31 Ocak 2012 Salı

ŞİMDİ DAHA İYİ ANLIYORUM...

Kayınpederim çok ağır hasta.
Bu karlı beyaz görüntü bile, bu üzüntümüzü örtemiyor.
En iyi tesellimiz, sürekli uyuyor olması, bilincinin gidip geliyor olması, acılar içinde kıvranmıyor olması.  
Ciddi bir hastalığın evin içinde konuşulması, ya da hasta üzerinde ki görüntüsüne, ilk defa bu kadar yakından şahit oldum.
Çok yakınlarını kaybedecekleri , kaybedenleri şimdi daha iyi anlayabiliyorum.
Zaman doluyor. Zaman bekleniyor.
Hiçbirşey eskisi gibi olamayacak , ama nasıl olucak.
Duygusal yoğunluklar artıyor ve acemice karşılıyoruz gelişmeleri.
Farklı bir boyuta, başka bir frekansa geçmeyi kabul etmek gerekiyor.

29 Ocak 2012 Pazar

KAŞIĞIM OLMADAN ASLA ...

Geçen hafta müşteri ziyaretinin bol olduğu haftalardan biriydi. Günün yarısı Gebze tarafında, diğer yarısını Avrupa yakasında geçirdiğim günler oldu. İşte o günlerden biriydi. Öğlen, Gebze'den koştura koştura geldim ofise...
Yemeğimi yiyip çıkmaktı niyetim. Yemeğimi yedim, maillerime göz attım. Evraklar siparişler geldi gitti, masama. Herşey havada uçuşuyor. Defterler dosyalar bilinçsizce yer değiştiriyor. Acelem var, acelem var çığlıklarıyla, bir arkadaşım masama getirdiği, sıcak bir çayı da bir kaç yudumla yarım bırakarak, Avrupa yakasına gitmek için bir hışımla ofisten ayrıldım. Gittiğim yerde neyse ki, yetkilinin bir misafiri vardı ki, ben ön büroda oturup beklemeye başladım ve her ne hikmetse defterimi açıp, bir evvelki görüşmenin notlarını unutmadan yazmaya karar verdim. Görüşme esnasından, hızlı not aldığım için yazım berbat oluyor ve sonradan yazdıklarımı bile okuyamıyorum. Defterimi açtım , bu görüntüyle karşılaştım.


Bu çay kaşığı nasıl buraya girdi, ya biri gördüyse, ya biri görürse diye, hemen kaşığı çantama attım. Allah'ım iyi ki beklemişim , iyi ki bu defteri müşterinin önünde açmamışım diye söylendim durdum. Yine yaptın yapacağını Zeynep, dedim. Ne derdim, bu görüntü karşısında... İlk defa karşılaşacağım kişi, ay ne pasaklı kız demezmiydi, ayyyy bu ciddiyetsizlik demez miydi... Ya ben ne diyecektim, durumu düzeltmek için, " Kaşığım olmadan asla " mı :)))  Ziyaretlerin çoğunda , birşey içmek ister misiniz , diye sordukları için  sanırım en uygunu bu :)

25 Ocak 2012 Çarşamba

SAKIP SABANCI MÜZESİ ...TANZİMATTAN CUMHURİYETE TÜRK RESMİ.

İzzet Ziya
Sakıp Sabancı'nın özel koleksiyonunu daha önce görme imkanım olmamıştı. Ama bu sergi vesilesiyle, bu hafta sonu Emirgan'da ki atlı köşke gittik. Bu sergiyi izlemek benim için son derece heyecan vericiydi.

Türk resim sanatının , daha 200 yıllık bir geçmişe bile sahip olmadığını hatırlatan bir sergi. Bunun güzel bir birikimi de Sakıp Sabancı'nın koleksiyonunda. Bu resimleri bizlerle buluşturması gerçekten çok güzel bir olay. Aslında bizlerin Türkiye'de resmin nasıl başladığını ve başlatıldığını, ve bu ressamların kim olduğunu , hayat tarzlarını bilmemiz , Türkiye'nin geçmişine de bir göz atmamızı sağlıyor. Bir Ülke Değişirken-Tanzimattan  Cumhuriyete Türk Resmi'' sergisi,  Osman Hamdi Bey, Fikret Muallâ, Halil Paşa, Şehzade Abdülmecid Efendi ve İzzet Ziya gibi Türk Resim Sanatı'nın önemli sanatçılarının eserlerini içeriyor.


