi, bademler gibi
Ama hepsindeki yağ bir.
Dünyada nice diller var, nice diller
Ama hepsinde anlam bir
Sen kapları testileri hele bir kır
Sular nasıl bir yol tutar gider
Hele birliğe ulaş, hır gürü savaşı bırak
Can nasıl koşar, bunu canlara iletir.
                     * * *
Olduğum gibi kim görebilir beni
Ne rengim var benim ne nişanım
Benim de bildiğim sırlar var diyeceksin ama
Hem o sırlarım ben hem de o sırları saklayanım.
Bu gönül ne vakit durulacak bilmem
Ama şu anda hiç kımıldamadan da duran benim,
Yürüyüp giden de ben.
Ben bir denizim kendi varlığı içinde taşan,
Uçsuz bucaksız,alabildiğine geniş, kıyısız, hür bir deniz.
İki dünya da yok oldu gitti bende
Artık ne bu dünyadan sorsunlar beni, ne o dünyadan.
Sen bizim aynımızsın dedim ey can!
Amma yaptın dedi, o da ne demek.
Şu gördüklerin hep benim.
Yoksa dedim sen O musun?
"Hey, kendine gel! Sus!" dedi.
"Benim ne olduğum dile gelmez.."
Öyleyse dedim sana işte dilsiz, dudaksız konuşan biri.
Yoklukta ayaksız yürümedeyim, gökteki ay gibi.
İşte sana elsiz ayaksız durmadan koşan biri.
"Böyle koşup durmak" dedi bir ses "senin nene gerek?"
Bak bana, apaçık ortadayım da gene gizliyim
Sen beni gör asıl Beni!
Eşi bulunmaz bir gizli maden olmuşum
Eşi bulunmaz bir deniz olmuşum ben
Tebrizli Şems'i gördüm göreli.
                      * * *
Biz gittik kalanlar sağ olsun
Doğan önünde sonunda ölür.
Gök kubbede oturanlar iyi bilir
Damdan bir taş atıldı mı düşer
Hırsı bırak kendini boş yere harcama
Şu toprak altında çırak ta bir ustada
Hiç naz etme a güzel, bu mezarda ne şirinler var ne şirinler
Ferhat gibi yok olup gittiler
.
Direği yelden yapağı güzel, dayansa dayansa ne kadar dayanır
Kötüydü isek geçtik gittik kötülüğümüzle
Yiğit isek hayırla anın bizi.
Zamanın tek eri olsan bile
Bir gün gidersin sende, tek tek gidenler gibi.
Yok olmak istemiyormusun? İyi şeylerden evladın olsun.İyiliklerin bükülmüş ipliğidir kalan
O dur dünyaya direk olanların canı
Şu akıp giden kum seline bak
Ne durması var ne dinlenmesi.
Bak birden bire bir dünya nasıl bozulur.
Nasıl atar bir başka dünyanın temelini
Bu kupkuru yerde ben Nuh' un gemisi
Ömrümün sona ermesi de tufan.
Girdik susanlar arasına yattık uyuduk,
Çığlığımız sınırları aştıydı nasıl olsa.
                     * * *
Gel muştusu erişti canım
Gel diyor yüceler yücesi
De sen de can ol kanatlanıp uçma,
Kurak yerde dalgaların sesi duyuldu birden
De sen balık olda sıçrayıp denize dalma
Davullar dövdürüp geri dön diyor sultan
De sen doğan ol da, avdan eteğini çekip sultana doğru kanat açma.
Sonsuzluk güneşi aşk yurdunu ışığa boğdu,
De sen aşık ol da semağa başlama.
                     * * *
Can bağışlıyor o güzeller sultanı,güzellik bağışlıyor.
A güzellik vurgunu yol nereye.
Açıldı işte beden kafesinin kapısı
Uç ey kuş öz cevherine doğru uç.
İşte acı su, işte bataklık
İşte ölmezlik, işte özgürlük
Canın yüce doruğuna uç
Çık git aradan ey can
Çekil de ayrılıktan kavuşmaya göçelim
Ne vakite dek taşla toprakla, çanak çömlekle dolduracağız eteğimizi.
Koynumuzu, koltuğumuzu ne vakte dek
Çekelim elimizi topraktan
Çanak çömlekten çekelim de göğe ağalım
Bu toprak kalıp nasıl kafese koydu seni,
Nasıl çuvala soktu.
Yırt çuvalı da çevrene bak.
Yüceler yücesi rabbim, sen sor gene sen cevap ver.
Çünkü sorular bilginide sensin, cevaplar bilgini de.

