29 Eylül 2011 Perşembe

SAF VE DÜŞÜNCELİ ROMANCI / ORHAN PAMUK

Orhan Pamuk bu kitabını sanki, Masumiyet Müzesi'nin acabaları için yazmış. Çok severek, ders dinler gibi, cümlelerin üzerinde uzun uzun durarak, konuşma dilinde okudum.Okurken, kendisinin de bahsettiği birçok kitap ve yazarın notunu aldım. En çok Anna Karenina'dan bahsetmiş. Bir tren sahnesi ki alıntılarla bile gözümde canlandı. Kitap boyunca tekrar çekimlerle gözümün önüne geldi detaylar.

Masumiyet müzesini okuyanlar, acaba bunları yazar kendisi mi yaşadı diyecektir. Bazı duygular bu kadar net olamaz. Yaşanmadan bilinemez. Benimde aklımdan geçen, kendisinin değildir belki ama mutlaka duygularını yaşatmıştır, romanın kahramanına diyerek okudum ve kitabı halen bitirmek istemiyorum. Başucumda her gece 1-2 sayfa okuyarak , birlikte uykuya dalıyoruz. Takıntılı olduğumu kabul ediyorum.


Ama bakın Orhan Pamuk, kitabının bir yerinde ne demiş ;

Kahramanların duyumsal tecrübelerini paylaşabilecek kadar, kendi duyumsal tecrübemizde vardır....
....
Orhan Bey, bütün kitaplarınızı okudum, demişti. bir keresinde , İstanbul'da teyzem yaşlarında teyze gibi bir kadın." Sizi öyle yakından biliyor , tanıyorum ki, şaşarsınız"...... beni tanımasına yol açan şey; bütün kitaplarıma, bütün kahramanlarıma farkında olmadan dağıttığım benim duyumsal deneyimlerimdi....

Benim için önemli olan bu cümleyi yakalamaktı bu kitapta. Buldum, huzurlu, mutluyum.... Masumiyet müzesini okuyanlar bu cümleyle bir çok şeyi anlayacaktır.

Kitapta paylaşmak istediğim çok şey var. Ama beni ilgilendiren tek yerini paylaştım sizinle . Roman okumayı sevenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap.

27 Eylül 2011 Salı

BİR ÇOCUĞUN AKLI FİKRİ YEMEKTE OLUR MU... OLUR !

Bu aralar epey bir koşturma içindeyiz. Melisa koşturuyor biz de arkasından . Okulun ilk gününden beri hergün bir kere düşmüş , ve revire uğramış vaziyette geliyor eve. Derslerde de bol bol konuştuğu için tüm işleri yarım vaziyette getiriyor. Evde tamamlıyoruz. Etüt bile işe yaramıyor. Okula uğradım bugün ve derslerde çok konuştuğunu öğrendim. Öğretmeni, mutlaka evde bu konu hakkında uyarın, ve öğretmeye çalışın dedi.
Neyse ben sorunlardan ziyade sizi biraz gülümsetmek istedim. Unutmadan size aktarmak istedim, bu hafta yaşadığımız parodileri...

1. sınıf öğrencilerinin kantinden alışveriş yapması yasak. Para vermeyin yanlarına dedi öğretmeni. Tüm 1. sınıf öğrencileri için uygulanıyor. En önemli ihtiyac su için 2. suyunu da yanına koyun ya da yanına sadece 50 kuruş verin dediler. Biz 2. suyu yanına vermeyi tercih  ediyoruz.  Ama bizim kuzu  " Anne ! 2. suyu çantama koymayın , bana parasını verin , ben kantinden ihtiyacım olduğunda alışveriş yaparım " dedi. Maksat başka :)

Dün de , " Anne bana para verir misin, kantinden patlayan şeker ve bonibon almak istiyorum". " Yasak kızım, miniklerin kantine gitmesi, para vermekte yasak..... "
" Biliyorum anne "
"Nereden biliyorsun ?"
"Çünkü dün gittik sorduk kantine, parasız olmuyormu ( ya da vermiyor musunuz) diye , vermiyorlarmış "
 :))) 

Geçen akşam , yemeğini bitirmek üzereyken...
" Anne, az evvel bebek ağlama seslerini duydun mu "
" Neymiş o , anlamadım "
" Anne, bak tabağımı tertemiz yaptım, hiç pilav bırakmadım, hiç bir bebek ağlamıyor artık "

25 Eylül 2011 Pazar

2011 SANAT FUARINA KATILIYORUM !!!!!!!

Çok mutlu bir olayımı paylaşacağım.