Müzeye gitmemizde ki ana amaç, bir evvelki postumda da belirttiğim gibi Melisa'nın bu müzedeki etkinliğe katılımını sağlamaktı. Şimdi ki çocuklar çok şanslı. Çünkü bu sergiyi gezdiler, ve buradaki tabloların nedenlerini, niçinlerini, nasıllarını öğrendiler ve günümüzle karşılaştırmalarını yaptılar. Biz o esnada onlara katılmadan tüm tabloların önünde istediğimiz kadar kaldık, inceledik, doyamadık gerçi ama, bölünmeden keyifle izledik.

En çok beğendiklerim ve fotoğrafı iyi çıkanları paylaşabiliyorum, zaten mutlaka gidip görün :)


Şevket Dağ

Halil Paşa

Osman Hamdi
Sergide, Osman Hamdi Bey imzalı Naile Hanım portresi, Türkiye'de ilk defa sergileniyormuş. Bizans ikonalarında kutsal kişilerin tasvir edilmesi için kullanılan altın yaldızla, Osman Hamdi Bey'in eşine ve kadına verdiği önemi vurgulayarak, dönemin toplumsal yapısına dair ip uçları veriyor.

Bundan önceki hafta, İst.Büyükşehir Belediye sahnelerinde oynayan ;Gönlümdeki Osman Hamdi Bey adlı tiyatro oyununa gitmiştim. Çok fazla biyografik bir oyundu. Ama bilmediğimiz o kadar şeyi vurgulayarak öğreten bir oyundu ki. Onun üzerine bu sergiyi gezmek fevkalade pekiştirici oldu. İlk eşini ve ikinci eşi olan Naile hanım'ı, çocuklarını, anne ve babasını, eğitimini, görevlerini, Arkeoloji Müzesini kuruşunu ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akedemisinin ilk kuruluş zamanı ve onun etkisini katkısını öğrendik. Bence Türk resminin başlatan en iyi ustalardan biri.

Gönlümde ki Osman Hamdi Bey'den bir sahne




Süleyman Seyyid

Hoca Ali Rıza

Nazmi Ziya Güran
Cumhuriyetten sonra , kadınların özgürlüğü vurgulanan bir resim.  

Benim bu sergiden öğrendiğim şey, Türk resim sanatının ilk uygulayıcılarının genelde saray çevresi ve okulda resim eğitimi de alan askerlerin olduğudur. Kendi aile fertlerinin ya da ev hizmetlilerinin portreleri ile natürmortlar ve manzara resimleri yapmışlar. Serginin ikinci kısmında yer alan meşrutiyet döneminde ise resimle ilgilenen kişilerin bizzat saray tarafından Paris'e eğitim almak üzere gönderilmişler.
Süleyman Seyyid Bey

İbrahim Çallı


Müze büyük bir tadilatta olduğu için diğer koleksiyonları göremedik. Bahçeyi gezdik, müthiş manzarayı izledik, ve bol bol fotoğraf çektik.


Yağmurun altında, bahçede  uyuyordu :)








Aklımdan neler geçiyor bir bilseniz...


İz bırakan günlerden biriydi. Ama bir kere yetmedi. Birkaç defa daha gitmek istiyorum bu sergiye. Bu sergi müzenin kalıcı sergisi olucakmış. Çok yağmurlu bir gün olmasına rağmen, son derece keyif aldık.