MEVLANA




3 Temmuz 2011 Pazar

EVDE GEÇEN BİR PAZARIN ARDINDAN

Çok uzun zamandır ilk defa , bir pazar günü evdeydik. Amacımız, okuyamadıklarımızı okumak, izleyemediklerimizi izlemek ve yapamadıklarımızı yapmaktı. Sabah kahvaltıdan sonra ilk iş, lambam takıldı. Holü karanlık yapıp görüntüye doymaya çalıştık. Melisa " anne fare gibi bakıyorsun lambaya, öyle kafanı kaldırıp " dedi. " anneee, bak yine öyle bakıyorsun :) "  Ama durup bakılmayacak gibi mi ...

Evi toplayıp dekor değişikliği yapmak istedim, denizkabuklarım , çakıl taşlarım, kozalaklarım, bakırlarımın hepsini elden geçirdim. Kapları yıkandı, yerleri değişti.

Deniz kabuklarım...


Sevgili arkadaşım Didem, bana d.günü hediyesi olarak Frida & Diego kitabını almış. Nasıl sevindim anlatamam. Elimden hiç düşürmedim bugün. Heryerinden okumaya başladım. Aç gibi saldırdım kitaba.
Favori resimleri ve sadece bir yerini paylaşmak istedim sizinle.




Diego ! Frida seni gerçekten sevmiş.

 Dün, Kadıköy'de ki Eminönü iskelesinde ki , İstanbul kitapçısından aldığım İstanbul gravürlerinden en sevdiklerimden biri...

2 Temmuz 2011 Cumartesi

İKİ CADIYLA KISA BİR TARİH TURU... MAGNETLER...AYRAÇLAR...

2 Hafta önce tadı damağımda kalan Sultanahmet, beni tekrar kendine çağırdı. Hani Topkapı sarayımı, Ayasofyamı görmedin, camime girmedin, dedi. Kapalıçarşı da çağırdı,  kendine birşeyler almadan gitmiştin , dedi. Bedestende çağırdı, kahveye bekliyorum , dedi. 2 haftadır çağırıyorlar. Duramadım. Deli cesaretimi taktım koluma, annemi, Melisa'mı aldım yanıma sabah erkenden yola koyuldum. Heyecan içinde ilk önce Kadıköy ki Eminönü- Karaköy iskelesinde bulunan İstanbul kitapçısına, doyamadım tabii, tabağı yarım bırakıp çıktım oradan... Ayraçlar , magnetler, İstanbul kitapları, gravürler derken, çabucak seçtim kitap, ayraçlarımı, ve gravür kitabımı...
Vapur kalkmak üzereydi ki Melisa'yla ben zor attık vapurdan içeri kendimizi, annem bizden önce gitmiş kurulmuş, bizi bekliyordu içerde. Annemle melisa hep zıt şeyler istiyor. Biri kitapçıya girmek istiyor, biri istemiyor. Biri tost ister, biri cips, herkes  aynı anda da istemez, gelip oturucan, sonra yine kalkıcan, sonra portakal suyu, sonra su, sonra ıslak mendil. Hadi dışarı çıkalım, tuvalet var mı burada. Neyse vardık Eminönü'ne. Mısır'da alalım. Yok almayalım , tramvaya binicez...indikten sonra alırız...Hadi indik alalım. Benim kisi sütlü olsun, benimkisi közde.  Benim dişim acıdı yiyemedim, anneannem versin mısırını bana onu deniycem.:)

Dikilitaş ve Sultanahmet detay.

Alman çeşmesi detay.

Alman çeşmesi
Topkapı Sarayında ki kutsal emanetleri görmek istiyordu annem uzun zamandır. İnanılmaz bir kalabalık. Dünya'dan her milleti temsilen bir grup vardı. Çok kalabalıktı. O kadar kalabalıktı ki, orada olmak istemedik. Hemen gördük ve çıktık, terkettik orayı. Kesinlikle bu sezonda gezilecek bir yer değil . İki hafta önce böyle kalabalık değildi. Ama bu hafta, şu an orada olmayayımda nerede olursam olayım diyorsunuz.

Topkapı sarayının bahçesinden.
Doğru Kapalıçarşı... İlk önce babama uğradık. Oturduk dinlendik. Sonra Melisa'yı babama bırakıp annemle birlikte Bedesten'e doğru yola koyulduk. Lambacıma gittik. Zor tuttum kendimi, bir taneyle sınırlı kaldım. Gümüşçüler, tabakçılar, her dükkana girdik çıktık. Bedesten'e vardık. Fes cafe doluydu. Bu kafede oturup biraz keyif yapalım dedik.

Tavanın arka kısmında daralan noktaya bakın,üçgen bir dükkan..

Capucino ve mozaik pasta.

Taze limonata , nane yapraklarıyla, inanılmaz bir lezzet

Her masada bu heykelcikler , size eşlik ediyor...



                    Yine tutamadım kendimi, magnetlere takıldım, zor eledim. Bu kadarıyla kurtuldum.
Bunlarda geçen hafta Karadeniz turuna giden bir arkadaşıma sipariş ettiğim magnetlerim.

Herkese iyi pazarlar...