Sene başından beri birkaç sergi için katılım davetiyesi alıyordum, ve bir katalog ... Bu sergilerden bir tanesi, daha evvel karma sergisine de katıldığım, Çekirdek Sanat grubuna aitti. Bu sergilere katılım için, içimde  heves olmadığı ve resim yapmak için motive olamadığımdan , hiç düşünmemiştim. Hatta en son 3. kişisel sergim Ayvalıktaydı, açılışına gitmeyip, tatile gitmiştim. Hocam başında durmuştu ve yine en son katıldığım Çekirdek Sanat karma sergisinin açılışına da kar yağıyor diye gitmemiştim. İşe ne denli kendimi kaptırıp gitmişim , ne denli kendim için birşeyler yapmayı unutmuşum şimdi daha iyi anlıyorum.

SESAN KATALOG 2011

Geçen sene katıldığım Sesan ( serbest sanatçılar) grubu, katalog için cevap vermeyince, geçen haftalarda akşam üzeri aramışlardı. "Katalog bu gece matbaaya girecek, biz de hazırlıkları bitirmek üzereyiz, katılmak istiyorsanız, sizi de bekleyelim" dediler. Ben de önce olmaz , çünkü resimlerin fotoğraflarını bulamam dedim. Israrla, sabaha kadar çalışacağız, bir özgeçmiş ve fotoğrafladığınız resimlerinizi bekliyoruz dediler. Kabul ettim. Hatta o gece 12 gibi işim bittikten sonra yerimden kalktım, ağır ağır atölyeme çıkıp fotoğrafları çok da itina göstermeden çektim. İçimin feri sönmüş sanki. Sonra maille gönderdim, aldıklarına dair cevap geldi, bende bu arada maillerime bakıyorum. Hazır fotoğraf çekmişim ya......
Çekirdek Sanatın , Sanat fuarıyla ilgili katılım davetiyesini gördüm. Allahım, bir rüya aslında, ama ya gerçek olursa. Bütün hazırlıklar da tamken, geç kalınmışlığa dair bir özür mesajıyla birlikte ilettim mailimi.

SESAN KATALOG 2011

Cuma günü Sesan kataloğu geldi, heyecanla kataloğu incelerken, şirkette ki arkadaşlarımla katalog ve resim üzerine sohbet ederken, bir mail geldi.

Çekirdek Sanattan !
Yalnız ben maili bir- iki okudum anlamadım.  3. defa okurken, yoksa, yoksa... Anladığım katılımı kabul etmişler mi... Bir kere dahaydı sanırım , okudum . Evet ! 127 kişiden 8 kişi seçmişler. 1-3 kişi daha düşünüyorlarmış. Bende şartları kabul edersem, katılımımı onaylayacaklarını yazmışlar. Heyecandan kendimi o kadar sıkmışım ki halen boyun kaslarım acıyor :) Hemen telefon açtım, karşıma sahibi Tuncay Takmaz çıktı. Benim, resimlerini de çok beğendiğim bir ressam. Tarzını çok beğenirim. Renklerimiz uyuşur. Resimlerimin istediği gibi bir ölçüye sahip olmadığını , 20 cm gibi bir farkı olduğunu söyledim. En yakın olan 4 tanesini gönderdim ve eğer beğenirse bunlardan biriyle katılım ya da yeni bir tane istenilen ölçüde yapabileceğimi söyledim.  Ama gönderdiklerimden seçti.

Yani..... Sanat Fuarına , Çekirdek Sanatla birlikte katılıyorum. Hani şu büyük Sanat  fuarına. Hani tüm büyük galerilerin, büyük ressamların, uluslararası galerilerin katıldığı fuara. Benim için ucubucağı olmayan bir servettir Sanat fuarı. Her sene ziyaret edip, her resmin önünde dakikalarımı harcayıp, resmini çok beğendiğim ressamlarla tanışıp sohbet ettiğim bir ziyarettir, ve her sene de , ya ben... Nasıl katılabilirim diyip, imkansız görürdüm. 12- 20 kasım tarihleri arasında olucak.

Çok heyecanlıyım çok...

Dün gece atölyemde çalışmaya başladım. Tüm eskizlerimi çıkarıp, boş tuvallerimle buluşturmaya başladım. Umarım bu olay beni uzun süre motive eder ve bir daha motivasyona hiç ihtiyacım olmaz.

23 Eylül 2011 Cuma

BURSA KİTAP EVİ / BUTİK OTEL


Elif'e buradan tekrar teşekkür ediyorum. Beni güzel bir yerle tanıştırdı. Bahçesinde uzun uzun sohbet ettikten sonra, ayrılmadan önce içeriyi gezmek istedik. Soğuk havalarda içerisinin sıcaklığı bambaşka oluyordur. Sıcak bir ortam ve sıcak sohbetler. Şömine başında  kitap okuyarak...


