31 Ağustos 2011 Çarşamba

BAYRAM ANLAYIŞI DEĞİŞTİ... BRASSERIE POLONEZ


Sabah evde ailecek bayramlaşmadan ve  kahvaltıdan  sonra, oturup sohbet ettik. Annem ve babam da bizimleydi. Uzun uzun oturmak hiçbir acele olmadan, hareketleri uzatmak , saniyeleri uzun uzun yaşamak gerçekten özlediğim birşeymiş. Telaşsızca. Bayramların anlamı çok değişti. Özellikle büyük şehirlerde , bayanların çoğu da çalışınca, herkes tatil olarak değerlendirmek istiyor bayramları. Çoğu akrabalar, komşular, arkadaşlar tatilde. Biz bu bayram evde kalmayı tercih ettik. Bunun tersine telefonlar hiç susmuyor. en çok babamın telefonu çaldı. Telefonların arası en çok 10 dakika. Bütün bunları yaşarken, küçüklüğümün bayramları da gözümün önünden geçmiyor değil. Özlüyorum.

Bugün eşimin doğumgünüydü. Yani bizim için 3 kutlama. Bu restauranttan çok keyif alıyoruz. Brassierie Polonez. Palladium alışveriş merkezinde. Şok modern, her tarz sevene hitap edecek bir restaurant. Geniş rahat koltuklar, samimi oturmak isteyenler küçük masalar. Aileler için geniş masalar.
Menü çok geniş, et ağırlıklı, ama tabağınızda etin yanına sebzede servis ediliyor. Ambiansı çok güzel, rahatlıkla tavsiye edebileceğim bir yer. Biz terasında oturduk, özellikle gece manzarası çok güzel.
Melisa, yemeği hazır olana kadar boyama yaparak oyalandı.



İçerisi de çok güzeldi, teras varken yazın içerisini tercih edemiyorsunuz, ama kışın çok güzel oluyor.


Ev ortamı gibi bir yerde, arkadaşlarla oturup bir kahve içmek ve tv izlemek istemez misiniz. Bu salon çok büyük , ama bu tip yerlerde flaşsız fotoğraf çektiğim için, diğerleri pek iyi çıkmamış.

Doğum günü pastası olarakta , özsütten aldığımız bu minik pastayla yemek dönüşü evde kutlamamızı yaptık.

29 Ağustos 2011 Pazartesi

SİZ SON İFTAR YEMEĞİNİ BEKLERKEN...

Siz , Ramazan'ın son iftar yemeğini beklerken, hazırlanma telaşı içindeyken, misafirlerinizi ağırlarken, ailenizle sohbet edip sofranızı hazırlarken, yarının programını düşünürken, konuşurken programlarken, ocakların altını açıp ya da kapatıp, çayınızı ocağa koyarken, televizyonda ki iftar programını dinleyip, dualara amin derken, yarını bayram sevinciyle beklerken, ben sahilde adalara karşı, sizlere, bugünün anısına gün batımını fotoğrafladım.
100'e yakın fotoğraf çektim, bu kadarını seçebildim. Daha azaltamadım....

Bir hikaye gibi devam ediyordu çünkü...

Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıada, Sedef adası, Yassı ada, Sivri ada hepsinin selamını getirdim size...

Güneşin batışına bir kere daha tanık olduk.

Sevdiklerimiz yanımızda, anılarımızla yaşattıklarımız gönlümüzde...





Hepinize mutlu bayramlar, güzelliklerle anacağınız bir bayram olması dileğiyle...

28 Ağustos 2011 Pazar

MEVLEVİ SEMA GÖSTERİSİ..



