29 Aralık 2011 Perşembe

YENİ YILIN VAZGEÇİLMEZİ NİŞANTAŞI MANZARALARI VE KURABİYELER ...

Nişantaşı yeni yılı her zaman, her şehirden ve ilçeden farklı kutlar. Sanat desteği, ve etkinlik çok fazladır.Bu etkinlikleri görmek bu sene de kısmet oldu. Güzel bir buluşma ile... Natali, Zeren ve Didem'le bir öğle yemeğinde buluştuk. Nişantaşı'nın tüm güzelliklerini saçlarımın ucuna takarak, gözlerimden yanaklarıma indirerek gittim buluşmaya...

Nişantaşı City's GAP vitrininde, örgü örenler...

tam karşısında CAFE SOFA...





Abdi ipekçi caddesinde yolda kırmızı halı vardı, bu tankların altında ...



Cafezone'da biraraya getirdik sohbetlerimizi.

Zeren beni Siddharta ile tanıştırdı. Geç kalınmış bir tanışma bence. Geri dönüş yolculuğumda , Siddharta gibi benim içimde de yolculuk başladı.

veee yılbaşı kurabiyelerimiz ...

 
Haftasonu sırf resimde görünen kutu için 3 adet Dr. Otker ürünü aldım. Gerçi Truffe tattırdılar. İnanılmaz güzeldi. Sadece ilave etmemiz gereken 250 gr hazır krema. Cumartesi yapıcaz bakalım ne çıkacak. Ama en cezbedicisi de Yılbaşı kurabiyeleriydi. Bir de kızımla birlikte yapmak istedim tabi ki. Ben hazırladım, pişirdim, hafif yaktım, sonra yanıkları yedim, geri kalanlar soğuyunca da , kızımla birlikte süsledik.

28 Aralık 2011 Çarşamba

YILBAŞI HEDİYESİ OLARAK KORUNCUK İYİLİK PAKETLERİ


Geçen sene, Didem'den gelen Koruncuk paketinden çıkan Kahve Dünyasının Çikolota fondüsüyle yeni yıla merhaba demiştim. Bu sene müşterilerimize ne gönderelim mevzusu ve görüşmeleri yaklaşık bir aydır sürerken, elime Kahve dünyasının yılbaşı hediye kataloğu geçti. Hem sosyal sorumluluğumuzu yerine getirmek hem de müşterilerimizi memnun etmek namına, bu paketlerden yaptırmaya karar verdik.  Kim böyle bir paket almak istemez ki, hemde son derece uygun fiyatlarda. Sizde hediye olarak düşünebilirsiniz.

27 Aralık 2011 Salı

BU AKŞAMIN KEYFİ... KİTAPLAR

Natalicim bana süpriz yapmış. Beni başka diyarlara götürmesini dileyerek, çok sevdiğim ya da kendimi tam olarak ifade edemediğim , en sevdiğim yazar Orhan Pamuk'un bir kitabını göndermiş. "BABAMIN BAVULU " 2006 Nobel konuşması. Elime alır almaz hemen orada , işyerinde okumak istedim. Küçücük minicik ama değeri çok büyük, etkili bir konuşmanın kitabı. Hatta üç konuşmasını içeriyor. Ama ben bunu daha sonra anlatmak istiyorum.
Sadece ilk sayfalardan bir alıntı... 
"Çocukken bu küçük bavulu açıp yolculuktan dönen babamın eşyalarını karıştırdığımı, içinden çıkan kolonya ve yabancı ülke kokusundan hoşlandığımı hatırlıyordum."   Dedemin ve teyzemin İsviçre'den geldiği zamanlarda , getirdikleri bavulların ya da çantaların içine düşer, İsviçre kokuyor, yabancı hava, uzaklardan geldi , derdim küçükken. Kahve, naneli ciklet, parfümlü mendiller, değişik kolonyalar,  sabunlar, çamaşırların yumuşatıcı kokusunu içime çekerdim. Babaannem, kalmaya geldiğinde de , evinin kokusu nasıl bavuluna girmiş, derdim. 