Buraya gittiğim günlerde de , yine denk düştü, Orhan Pamuk'un İstanbul kitabında, Boğazdan geçen gemilerle ilgili yazısını okuyordum. Boğazda yaşayanların aklına, gözüne saran bir olay varmış ki bende bunu küçükken yaşamıştım. Benim için  en keyifli oyundu. Geçen gemileri saymak. 2. köprünün tam altında, Perili köşkün yanında tepede ki evlerden birinin çatı katında babaannemlerin yazlığı vardı. Dedemle birlikte balkonda oturup, elimde dürbünle gemilere dokunmaya çalışırdım, uzağı yakına getirmenin mantığını çözmeye çalışırdım. Sonra sıkılır, gemileri saymaya başlardım. Saymaya ilk böyle başladım diyebilirim. Gemi geçmez, içeri giderim, sonra koşa koşa gelir, dede ben yokken gemi geçti mi diye sorardım.

Atlı köşkten boğazı izlerken, Orhan Pamuk'un satırları, dedemin, babaannemin, ailemin eski İstanbul hatıraları, eski İstanbul şarkıları, Osman Hamdi Bey'in bir hafta önce ki tiyatrosunun sergiyle bağlantısı,
 tatlı bir sarhoşlukla günü bitirdim.
Seslendim karşıya yine gelicem, döndüm arkama, sanki resimler benim gibi, yine gelicem dedim.

22 Ocak 2012 Pazar

SÖMESTR ETKİNLİKLERİMİZ

faaliyet sonrası.
İlk sömestri tatilimiz başladı. Gerçi Melisa yine 15 gün boyunca eski Anaokuluna gidecek. Onun için evde kalıp vakit geçirme gibi bir olanak yok. Anneannesiyle kalsa, bütün gün televizyonun karşısından alamıyoruz, ya da anneannesiyle tartışıyorlar. Annemde 70'ini aştı, ağrıları var. Evde yatıp kalkıyor, az dışarı çıkıyor. Melisa'yla ilgilenecek gücü yok. 1 günü bile zor idare ediyoruz. Ondan sadece acil durumlarda yardım istiyoruz.

Melisa'ya eski anaokuluna gitmekten  keyif veriyor. Çok heyecanlı . Geçen seneden, bazı ilkokula giden arkadaşlarıyla da orada buluşmuş olucak. Hem ödevlerini de orada düzenli bir şekilde yaptırırlar diye düşünüyorum.

Cumartesi sabahı güneşli bir kış gününe içimde bir huzurla uyandım. Kendi kendime düşündüm, nereden geliyor bu huzur. Bu huzur; ödev ve zamanla yarışa biraz moladan geliyor. Bağırmadan çağırmadan daha sakin 15 günün huzuru. Sakinliğin huzuru...

Haftasonları için hergüne bir program yaptık. Bizde bunlardan keyif alıyoruz doğal olarak..
Dün Sakıp Sabancı müzesindeydik. Söz danışmanlığın düzenlediği ücretli ve ücretsiz eğitim programları var.
Eğitimler müzenin içinde ki atölyede. Önce atölyede müzeyi gezmeden önce kısa bir eğitim aldılar. Portre resim, natürmort, doğa resmi gibi ...  ( Detayını öğrenemedim , anlatmıyor  :)


Sonra müzede ki gündemde ki sergiyi gezdiler. BİR ÜLKE DEĞİŞİRKEN. 


Sakıp Sabancı Müzesinde ki güncel sergi...
Bir Ülke değişirken; Tanzimattan Cumhuriyete Türk Resim Sergisi
Sakıp Sabancı Özel koleksiyonu...


Şu an müzede büyük tadilat var. Sakıp Sabancının özel koleksiyonunu gezemedik, diğer galerilerde açılma aşamasında.


Katılımımızın hatırası.

Günün anısına...

Tavsiyem SÖZ danışmanlığa üye olun, sürekli etkinlikleri hakkında bilgi veriyor. Çocukların sanata ısınmaları için güzel bir fırsat. Hem ücretli, hem ücretsiz etkinlikleri mevcut. Sömestri tatilinin programının linki...http://muze.sabanciuniv.edu/sayfa/tatil-programlari

Bugünde İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin çocuk oyunlarından birine gittik. Pırlatan Bal. Aziz Nesin'in yazdığı bir oyundu. Bizde keyif aldık. Neşeli, ders verici, renkli, müzikli, çok güzel bir oyundu. Didem'le birlikte gittik . Kuzular çok keyif aldılar. Ben de onlar kadar içten içe coştum. Benim için her zaman Aziz Nesin diyince akan sular durur, her ne kadar ülkemin insanları pek sevmesede , geriye bıraktıkları için önünde saygıyla eğilesi bir insan.