Dün akşamın büyüsünden henüz kurtulamadım. İçimi ısıttı ve halen sıcak tutuyor. Hocapaşa Kültür Merkezinin içi de çok güzel hazırlanmış. Toplam süre ; 1 saat. Birinci bölüm, Tasavvuf Müziği Konseri.
İkinci bölüm, sema töreni.
İçerisi son derece sakin, ve sessiz. Gösteri başlamadan önce gürültü bile yoktu. Türk çok az vardı. Turistlerde bence bilmedikleri ve müslümanlıkla ilgili bir gösteri izleyecekleri için sanırım biraz tedirginlerdi. Ben yüzlerinden bunu okudum. Tek kelime etmeden bekleştiler.

Gösteri öncesi, sessizlik ve fotoğraf konusunda ikazlar yapıldı. Bunu bile sözle değil pankartla yaptılar. Lütfen alkışlamayın!


İçerisinin huzurunu bu birkaç fotoğrafla gösterebiliyorum. Ama görmek değil, hissetmek gerekiyor.
Sizi derinden etkileyen, taa hücrelerinize giden yolu bilen o müzik çalmaya başladı. Ben normalde tasavvuf müziği sevmem, ama o atmosferin içinde dinlemek daha başkaydı.


Sema : Evrende , atomlardan güneş sistemine, vücutta dolaşan kana kadar herşey dönmektedir. Sema, ruhun olgunlaşarak birliğe ulaştığı ve Tanrı'ya doğru yaptığı manevi bir yolculuk, bir ibadettir. Bu yolculuktan sonra tekrar hayatına ve insanoğluna hizmet etmeğe döner. ( Fotoğraf; broşürden)

Semazen, nefsinin ölümünü temsil eden özel bir kıyafet giyer. Sikke, mezartaşını, hırka mezarını, tennure de kefeni temsil eder. Semazen meydana girerken elleri omuzunda çapraz olarak bağlıdır. Bu haliyle elife benzer ve Hakk'ın birliğine şehadet eder. Semaya başladıktan sonra sağ el yukarı sol el aşağı aşağı dönük olacak şekilde  kollarına iki yana açar. Bu " Hak'tan alır halka saçarız, kendimize birşey maletmeyiz" manasına gelir. Semazenler aynı gezegenlerin hem kendi çevrelerinde hemde güneşin etrafında döndükleri gibi, hem kendi çevrelerinde dönerler,hem de meydanı devrederler.
Sema insanı gerçek varlığa ulaştıran bir araç ve bir can sarhoşluğudur.
Bu yazıyı broşürden aldım. Aslında tüm yazıyı buraya yazmak istedim, çünkü bütününü anlamak lazım. Müzik grubuyla semazenlerin arasında ki bağlantıyı. Şeyh ve semazenler... Kur'an-ı kerim'le ayin sonra eriyor.

Semazenleri tek tek inceledim. Nasıl bir huzur içinde ve kendilerinden geçmiş şekilde ayinin içindeydiler. İzlerken olgunlaştım, ve aşkı yeniden tattım. Gözlerimden yaş gelmek istiyor, nefesimi tutmuş vaziyette, heyecanla o eteklerin havada süzülüşünü, ayakların hareketlerini, ellerinin şeklini, neredeyse nefeslerini içime kazıdım. Yüzlerinde ki boşluk ve rahatlığı görmenizi isterdim. Neredeyse 45 dakika , aralarda selamlarda birkaç dakika durmak üzere döndüler.

Mevlana demiş ki ; Sema'a girdin mi , iki dünyadan da dışarı çıkacaksın; sema'ın şu alemi, iki alemden de dışarıdır.

Gösteriyi girmeden önce, bugünün hatırasına bu iki eşarbı aldım ve magnetsiz olmaz...Kırmızıyı annem beğendi, ben maviyi. Kırmızı boynumda olarak gösteriyi izledim. Her taktığımda bu ayini üzerimde taşımak istiyorum.

Canım istedikçe gitmek isterim, ama çok pahalı. Grupanya %50  avantajından faydalanarak 25 tl' ödedim bir kişi için. Ama keşke daha çok yapan olsa, ve daha ucuz olsa . Sema gösterisi yapan İstanbul'da bir burası , bir de Galata Mevlevihanesi var, diye biliyorum.