Aynı paketin içinden Buket'in emaneti de çıktı.Çifte mutluluk yaşadım. Beni girdap gibi içine çeken bu kitabın resim dolu sayfaları arasında kayboluverdim. John Berger'in kütüphanemde bir kitabı var, ama henüz okumadığımı farkettim. John Berger  GÖRME BİÇİMLERİ .  Kitabın kapağından itibaren başlıyor kitap.
" Görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir. Ne var ki başka bir anlamda da görme sözcüklerden önce gelmiştir. Bizi çevreleyen dünyada kendi yerimizi görerek buluruz. Bu dünyayı sözcüklerle anlatırız ama sözcükler dünyayla çevrelenmiş olmamızı hiçbir zaman değiştirmez...."  anlatacak öğrenecek, öğretecek o kadar çok şey var ki bu kitapta. Buketçim bana bir hazine hediye etmiş meğer.

Ben şimdi köşeme çekiliyorum. İki yeni kitabımla keyifli dakikalar geçirmeye...

26 Aralık 2011 Pazartesi

MEHMET TURGUT "5199" FOTOĞRAF SERGİSİ

Haftasonu Palladium'a gittiğimizle bu sergiyle karşılaştık. Herkesin ilgisini çeken bir yerde ve boyuttaydı fotoğraflar. Bence çok akıllıca hazırlanmış. Photoshoplu fotoğraflar ve diğer taraflarında sokak fotoğrafları.
Serginin adıda 5199 , bu sayılı kanuna dikkat çekiyor. Sanatın amacı da dikkat çekmek değil midir... Sonrasında insanın özeline bırakır. Özele girmez, kapısının önüne kadar gider sanat, imkan verir. İfade eder, düşündürür. Sanatın irite etmeden, dikkat çekmesini seviyorum. Buyrun sergiyi gezmeye... fotoğraflar katalog çekimi.


SERRA YILMAZ
" İnsan hakkına saygısı olmayandan hayvan hakkı bekliyoruz."

SİNAN GÜLER
"Onlarla hayat çok daha keyifli, çekilebilir ve yaşanabilir."

LEVENT ÜZÜMCÜ
"Hayatta herşey bir illüzyonun parçası. Hayvan İnsanlar, İnsan Hayvanlar..."

BURCU GÜNEŞ
"İnsanlar Konuşarak anlaşamazken, hayvanların bir bakışı herşeyi anlatmaya yetiyor."

YÜKSEL AKSU
"İnsan hakkı ve hayvan hakkı birdir, aynıdır,yekparedir. Canlıya aittir."

OBEN BUDAK
" En yakın dostunuzu parayla satın almanız kadar saçma birşey olabilir mi?"

YEKTA KOPAN
"Canlı bir varlık olmakla gurur duymak gerekli, insan olmakla değil."

MERT FIRAT
"Bazen bilirsin, mahallede kedi ve köpeklere su, mama sağlayanlar "Mahallenin Delisi" olurlar. Hadi biraz deli olalım, dert değil. İyidir delilik."

DEMİR DEMİRKAN
"O kadar eziyete maruz bıraktığımız hayvanların, dönüp bizden hala intikam almamasına şaşırıyorum."

DİDEM SOYDAN
"Hayvanların hislerini ve sezgilerini kaybetmemiş olmaları harika."

RIZA KOCAOĞLU
"Hep öteki var; Halklar, cinsler birlikte yaşamıyorken, hayvanlar da bundan nasibini alıyor fazlasıyla."

24 Aralık 2011 Cumartesi

MİNİK DEĞİŞİKLİKLER...

Son bir haftadır evimizde minik değişiklikler yapıyoruz. Geçen haftasonu , en sonunda Ikea'da gördüğüm, beğendiğim kanepelerime kavuştum. Uzun zamandır istiyordum. Ama bir türlü zamanı gelmemişti. Eski koltukların devride sözkonusuydu. Onları evden çıkartırken beni hüzün kapladı. 11 yıl, dile kolay, nelere şahit oldular, sanki evden gelin çıkıyorlar... Nasıl hüzünlendim anlatamam. Yenilerine bile hakkıyla sevinemedim. Şu an eksik olan yastıklarım ve bazı puf, sandalye, tv ünitesi gibi yenileme olayları var. Onları da önümüzde ki aylarda eklemeyi ve değiştirmeyi düşünüyorum.








