29 Şubat 2012 Çarşamba

SON ZAMANLARDA...

Son günlerde, blog alemiyle ilgili sıkıntılarım var.
- Bilgisayarımdan blogspot'un kontrol paneline bağlanamıyor. Sebebsiz bir ulaşım hatası veriyor.
- Yeni yazılar yazamıyorum.
-Bilgisayarımdan blogları okuyabiliyorum, ama yorum yazamıyorum. Hatta son zamanlarda bu durumdan bıkıp blogları da gezemedim.
-Kendi bloğumu ziyaret edenlere bile yorum yazamadım.
-Blog listeme ilave yapamıyorum. Kabul ettiremiyorum, nasıl ikna edildiğini bilen varmı?

Bu akşamlık, Turkcell amcadan yardım istedim. Yarın  bir ara vakit olursa ayarlarını kontrol ettiricem.
Haberleşememek, bende buradayım, yanındayım, katılıyorum diyememek ne fena birşeymiş.


Bu uyku şekli rahat değil, ama huyumuz kurusun biz anne- kız oturduğumuz yerde böyle bayılıyoruz. .
Uyku çok tatlı birşey...
Blog aleminden sonra, Melisa'dan haberler var, ama daha sonra, az sonra ki günlerde Melisa kapı zilini ne yapacak, Melisa parasını nereye sakladı, Melisanın annesinin kafasına fırlattığı oyuncağı ne alemde, gibi gibi...

Okulda su çiçeği modası almış başını gitmiş, bize de uğrar mı bekliyoruz.

Pazartesi günü hastaydım, bütün gün evdeydim... boğazlarım kulaklarıma kadar şişti, sonra ciğerlerimde kelebekler uçuştu, kanatları özellikle geceleri gıdıklıyor. Değişik bir hastalık türünü yaşıyorum...

D&R'dan kitaplarım geldi. İftiharla sunulur. Yakında kitaplarımla ilgili ayrıca yorum yazacağım.


Ama acilinden İstanbul kitabını okumaya başladım.

Şimdilik bu kadar...

22 Şubat 2012 Çarşamba

VAN GOGH ile GÜZEL BİR BULUŞMA...

Hem etrafta, hem de bizim üzerimizde ki karlar erimeye başladı.  Bu hafta sonunu güzel bir etkinliğe ayırmak istiyordum. Şu an yapılacak bir çok etkinlik var, gezilecek sergi var. Ama yorgun zihnimiz ve bedenlerimiz artık ne kadarını kaldırırsa diye  çıktık yola.  Van Gogh Alive sergisine öncelik vermek istedim. Çerçevesiz resimler, bir duvar boyunca... Ama öncesinde anlatmak istediklerim var...
Van Gogh’un benim için ayrı bir yeri var . Erkek arkadaşımla ( eşimle )  birlikte üniversiteye hazırlık kursuna gidiyorduk. Her dönüşümüzde çok güzel kapısı olan bir atölyenin önünden geçiyorduk. Önünde sarmaşıklar, camekanında kediler, ve zili çalıp içeri  girilen hoş bir kapısı . Her geçişimizde içeriye göz atıyorduk. Ön taraf galeri arka tarafta atölye ve onun arkasında da camdan gözüken ağaç fon olmuş, gözümden hiç gitmeyen bir tablo. Bana sen bu atölyeye giremezsin, cesaretin yok diye bir itici ve sarsıcı cümleyi kullanması, ve  benim ona benzeyen , Van Gogh'un  kesik kulaklı portresini yapıp ve gözyaşartıcı bomba etkisi yapmama sebeb olmuştu. Arkasından hırsımı alamayıp bir de Arles’te ki odasını yapmıştım. Birlikte girmiştik atölyeye… Hocanın (Gülseren Kayalı) yanına gidip resimlerimi göstermiştim. Resim hayatım böyle başlamıştı. Çizgileri , renkleri, coşkusu, hüznü , çaresizliği  ama çizgisinden hiç çıkmayışı, sürekli üretmesi beni hep büyüledi. Desenlerini kopyaladım. Yağlı boyalarını , pastel boylarla tekrardan yaptım. Hatta birebir benzetmelerim oldu. Yaptığım resimlerine dokundum,gözümün önünden hiç ayırmadım. Çerçeveli olarak halen evimin duvarlarını süslüyor. Theo’ya yazdığı mektupları defalarca okudum, orada anlattı gördüğü yaşadığı yerleri onun gözünden çizdim. Van Gogh bizim için, hep bizden biri gibi oldu. Ben kendimi gördüm onun mektuplarında, hislerinde, resimlerini yaparken ki duygularında, fırça darbelerinde, renklerinde ve coşkusunda...

 
Cumartesi günü Melisa’ya Vangogh ‘un tüm eserlerinin olduğu kitabı ve bir Dali kitabını verdim. Yanına da bir dolu ayraç. En çok beğendiği resimleri seçmesini istedim sonra üzerinde konuşmak üzere… Pazar günü hadi kızım şimdi bir sergiye gidiyoruz dedim. Serginin önüne geldikten sonra da , dışarda Van Gogh’un portresini gördükten sonra onu bir heyecan kapladı.  Benden hevesli bir şekilde , elinden fotoğraf makinasını düşürmeden, sürekli fotoğraflar çekti. Yerlere oturduk,  tüm resimleri izledik. Melisa tabloları gördükçe , ben bunu kitapta görmüştüm, bu beğendiğim resimdi diyip durdu.