27 Ağustos 2011 Cumartesi

KÜÇÜK BİR İSTANBUL TURU....



Bugün önemli bir gündü. İndirim sitelerinden biletini birkaç hafta önce aldığım semazen gösterisine gittik annemle birlikte. Melisa'yı evde babasıyla bırakıp, daha az söylenen birini tercih ettim. Annem içinde süpriz oldu. Öğleden sonra düştük yollara . Yine Kadıköy'den Sirkeci vapuruna bindik. Sanki ilk defa görüyormuşçasına,  fotoğraf makinamı bir an bile elimden düşürmeden 20 dakikalık mesafede yine onlarca fotoğraf çektim. Malzeme bol tabi. Hep aynı şeylerin fotoğrafını çeksemde, olsun bu sefer yanımda annem var ve biz semazenleri izlemeye gidiyoruz. Bugüne özel fotoğraflar bunlar. Hemen burada belirtmem gerekiyor ki. Bu postu hazırlarken 1 saatte koyacağım fotoğrafları seçtim. Arkasından geçen gün İzler ve yanılsamalar blogunda Esmir'in okuyup, mest olduğum bir yazının üzerine ki, bence herkes mutlaka bir göz atıp, müziğini dinlesin, http://izlerveyansimalar.blogspot.com/2011/08/tlsml-bir-istanbul-havas-ve-eminonu.html  bende müzikli bir post hazırlamayı düşündüm. Tabii Esmir'in ki kadar büyüleyici olmadı. Çok amatörce benim fotoğraflarım :) Sonra google'da İstanbul müzikleri ara dedim. Sertap Erener'in yeni albümünde sanırım İStanbul isimli bir şarkısı var. Klibi de varmış . İlk defa dinledim ve izliyorum. O da Kadıköy'den Sirkeci'ye geçerken ne varsa yaşatmış. Klibi izledikten sonra, arkada gözüken Haydarpaşa limanında ki vinç fotoğrafını ne gerek var dememe rağmen, ekledim. Şarkıyı klibi çok sevdim. Şimdi benimle bir defa daha gezin, klibi de izleyin ne kadar benzerlik var. Ama akşam dönerken, ben fotoğraf çekmedim.







Bu gemilerin herbirini ayrı ayrı da fotoğrafladım, hepsi bir arada, turistlerin şu an ki yoğunluğunu anlatıyor.

Mutlaka Galata kulesi fotoğrafı olmalı  her gördüğümde.

Deniz çok dalgalıydı.

Caminin üzerinde ki kuşlar çok etkileyici.

 
Eminönü-Sirkeci'ye gidince sahilde kayıklar, önlerinde küçük masa ve sandalyeler herkes balık ekmek yer. Ramazan dolayısıyla sadece bu portatif kayık şeklinde ki büfe hizmet veriyordu. Ben daha cesaret edip bunlardan yiyemedim. Babam hep, Buzhane balığı bayattır onlar der... Deneyen var mı?

Beyazıt'a çıktık. Kapalıçarşı'ya girdik. Babama gittik, sonra tabii ki Bedesten'de dolandık. Sonra bu sefer yine Beyazıt kapısından çıkıp, Nuriosmaniye, Çemberlitaş, Sultanahmet, Gülhane ve Sirkeci'ye geri döndük.
Yol üzerinde, bu tatlılara takıldı gözümüz. Kuş yuvaları. İftardan sonra yemek için aldık tabi.
Sultanahmet'te festival vardı. Asırlık Tatlar ve Sanatlar. Çok beğendim. Çok güzel bir etkinlik. Kültürümüze ait herşey bir araya toplanmış. Herbir konu için küçük küçük dükkanlar. Aşağıda ki her konuyu temsilen bir stand vardı. Bu festivalin zenginliğini ve doygunluğu inanılmazdı. Kitapçığındakiler...