"Pırlatan Bal " oyunundan bir sahne.

16 Ocak 2012 Pazartesi

SON GÜNLERDE...

Uzun zamandır, gündüz vakti çekilen, tek aydınlık fotoğraf

- Kar yağıyor, ama bulunduğumuz yerde daha fazla kar var. Çünkü burası Kayışdağı. Merkezden 4 derece daha düşük bir hava sıcaklığı. Şimdilik araba kullanmadan ofiste oturulacak. Biriken raporlar tek tek yazılacak.
-Ps. I love you , filmi eşle izlenmesi için ikna edilecek. El ele kolkola izlenecek.
-Orhan Pamuk/ İstanbul 'un yanında, okunan diğer kitaplara da aynı derecede önem verilecek. Yarım bırakılan tüm kitaplar tekrardan gözden geçirilecek.
-İşyerinden ayrılacak olan arkadaşım, dostum, derdime derman olup beni Akupunkturla tanıştırıp, beni tedavi eden, işyeri hekimim Filiz hanım ayrılıyor diye üzülünmeyecek.
-Melisa'mın sömestr tatili için, eski anaokulu ve anneannesiyle görüşmeler yapıp, bir günü okulda, bir günü anneannesiyle geçirme programı hazırlanacak.
-Ciddi bir rahatsızlığı olduğunu öğrendiğimiz kayınpederim için, olumlu ve yumuşak düşüncelerle , tedavisinin iyi geçmesi için bolca dua edilecek.
-Ay sonunu, yeni maaş düzenlemelerinin açıklanmasını, beklentileri çok düşük tutarak, ama bir o kadar da sabırsız beklenecek.
-Şehir Tiyatrolarından, şubat ayı için gidilecek oyunların rezervasyonu yapılacak.
-Ayrılma kararı alan kardeşime destek olunacak, sabırla avukattan haber beklenecek, hem kendi hem kardeşim hem de ailemin sinirlerine ayar çektirilecek.
-Paylaşılamayan daha birçok noktanın üzerinde fazla durulmadan, hayat akşına bırakılacak.
-Acı ile tatlı, iyi ile kötü , sert ile yumuşak, bir arada yaşanacak.....

Birer tane alır mısınız :)

14 Ocak 2012 Cumartesi

İSTANBUL'U ANLATANLAR

Orhan Pamuk'tan vazgeçemiyorum. Yavaş yavaş okuyorum. Keyfini son derece çıkara çıkara. Altını çize çize ve not ala ala. Şimdi o notların birini buraya almak istedim. Ben bilmiyordum. Okudukça öğreniyoruz. Ahmet Rasim, Namık Kemal , Basiretsiz Ali Efendi  hiç okumamıştım. Okursam ne kadar severmişim...
Orhan Pamuk'un " Ahmet Rasim ve Diğer Şehir Mektupçuları " adlı yazısından bir alıntı yapmak istiyorum....

Okurken güzel bir İstanbul şarkısı için bir tık


..Ahmet Rasim'in sesini ve edasını belirleyen asıl şey yazıyla geçinen bir gazeteci , bir köşe yazarı.....
Siyasetin yasakları ve darlığı yüzünden konu bulamıyorsan belediye sorunlarını ve şehir hayatını konu edin, çünkü her zaman okunur. Böylece Ahmet Rasim sarhoş çeşitlerinden kenar mahallelerde ki sokak satıcılarına, bakkalarından hokkabazlarına, müzisyenlerinden dilencilerine, Boğaz semtlerinin güzelliğinden meyhanelerine, günlük haberlerinden piyasalara, eğlence yerleri, çayırları ve parkalarından çarşı pazarlarına, mevsimlerinin tek tek güzelliğinden kalabaklarına, kartopu ve kızak eğlencelerinden basın tarihine , dedikodularından lokantalarının yemek listelerine, İstanbul'un herşeyi hakkında yarım yüzyıl boyunca durmadan yazdı....Genç yazarlara her zaman öğüdü, şehirde gezinirken yanlarında " daima bir not defteri" bulundurmalıydı..  BANA GÖRE bir de fotoğraf makinası...