Ufak detaylar çok incelikle hazırlanmış. Bu otel Bursa'nın tek butik oteli ve aynı zamanda, http://www.booking.com/ adresinde, reklamı yapılan bir otelmiş. http://www.kitapevi.com.tr/

Çok özel detaylar var her yerde. Herşey antika. Yaşanmışlık ve hatıra dolu. Cam kenarında bir piyano, üzerinde teneke kutular, tepsiler. Camın önünde bir berjer...

Hepsi benim olsa, koleksiyonuma katılsa...


Otel görevlisinden rica ettik, birkaç odayı görmek istediğimizi söyledik, fotoğraf çekmek için izin istedik. Aslında web sayfasında detaylar var. Biraz pahalıca bir otel. Bu yaz hep doluymuş. Özellikle arap turistler çokmuş.

Her kapının ardında bir oda var.

En üst katta ki suit oda, 
Balkonundan Bursa'nın yarısını görebiliyorsunuz.

Kahvenizi bu manzaranın karşısında yudumlamak ister misiniz. Gün batışında ya da gün doğumunda...

Kışın yanan bu şöminenin önünde oturup sohbet ederken uyuya kalmak isterdim..

Yeşil camiyi bu seferlik uzaktan görebildim.


Çok güzel di mi..

küçük oda , yatağın üzerinde gerçek dantel örtü, yatak başlığında ki resim...

Küçük odanın genel görüntüsü.

Holden bir görüntü, isterseniz kitabınızı alıp, hollerden birinde de oturup kitabınızı okuyabilirsiniz.
Güle güle kitap evi...
Evde olduğun bir gün, sevdiklerimle birlikte yine kahveni içmeye geleceğim.


Ayrılmadan önce, Bursa'nın merkesinde yaptığımız kısa bir yürüyüşün ardından. Tatlıyla günümüze noktamızı koyduk. Bursa'nın meşhur profiterolü. Tarihi  Ülkü Pastanesinden...

Çok lezzetliydi.

Ülkü pastanesi, Bursalılara İstanbul'un meşhur çikolatası Mabel'in şemsiye çikolatalarını da sunuyor. Melisa görür görmez tanıdı :) Bursa gezimiz kısa ama oldukça keyifliydi.


22 Eylül 2011 Perşembe

Elif'le Bursa'da Kitap Evinin bahçesinde keyifimiz devam ediyor....

İlk önce 2, sonra 3 ve şimdi de 4 yazıda bitirmeye karar verdiğim postlara devam ediyorum. Eleye eleye bu  kadar fotoğraf eleyebildim. Eklemekte zaman aldığı için, Kitap evinin içine girmeden bahçesinde geçirdiğimiz güzel vakti fotoğraflarıya birlikte sunmak istiyorum.

Elif'le, pazar sabahı kahvaltıdan sonra,  Kızılay meydanında buluştuk. Aslında o gün başka bir köye gidecektik, ama dönüş planını biraz erkene çektiğimiz için, fazla kendimizi yormadan, daha fazla sohbet edebileceğimiz bir şekilde planladık. Elif, beni kendisinin çok sevdiği, benim de seveceğimi düşündüğü Kitap Evine götürmeyi planladığını söyledi.


Ben bu arada sanki içime doğmuş gibi bir soru sordum. Osmanlı ilk nerede kurulmuş? Nereye gelmiş yerleşmişler, bilinen böyle bir yer var mı diye sorunca, zaten oraya gidiyoruz , dedi. Hissettiklerimi düşünebiliyor musunuz....

Bu kapının ardında ilk temelleri atılmış Osmanlı İmparatorluğunun... Bu kapıdan geçerken, hayatımda ilk defa keşke okulda okuduğumuz tarih kitaplarını tekrar okusam dedim içimden. Çok etkileyiciydi . Keşke, kapıdan içeri baktığımızda, Cumalıkızık'ta ki gibi bir görüntü olsaydı. Ama burası şehir merkezi, kaç defa yıkılıp inşa edilmek zorunda kalmıştır kimbilir.

Kapıdan içeri geçtikten sonra ilk sola döndük. Bu bina dikkatimi çekti...


Burası da dikkat çekmek için sanırım bu renge boyanmıştı. Pek hoş durmuyordu ama, bir yazı vardı duvarında...

günümüzde bu şekilde bir davet bulunan korkusuz, misafirperver nasıl biriydi acaba.