Asırlık tatlar;
Ali Muhiddin Hacı Bekir, Karaköy Güllüoğlu, Mado, Şekerci Hafız Mustafa, Kurukahveci Mehmet Efendi; Malatya Pazarı, Vefa Bozacısı ( bir bardak enfes boza içtim), Konyalı ( Şerbet), Koska, Hamidiye Kaynak Suyu,Emirgan Sütiş, Arifoğlu, Tarihi Hacı Salih Demirci Turşucusu, İstanbul Halk Ekmek(Fındıklı, üzümlü minik ekmeğini denedim), Şile Bezi koruma ve Yaşatma Dermeği, Erzurum B. şehir bel. Oltu taşı, Meşhur Kanlıca Yoğurdu, İBB Sosyal Tesisleri Çamlıca simidi ( ben sevmem o simidi, Bağdat caddesi simidinin üzerine yoktur şu İstanbul sokaklarında),Tibelya Mardin Gümüş, Zümrüt Fotoğrafçı, Nakkaş Rumi
Maccun: Padişah Macunu, Hazerantik Sedef İşlemeciliği, Kestaş Kütahya El sanatları

Asırlık sanatlar;
Ahşap boyama, Ahşap oymacılık, Bakırcılık, Cam süsleme,Cam üfleme, Çini, Ebru, El nakışı, Filografi, Folyo, fotoğrafçılık, Geleneksel Gölge oyunu Hacivat- Karagöz,Telkari, Hatsanatı, Kaligrafi,Keçecilik, Kitre bebek, kumaş boyama, kutnu kumaşı, kuyumculuk, mefruşatçılık, minyatür, porselen süsleme, resim, rölyef, sedef işlemeciliği, suni çiçek, takı tasarımı, terzilik, tesbih sanatı, tezhip, yazmacılık, yorgancılık, yemenicilik,

Bu tavşancı amca, tavşanlara İngilizce öğretmiş :) turistler standına yaklaşınca kağıt çektiriyor, kağıtlarda İngilizce fallar. Ama kendi tek kelime İngilizce bilmiyor, onlara para vermeleri gerektiğini söyleyemiyordu. Turistler tavşanları sevmek için yaklaşınca, ellerine düşen kağıttan sonra, adamın tavşanlar üzerinden para kazandığını öğrenince, yurdumu ziyaret eden duyarlı turistler, kağıdı geri bırakıp, no no no diyip, sevimli hayvanları kullanıp para kazanmak yanlış birşey , diyordu. Ama amca anlamadı tabii..:)

Hani belediyemiz, bir anket yapmıştı, otobüsünün rengini kendin seç. Gerçi o kampanya bitti sanırım. Benim hayalimde ki İstanbul otobüsü bu. Rengarenk ve İstanbul'u temsil eden herşey var.
Bu otobüs City Sightseeing İstanbul.. 1,5 saatlik bir gezi. Ücreti 20 Eur. Çocuklar, aileler ve gruplar için özel fiyat uyguluyorlar. Kulaklık takıp, istediğin dili seçip, rehber eşliğinde geziyorsun. Kısa bir eski İstanbul turu için bence ideal.

Gezdirdikleri noktalar...

Gülhane'de bir dükkandan.

Gülhane'de el dokuma kumaş dükkanı, dokunurken izleyebiliyorsunuz.

Gülhane'de otantik bir restaurant. Bunun gibi birkaç tane var.

Son durak, Hocapaşa Hamam sokak. Kahvemde bile gökyüzü ve kuş çıktı. Daha çok gezicem galiba.

İftar öncesi Hocapaşa ... bütün dükkanlar masalarını dışarı çıkarmış. Hazırlıklarını tamamlamış.
Biz de Hocapaşa Kültür Merkezinin yolunu tuttuk.
Semazenler için yarın ayrı bir post...