Sergi nasıldı derseniz, inanılmaz etkileyiciydi bana göre… Karanlık bir koridordan geçiyorsunuz, klasik müzik sizi önceden karşılıyor. Sonra büyük bir salon ve duvarlarda Van Gogh tabloları, resimler geçiş halinde , detaylar… Bazı duvarlarda kendi söylediği sözler. Onları okudukça, gözlerimden yaşlar akıyor. Hisleniyorum, eskiye gidiyorum, onun yaşadığı o dönemde yaşamayı hayal ediyorum. Duyguları hiçbirşeyle engellenmemiş, bölünmemiş, tek tesellisi tek sığınağı resim olmuş. Boyalarla yatıp kalkmış, bazen aç yatmış, ama o gün resim yapmış. Hergününü dolu dolu ve kendinden geriye bir iz bırakarak geçirmiş.



Resimlere zaten alışığım bütün resimlerinin olduğu kitap sürekli elimin altında, ama dev boyutta mektuplarını ve eskizlerini , el yazısını ve imzasını görünce çok hislendim .

Şans eseri sütunu renklendiren projektör üzerime yansıdı ve tam o anda bu mektuplar belirince fotoğrafları çektik.

Unutamayacağım günlerden biriydi. Kızımın aynı heyecanla sergiyi gezip , resimleri sahiplenmesi de beni çok mutlu etti.
 

16 Şubat 2012 Perşembe

KİTAPLAŞALIM MI ETKİNLİĞİ ....


Çok güzel bir kitap değişim oyununa katılmak istermisiniz.
Ben katılıyorum.
Kitap en güzel hediye.

İlgilenen herkesi Diloş'un kayfesine davet ediyorum.

Benimde hayalim, cafesi olan bir kitapçı açmak, umarım bu dileğim gerçekleşir, Diloşunda tabii...
Bu etkinlik kitap severleri birbiriyle buluşturmuş olacak.
Ortak noktası kitap olan herkes bir arada , ne güzel...


http://dilosunkayfesi.blogspot.com/2012/01/kitaplasalim-mi.html

14 Şubat 2012 Salı

SEVGİLİ.....



Sadece sevgilisi olan mı kutlayacak bugünü... Sevgili sadece karşı cins midir?
Sevgilim,
Sevgili Kızım,
Sevgili Arkadaşım ya da Arkadaşlarım, Sevgili Dostum ya da Dostlarım,
Sevgili Ailem,
Sevgili Kitaplarım,
Sevgili Kahvem,
Sevgili Çikolatam,
Sevgili Bloğum,
Sevgili Atölyem, Sevgili Resimlerim, Sevgili Kalemlerim- Boyalarım,
Sevgili İstanbul,

Sevgili Yaşamak, hayatta olabilmek, nefes alabilmek, sağlıklı olmak, mutlu olmak, şanslı olmak, ve
en önemlisi  Sevgili yaratanın hep aklımızda olması...

6 Şubat 2012 Pazartesi

5 ŞUBAT 'I 12. DEFA KUTLADIK. BİRLİKTELİĞİMİZ HEP MUTLU OLSUN...


Evliliğimizde 12 yılımızı bitirdik. Yıllar çok çabuk bitiyor. Şimdi 37 taşındayım diyorum. 90-100 yaşına kadar aynı şekilde bu bereberlik sürsün diye dua ediyorum. Yani 50-60 sene daha. Nefesin durmasıyla ayrılık olmadan, birimiz geri de kalmadan...

İlk olarak" hadi çıkalım " dediğinde ki o da 21 sene evveldi, "Ama şunu söylemek istiyorum sana, benim aşkım sevgim bitmez, ben ayrılmam, bu iş başladımı sonsuza kadar devam eder, istersen sen bir karar vermeden önce, iyice düşün, ondan sonra bu arkadaşlığa başlayalım " demiştim. O gün bugündür birlikteyiz. 16 yaşımızdan beri.


Kendimizi halen lisede hissettiğimiz zamanlar oluyor. O günlerden bugünlere geldik.
İşyerine kahvaltı götüreceğim örneğin, " okulda edicem kahvaltımı "
ya da " şemsiyem okulda kaldı " laflarını çok kullanırım.

Her ne kadar da mükemmel bir çift değilsekte, birbirimizi anlamak , anlaşılır olmak , çekilir olmak için elimizden geleni yapıyoruz. Birbirimizden istediklerimizi , yapıp- yapmamız gerekenleri açıkça söyleyip , eleştiri yapabiliyoruz.
Her olayı anında çözmeye çalışıyoruz, çözmezsek ben rahat durmuyorum.
Empati kurup sempatik olmaya çalışıyoruz.
Bir tek gözümle demek istediğimi anlayamıyor halen, orada biraz sıkıntı var.
Ha bir de, hep ben haklı olmama rağmen, üstüne basa basa," zaten hep sen haklısın", sözünü ezbelemiş , dile getirip duruyor, ona sinir oluyorum .
Seni çok seviyorum.. Seni beni sevdiğinden daha çok ;)


Not: Emirgan sahilinde güzel bir kahvaltıdan sonra bu fotoğrafları kendim çektim. Bana bu günün en güzel anısıydı, o anı durdurmak.