Kitap evi'de burada ki yapılardan biri. Öncesinde kitapçıymış. Son 2-3 senedir butik otele çevirmişler.
Kitap evine geldiğimizde , kapıda bir tabela asılıydı.

Çok hoş di mi....


Kahvelerimizi yudumlarken, içinde bulunduğumuz bahçeyi adım adım gözümle fotoğrafladım.


bu minik tombul serçeler bahçenin ortasında sabah duşlarını alıyordu.

Duvarlarda ki dekorlar...

bahçe de sanki arkeolojik kazılardan çıkmış kalıntılar sergileniyordu....

Her köşede     mavi-beyaz-kırmızı...

Ağaçlara asılmış, mumluklar, lambalar. Geceler kimbilir nasıldır bu mekanda...


Bu fotoğrafla , Melisa'nın gerçek bir hayvansever olduğunu tekrardan kanıtlamak istiyorum. :)


Yere yatıp, kaplumbağanın hizasına inen Melisa, kaplumbağayla birlikte fotoğrafını çekmeye çalışıyordu :)


Melisa'nın objektifinden biz.


Keşke yerde ki bütün bu kalıntılarla ilgili fotoğrafları size sunabilsem....





Kuş evi....


Kitap evi butik otelin içini ve odalarından bazılarını da gezme şansımız oldu. Onu da bir sonra ki posta...

21 Eylül 2011 Çarşamba

Elif'le Cumalıkızık gezisine devam...

Cumalıkızık gezisine devam edelim...

Biz bir Mavi Boncuk aradık Cumalıkızık sokakları arasında. Mavi Boncuk çok güzel, bahçe içinde çay içip gözleme , mantı gibi yiyecekler yiyeceğiniz bir yer. Ama, ara ara bulamadık. Allahım ne çok sevindim içimden. Aradıkça değişik sokaklara girdik , çıktık. O tarihi yerleri nefesimizle içimize çekip, ruhumuzla buluşturduk.
Perdelerin pencereden dışarı doğru süzülüşü ne kadar hoş.
Evleri dışardan gördükçe, içlerini de merak ettik. Ama sanırım bunun için pansiyonlarda kalmak gerekiyor.

Bu pembe evde oturanların manzarasına bakar mısınız. Mavi bir duvar... Ancak masallarda olabilir.

Bazı evler dıştan restore edilmiş.

Duvara dayalı duran tekerlek bu yollardan kimbilir kaç defa geçip, şimdi de emekliliğe ayrılmış.


Yine bu evde masallardan çıkmış gibi. Fotoğrafta farkettim. Evde ki bombelik ne kadar sevimli durmuş.

Bu küçük köy yollarında traktör gören Melisa durup incelemek istedi.


Mavi boncuğu bulduk sonunda. büyük bir avluda sanırım 2-3 ev. Bahçesinde masalar, bolca miktarda minik yavru kedi.  Melisa tarafından sırayla , miyavlama çığlıkları arasında doyuruldular.

Semaverde içtiğimiz çaydan sonra, burada içtiğim çaylardan keyif alamamaya başladım ve hayatımda bu kadar lezzetli gözleme yemedim. Hatta şimdiye kadar hiç gözleme yemediğime karar verdim.
Karnımız doyup, çaylarımızı yudumladıktan sonra, keyif kahvemiz içtik.
 Elif bana hazırladığı bu minik sepeti verdi. Aslında bunu biraz daha detaylı olarak daha sonra göstermek istiyorum.

Masadan kalktığım bir anda görüntü, tablolara detay olucak gibiydi...




Avluda ki bu evde minik bir müze gibiydi. İçeri gitmedik, ama dışardan fotoğrafladık.


Mavi boncuktan çıktıktan sonra, sokaklardan birinde yolun ortasından Melisa'nın tabiriyle şelale akıyordu. Akşam üzeri sulanan bahçelerden artan sular, sokaklarda ki doğal taşların arasında çok hoş bir melodiyle ilerliyordu.

 Benim bile ruhumu okşayan bu doğal görüntü karşısında , Melisa kendinden geçti.

Anne ben kurbağa oldum. !

Melisa'yı yerden zor kazıdık :)

Akşam güneşi..

Şanslı bir perde..

Burası sanırım pansiyondu.

Köyün neredeyse her sokağında evlerin önünde satılan, tarhana, reçel, salçalar vardı. Ama buradakilerin tek farkı, süslü olmasıydı.

İki evin arasında ki bu küçük birleşmeyi sağlayan odayı tanımlayamadım.

Bir cumalıkızık rüyası burada sona erdi... ama Bursa gezisi bir sonraki yazıda devam edicek.