Bu notları , 1895-1903 arasında gazetelere hızla yazdığı yazılarının en güzellerini, Ahmet Rasim Şehir Mektupları adı altında kitaplaştırdı. 

Ben bu kitabı çok merak ettim. Bakalım bulabilecek miyim.


...Namık Kemal , 1867'de Tasvir-i Efkar gazetesine Ramazan mektupları yazmış ve Osmanlı okuruna mektubun yalnız devlet adamlarıyla sevgililerin sır paylaşmak ve birbirlerini tehdit etmek için kullandıkları bir biçim olmayabileceğini, yayımlanan " mektuplar " aracılığıyla bütün bir şehre de bir sevgiliye, bir yakına seslenir gibi seslenilebileceğini göstermişti. ...

...Ahmet Rasim'in günlük yazılarında insan İstanbul'un bütün seslerini duyarken, Basiretçi Ali Efendi 'nin mektuplarını okuyanlar, 1870'lerin İstanbul sokaklarında geçen siyah-beyaz bir sessiz filmi seyrediyormuş duygusuna kapılır.

Ben Orhan Pamuk'un İstanbul Hatırala ve Şehir kitabının , hem Orhan Pamuk'un hem de İstanbul'u İstanbul yapanlarla tanımak açısından, okunması gereken çok güzel bir kaynak kitap olarak tanımlıyorum.

11 Ocak 2012 Çarşamba

KÜÇÜK İSTAVRİT


KÜÇÜK İSTAVRİT
Küçük istavrit yiyecek bir şey sanıp hızla atıldı çapariye..
Önce müthiş bir acı duydu dudağında
Gümbür gümbür oldu yüreği
Sonra hızla çekildi yukarıya
Aslında hep merak etmişti denizlerin üstünü 
Neye benzerdi acep gökyüzü
Bir yanda büyük bir merak
Bir yanda ölüm korkusu..
Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu 
Küçük istavrit anladı, yolun sonu..
Koca denizlere sığmazdı yüreği 
Oysa şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende
Cansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci..
İnsanlar gelip geçtiler önünden,  bir kedi,
Yalanarak baktı gözünün içine,
Yavaşça karardı dünya başı da dönüyordu.
Son bir kez düşündü derin maviyi, beyaz mercanı
Bir de , yeşil yosunu..
İşte tam o anda eğilip aldım onu..! 
Yürüdüm deniz kenarına
Bir öpücük kondurdum başına
İki damla gözyaşından ibaret sade bir törenle saldım denizin sularına..
Bir an öylece bakakaldı.! 
Sonra sevinçle dibe daldı gitti, tüm kederimi söküp atarak
Teşekkürü de ihmal etmemişti
Birkaç değerli pulunu, elime avuçlarıma bırakarak...
Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme
Sorar gibiydiler, neden yaptın bunu niye…,

"Bir gün" dedim
"Bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz,
Son ana kadar hep bir umudum olsun diye."
Namık Kemal



Çok şey ifade ediyor di mi.....
Bu sabah maillerimi okumaya başladığımda, sevgili hocamın gönderdiği bir şiirle günüme başladım.
Çok etkilendim ve ne kadar paralel hareket ettiğimi farkettim.