Bakırlarımı , merdivene dizdim.


10*15 cm kadar sanırım bu minik tabloyu çıkardım meydana. heykelcikler, bir parmağın boğumu kadar.




Geçen haftasonu kendimce, atölyemde minik bir kutlama yaptım, koltuklarımı aldığım gün...

Bu akşam....


Melisa'nın saçları neredeyse beline geliyordu. Ama haftasonları yüzmeye gittiğimiz için, kurutmak epey sıkıntılı olduğu için kestirmek istiyorduk.
Kendisi benden hevesli. "Kısacık olsun anne, enseme kadar. "
 " Anne kestirince saçlarımı yine atmayız alırız, saklarsın, üzülme hem yine uzar ..."
Kesilen saçları , aldık eve getirdik.


Ben üzgünüm, ama o kadar mutlu ki...

Yani 10 gündür, bir değişim içindeyiz...
Başka değişikliklerde düşünüyorum, ama yavaş yavaş...



20 Aralık 2011 Salı

KARTLAR DÜŞMEYE BAŞLADI TEKER TEKER....

Kart etkinliği dün sabahtan beri kendini göstermeye başladı. Bu etkinliği düzenleyen sevgili Leylak dalının kartı düştü masama ilk olarak... Bu işe en çok Melisa sevindi. Haftasonu bakıpta seçemediğimiz hikaye kitaplarından gelince , hemen okumaya başladı. Evet bu aralar okuması da epey ilerledi....  Sevgili Nurşen hanım bana bir de şiirden alıntı yazmış. Okuyunca nasıl duygulandım anlatamam. Şiiri sesli okudum ofiste, herkesin dikkatini çekti. Eve geldim, eşime okudum. Bana hayatımda ilk defa biri şiir yazdı... Dedem de Zeynebim şarkısını söylerdi...

Sanırım ezberlerim ben bu şiiri...
Akgün Akova'nın Zeynep isimli şiirinden birkaç dize;
" ..aşktan niçin korkuyoruz Zeynep
aşık olduklarımızı hem tapıyor hem boğmaya çalışıyoruz bir kaşık suda
paylaşılacak bir ekmeğin arasında yuva denen hapishaneye gizlice soktuğumuz
bir törpü müdür aşk
bizi yakaladıkça hırpalayan
bir yürek kabadayısı mıdır geçmek için gölgesini arayan
yaban atları mıdır şu çılgın aşıklar..."    teşekkür ederim Nurşen hn. Farkında olmadan, dedem bir, siz iki oldunuz, hayatıma bu anlamda iz bırakan.

Sevgili Buğday tanesi ; Anne Mahsustan ;Macera Kitabım  'ın kartları ulaştı. Tanıdığım ve yeni tanıdığım blogcu arkadaşlar, kartınızla bir heyecan düşürdünüz ve sevgi kattınız günlerime, teşekkür ederim size.

17 Aralık 2011 Cumartesi

YENİ YILI KARŞILAMAK...

Yılbaşı ağacımızı geçen haftasonu hazırlamıştık ve dün akşamda fırsat bulunca, diğer objelerimi min
ik vitrinimden çıkardım. Gerçi biraz abarttım, ama hepsi elimin aldında, gözümün önünde olsun istedim.
Yeni yıla ne kadar renk , canlılık, mutluluk katacak şey varsa, hepsi ortada. Hepsi pozitif enerjiyi yarattı, evrenden tüm olumlu şeyleri çekmeye başladılar. Yılbaşı süslerimizin hepsi, ilk evliliğimizden beri , her sene
1-2 obje arta arta bugüne kadar gelenler.


Tüm bu objelerim çok sevdiğim arkadaşlarımından, akrabalarımdan... Dün akşam hepsini tekrardan andım.