10 Ocak 2012 Salı

POSTACIYI DELİRTMEK BÖYLE BİRŞEY GALİBA....HEDİYELERİM

Bu yıl anladık ki, Türk posta sistemi çökmüş. Hatta çok nadir uğrayan postacıyı patronumuz, değerli evrakların geç ulaşması sonucu farkedince, asistanını posta dağıtım müdürlüğüne gönderdi. Öğrendik ki, postacılarımız postaları biriktirip haftada bir gibi uğruyorlarmış adreslere. Sistem böyleymiş, yapacak birşey yokmuş. Ben hatırlıyorum ki, hergün postacının apartmanımıza uğradığını. Kimin denetiminde postane bilmiyorum, ama tembellik yapıyorlar ve apaçıkta söylüyorlar. İcra kağıtları ya da noter kağıtları nasıl olsa teslim aldı imza ve tarihinden itibaren geçerlilik kazanıyormuş. Bu yüzden telaşlanacak birşey yokmuş.

Leylak Dalı'nın kart etkinliğinin sanırım son kartları da posta kutusuna düştü derken, fotoğraflayıp, bir teşekkür postu hazırlarken, hem hastalıklar araya girdi, yayın yapamadım,  hem de bir haftasonra baktım ki, yine postacı uğramış. Nasıl sevindim. Toplu olarak işte kartlarım;

Leylak Dalı, Lalenin Bahçesi, Neslihan'nın Çikolata Fabrikası, Melange, Qunegond, Baykuş Gözüyle, Sabunlarım, Didemin Güncesi, Annemahsustan, Noni, Çılgın Mevdoş, Ekmekçi Kız, Selma Er, Meyranın Gemisi, Buğday Tanesi, Sevgi Terazisi, Busemiz,Macera Kitabım, Biritesettürdemodamıdedi, Yolun Neresindeyim, Nazpek, Karganın Günü, Başka Türlü Birşey, Yollarımın başlangıcı, Bir adam bir kadın, Eda Unturk, Hayat İzlerim, Ecehan, Mayrı'nın el emekleri, Defter, Karakitap

Bana dünyalarınızı açtığınız için teşekkür ederim.

Hayat Melodisi Gülin'in hazırladığı hediye çekilişinde bana şehribursadan.com Çiğdem göndermiş.
Aşağıda ki şık bohçanın içinde... yanında mis gibi kokan bir lavanta kesesi , nakışlı bir havlu ve meşhur kestane şekerleri.




zuzumiyozu'nun düzenlediği hediye çekilişinden bana Serap Çoban bu el emeği hediyeleri göndermiş. Ben bunları satın aldığını düşünürken, sayfasını ziyaret ettiğimden kendisinin bunları yaptığını gördüm. Ellerine sağlık. İkisi de gözümün önünde.

Hepimiz için gönlüğümüzün tatlı ve hoş olacağı bir yıl diliyorum.

6 Ocak 2012 Cuma

HASTAYIZ.. KAPALIYIZ...


Birkaç gündür yokum buralarda. Melisa ve babası hasta. İki gündür mesleğim hemşire.
Umarım bende hasta olmam. Uykusuzum.
Sanırım, salgın var, ama duyuru yapmıyorlar. 40 derece ateş inmiyor. Hastanelerin acil bölümleri dolup taşıyor. Antibiyotikler ya da ateş düşürücüler hiç fayda etmiyor. İğne sırası, sanki ekmek kuyruğu..
Haftasonu tekrar uğrarım.

3 Ocak 2012 Salı

GÜLMEK İSTEYEN BURAYA .....BÜYÜMÜŞMÜŞ...

Sürekli pazarlık halinde olan Melisa, ders bitince Playstation oynamak ister. Bende çok yorgun olduğunu, hatta gözlerinin altının çöktüğü için, bu akşamda erken yatmazsa yarın çirkin olarak uyanacağını söyledim.
Oynamak istiyorum, oynıycam, seni dinlemiyorum, ağlama mızırdıtılar derken, isyan etti bizimkisi...

" Sen artık beni sevmiyorsun, ben de seni sevmiyorum, bir daha öpme beni"
" Ps. oynamaya izin vermemem sevmediğim anlamına gelmiyor kızım, çok yorgunsun seni düşündüğüm için izin vermiyorum, uyuman lazım."
" Beni düşünmene gerek yok, ben artık büyüdüm, büyümedim mi diye düşünüyorsun, yanılıyorsun , büyüdüm işte..... hüüüü.... hüü.... Playstationda oynarım, kahvede içerim :))) , büyüdüm artık ben..."
" Naparmışın tekrar et bakayım, tam anlamadım ne demek istediğini ( emin olmak istedim, kulaklarıma inanamadım, kahve içmeyi büyümek olarak görüyor :)))
"hüüüü.... dinlemiyorsun... ben artık büyüdüm... playsation oynamaya kendim karar veririm, istediğim zaman oynarım demek istiyorum, kahve de içebilirim " .... durgunluk, anlayıp anlamadığımı anlamak için yüzüme baktı, baktı.... tekrar baktı... ben cümle ararken...

" Hatta gel elimi öp, ben büyüdüm artık ..." diye elini uzattı bana :)) Kaşlarımın çatıldığını görünce, gülmeye başladı cimcime...

2 Ocak 2012 Pazartesi

2012 HUZURLU, SAĞLIKLI, MUTLU BİR YIL OLACAK... BEN ÖYLE DİLİYORUM ÇÜNKÜ :)

Didem'in yaptığı yeni yıl tatlımız... ama yer kalmadığı için yiyemedik

Güzel bir anı, olayı beklemek kadar keyifli ve oyalıyıcı birşey yok. 2011 yılının son ayında , 2012 'ye yapacağımız geçişi bekledik durduk. Kart etkinliği ve tanışacağımız yeni arkadaşlar, hazırlayacağımız ağacımız, evdeki minik değişiklikler, arkadaş ziyaretlerimiz, alınan minik hatıralar, telefonlaşmalar, mesajlaşmalar, işyerinde ki hazırlıklar, yeni yıl kutlama organizasyonu, müşterilerin kutlanması derken, arkadaşlarımızla evimizde ki son dakikalarımız, ailecek öpüşüp yeni yıla yeni ümitlerle girmemiz , dileklerimizi kabul etmemiz ve işte 2012 'deyiz. Bloglarda o kadar çok 2011 elveda, 2012 merhaba yazısı vardı ki. Ben yazacaktım ama , okuyup bu dileklere katılmayı tercih ettim. Bocaladım sanırım. Düşük bir enerjiyle başladım yeni yıla. Biraz yorgunluk diyebiliriz ya da bekleme sarhoşluğu. Önümüzde ki günlerde toparlamayı düşünüyorum.
2012 'ye sevgili  arkadaşım Didem'le girdik. Güzel bir yemek ki ( ertesi gün bile yemek yiyemedik), Rachlet yaptık, ama telaştan sofranın resmini çekmeyi unutmuşuz.
Arkasından çocuklarla birlikte Tombala oynadık.

Hediyeleştik. Bu iki fincan, bize her akşam eşlik edecek bundan sonra...

Sohbet ettik, yeni yılın ilk dakikalarını bekledik sakince. Bol fotoğraf çektik. Çocuklar geçen senekiler kadar azıp, kavga etmediler. Geçen sene korkunçtular mesela. Sonra yorgunluk ve uyku çökünce erkenden ayrıldık.

Kuzucuklar ! İyi ki varsınız...

Ertesi gün miskin miskin evde koltukların üzerinde , elimde kitap ve polar battaniyemle dinlendim.  2012 yılından çok beklentilerim var. Ben bir değişiklik yapayım, paylaşmayayım. Genel olarak mutlu, sağlıklı, başarılı, huzurlu olayım, ailem, arkadaşlarım, ve onların çevresi içinde aynı şeyleri diliyorum.

Bu sabah ofise geldiğimde, gazetede okuduğum bir olayla, sabahın ilk saatlerinde buz kestim. Yılın ilk günü ve saatleri, trafik kazası hakkında. Minik kız, annesiz - babasız kaldı. Kendi kendime, dedim ki ; sadece şükret, şikayet etme, sana verilen değerlerin kıymetini bil, dört elle sarıl. 2012'ye bu şekilde bakmaya karar verdim.

Hepinize, ailenize, arkadaşlarınıza ve onların çevresinde ki herkese mutlu, sağlıklı, başarılı, huzurlu bir yıl diliyorum.