Mumluklarım da her akşam keyif için yanıyor soğuk kış akşamlarında, soluduğumuz havayı ısıtıyor.



Fotoğrafları yükledikten sonra farkettim ki, lensimin ortasında kocaman bir parmak izi var  :)

Kartlarımın hepsini postaladım, heyecanla gelicek kartları bekliyorum.

14 Aralık 2011 Çarşamba

BİRAZ GÜLMEK İSTER MİSİNİZ :)

Bugün Melisa okula 2 minik arabasını götürmek istedi. Bu iki arabada kız arabaymış. Süslü ve çiçekli oldukları için... Sanırım Cars serisinden.


Okulda ki , erkek arkadaşlarından biri  bu arabaları görüyor. Kendi arabalarını methederek;
- Bunlardan yüzlerce var bende, bir tanesini bana verirsen sana yarın bendekilerden, hemde üzerinde hiç çizik olmayanlardan bir tanesini getiririm,  diyor. Melisa'da veriyor. Şu an, kendine gelecek arabayı beklemede...

Olayı bana anlatıyor.

Bende kendisine ya yarın sana araba getirmezse, ya seni kandırdıysa, çok üzülür müsün ? ( üzülme sakın diyecektim ki )
- Hayır anne, onun DİLİNİ KONTOL ETTİM.
....
- Nasıl yani...
- DİLİNİ ÇIKAR BAKICAM, dedim.  BAKTIM KIRMIZI DEĞİLDİ, yani yalan söylemiyor, yarın getirecek bana, sen merak etme.

 :)) Bunu nereden öğrendi bilmiyorum, ama bizden değil. Biz göz muayenesi yapıyoruz, gözler yalan söylemez meselesi.  Bizim ki henüz gözden anlamıyor diye, dil muayenesi yapıyor. Bu daha kolay tabi.

Korkum, hiçbir dil kırmızı değil ki :))

12 Aralık 2011 Pazartesi

BİR İTİRAFIM VAR :(

Bir sene önce...
Canım sıkkın, hiçbirşeyden keyif almaz durumdayken, sağa sola gezinip dururken, biraz sonra uyku halinde ki kızımın yanına gidip, her gece yaptığımı yapacağım.... Neden mi sıkkın...

Eylül'den beri evrim geçirmiş haldeyim. Ben eski ben değilim. Bu konu sadece kızımla aramızda olan ilişkiyle ilgili. Çok zor bir dönemden geçiyoruz. Aslında ben mi geçiyorum, yoksa kızım mı geçiyor bilemiyorum. Kendime de haksızlık etmek istemiyorum, çünkü acı çekiyorum. Ağlıyorum, yaptıklarımdan dolayı affedemiyorum kendimi. Kendim olamıyorum. Canavarlaşıyorum. Yaratığa dönüşüyorum.
Melisa'm okul hayatına başladığı ilk günden beri, bir ders çalışma mücadelesi veriyor. Akşam saat dört buçuğa kadar okulda olmak ve eve gelip, 2 saat çizgi film izlemek ve sonrasında , yedide eve gelince annesiyle ders çalışmanın ya da stresin ya da bağırtının şiddetine katlanmak zorunda. Bunları yazıyorum ki belki utanıp, kendi ipimi kendim çekerim. O kadar çok okuması yazması gereken şey var ki, bir karar vermeliyim. Herşeyi akışına mı bırakmalıyım, başarısız olmasını öğrenmeli mi, ya da ders çalışma disiplini kazandırıp, çalışma sonucu başarıyı tadıp, ders çalışmaktan keyif alır hale mi gelmeli. Ben daha masanın başına oturur oturmaz, artık bir sakinleştiriciyi aşerir vaziyette, kaskatı kesilmiş olarak , kulaklarımdan ısı saçıldığını, gözlerimin kocaman açıldığını hissediyorum. Yavaş yavaş yükselmeye başlayan ses, sürekli kamçılanan ve tahrik edip, sinir bozucu hareketler... ya da öyle sanılması ... Hiçbirşey eskisi gibi değil.

 Evin içinde yankılanan ses benim sesim değil. Zamanla yarışır vaziyette, her durup duvara bakışı, silmeyi yavaşlatması, bir yerlerini kaşıması, oturma şeklini sürekli değiştirmesi, ve yine kaşınması, tuvalet, su meselesi, burun silmesi, bağırmamı sakin karşılaması, harfleri karıştırması, saatin gözümün önünde su gibi akıp gitmesi, silgi kırıntıları, durmalar, sürekli pazarlık hali....Zeynep başka derdin mi yok.... herşey normal hayatında kendine gel demem, yine herşey normal ama ben normal değilim , diyip daha da sinirlenip, ilk kaşınmasında çığlık atmam, Çin işkencesine dönen bir ders çalışma seansı.

Bunlar itiraflar, ağlayarak yazılmış itiraflardır. Bu resim tam 1 yıl önce bugün çekilmişti. Bu resim ne kadar saf, ne kadar sakin, bağırma yok, sinir yok, yıpranmışlık yok, kırgınlık yok, bir anne ve kuzusu..
Her akşam, uykudayken gidip öpüp koklayıp özür diliyorum. Bir daha ki sefere, sakin olacağım diye söz veriyorum. Ama her akşam yine aynısı yaşanıyor. Gerçi , ben yine onun bir tanecik annesiyim, öpüp koklamaya doyamıyor. Ama bunların izi kalırsa... bakın bu düşünce beni yine çaresizliğe düşürdü.
     "  Anneciğim, seninle çalışırım, ama öyle delirmek falan yok , tamam mı" diyor.

Hayat çok acımasız... Öğretmenlerin, okulların , velilerin keşke çocuklardan çok beklentisi olmasa... Herşeyi akışına bıraksalar. Ben tüm okul hayatım boyunca hırslı olmadım. Hep uykuya yenik düştüm. Hiç bir sınavıma çalışmadım. Ne istediysem onu yaptım. Sınavım varken, kitap okudum, okurken uyuya kaldım, resim yaptım, yorgun düştüm uyudum... Ama hep sorumluluğumu bildim, aslında bende kızım gibi, çok da çalışkan olmaya gerek yok dedim. Şimdi ne bekliyorum ki... ama kimse beni ilk günlerden beri ders çalıştırmadı.

Bu durum biraz eziyet haline dönmeye başladı. Yenmeye çalışıyorum. En kısa sürede, ilişkilerimi ve ruh halimi normale döndürmeye söz veriyorum.

9 Aralık 2011 Cuma

KARİKATÜR YARIŞMASI GEZMEK İSTEYENLER BURAYA !

Sergiyi , Bayramda Nişantaşın'da ki Şişli Terakki Okullarının sergi salonunda gezmiştim. Ben yine çok beğendiklerimi fotoğrafladım. Şu an Bursa Devlet Güzel Sanatlar Galerisinde sergileniyormuş. Sergiyi gezerken ödüllü olanlarla, sergilenmeye değer olanları ayırmadım. Ülkesine bile bakmadım. Benim için önemli olan, fikrin ortaya konması ve yüzümdeki kasları harekete geçirmesiydi.
Sonradan haber linkini okuyup, ödüllüleri öğrendim, hatta 1. ödül alanın karikatürünü internetten buldum.

Ödüllüleri ve sergilenmeye değer görülen karikatürleri görmek isterseniz buyrun sanal müzeye ; http://sanalmuze.aydindoganvakfi.org.tr/Gallery/Exhibitions.aspx?Yil=2011
Seyrinize sunuyorum.
Detay okumak isterseniz aşağıda ki linke bakabilirsiniz.
http://www.aydindoganvakfi.org.tr/TR/News_Detail.aspx?ID=343&T=1

Beğendiklerinizi numarasıyla paylaşırsınız belki :)





1

2
3

4

5

6

7

8


9

10 (fotografı Melisa çekti :)) 
11

12

13

14

15

16

17

1. ödülü alan İngiltere.