27 Mart 2012 Salı

İKİ KİTAP / PARASIZ YATILI ..FÜRUZAN - İNSAN NE İLE YAŞAR...TOLSTOY

Geçen hafta hayatıma çok güzel iki kitap girdi. Füruzan'ı Leylak Dalı'nın sayesinde tanıdım. Onun en sevdiği kitaptı Parasız Yatılı. Füruzan daha evvel hiç okumamıştım. Bu kitabı başlangıç olarak seçtim. Anneannelerimizin sandğı gibi bir his veriyor anlatımı. İğne oyası gibi, sararmış danteller gibi, bakır kaplar gibi, mis kokulu eski sabunlar gibi. Anlatımının nedenli itinalı, detaylı, nostaljik olduğunu anlatmak için bu tabirleri kullandım. Merak ederiz ya, ninelerimizin yatağını, tasını, toprağını, kokusunu, onları getirmiş önümüze. Ben Leylak Dalının tavsiyesiyle hemen aradan Edirne köprülerine öncelik verdim. Ne diyeyim ki, bir kere okumayla yeter mi, iki kere okuyuverdim. 
O kadar alıntı yapacak yer var ki, seçemedim.
En çok aklımda kalan :)
"Abe oldunuz siz de bir tango " :))
 Bende ki genel intiba, Füruzan bu öyküleri yazmışsa, kesinlikle bunları yaşamıştır ya da dinlemiştir, ya da gözlemlemiştir. Bir yazar yaşadıklarının fotoğrafını çekmiş, diye tanımlamak daha doğru....
Füruzan'ı okuduktan sonra sevgili http://www.leylakdali.blogspot.com/ 'nında yazılarının aynı tat ve dokuda olduğunu anladım. Özellikle anılarını anlattığı yazılarda.


Diğer kitap, İnsan ne ile yaşar ?
Bize neden bu kitabı okul yıllarında , ilkokul sıralarında otururken okutmadılar ki diye çok düşündüm. Geçen haftalarda ki iç sıkıntılarım ( çevreye bağlı) neticesinde, şirket doktorum bana hediye almış bu kitabı.
Okumayanlar için bahsetmek mi lazım , bahsetmemek mi, merak uyansında herkes okusun mu.
İnsan'ın içinde olan ya da olmayan sevginin anlamını, insan ne ile yaşar, insana ne verilmemiştir, bir insan için ne kadar toprak parçası gerekli, bir insanın en çok ihtiyaç duyduğu kişi kimdir, neden herkese göre kendi dini en geçerlidir... Tolstoy öyle güzel öykülemiş ki bu konuları. 70 sayfalık kitabı 1 saat içinde bitiriyorsunuz ve ermiş oluyorsunuz.
"İnsanlar arasında yanlışlık ve anlaşmazlıkların nedeni gururdur. Her millet Tanrı'yı kendi yaptığı tapınaklar içine hapsetmek, dünyanın geri kalanından O'nu saklamak istiyor..."
"İki metreden az bir toprak parçası insana yeter, artar bile..."
" En çok ihtiyaç duyulan kişi , o an yanınızda olandır; çünkü o insanın hiç kimse , ne zaman, kime, ne gibi bir ihtiyacı olacağını bilemez..."
" Kim yüreğinde sevgi taşırsa Tanrı'ya yaklaşır; tanrı da o kişinin yüreğindedir, çünkü sevgiyi yaratan O'dur..."

Mutlaka okuyun.

Not: Günlerdir buralardan uzağım.Melisa'nın hastalığı, geçen hafta ateşinin 35 dereceye düşmesiyle, bize birkaç gün endişeli günler yaşattı. Nedeni bulunamadı. İlacı kesince normale döndü. Bende geçen cumadan beri, önce grip, sonra üst solum yolu enfeksiyonu ve alerjik ritnit ya da rinit ya da ritmikle uğraşıyorum, göz, burun, ses telleri, ciğer hepsi yer değiştirdi. Çözmeye çalışıyorum. Bugün dinlenmedeyim...

19 Mart 2012 Pazartesi

İÇE DÖNÜK BİR HAFTALIK.

Lalemiz açtı....
12 Mart. İlk  Füruzan kitabımı okumaya başladım. Parasız Yatılı. Tarzına alışabilmek için ilk iki yazıyı ikişer defa okudum ve sonrasında Münip Bey'in Günlüğüyle beni büyüledi. Çok sevenlerine hak verdim. Sevgili Leylak Dalı'nın tavsiyesiydi, hatta en çok sevdiği kitaptı. Teşekkür ederim. Kitap henüz bitmedi. Yorumlar da bitmedi.

13 Mart. Boynum, sırtım, göğsüm hatta dilim tutuldu.Bir evvelki akşam bir arkadaşımla tartışıp, ve üstüne bir de can sıkıcı bir mail almıştım. O gün de yine haklı müşteri şikayetleri karşısında kendimi kasıp kavurmuştum. Çözülmek için içtiğim hapların bir faydası olmayınca, ağrıdan acile gidip, ağrı-kesici ve spazm çözücü iğneler oldum. Ama banamısın demedi. Aynı gece 2 adet adville noktayı koydum, ağlayarak uyuyakaldım.

14 Mart. Tutuk boyunla şirkete gidip, hemen en yakın hastanenin ilgili doktoruna gidip, boyun fıtığı kontrolleri olundu. Emar verdi, ama emara gidilmedi. Çünkü doktor muayeninin en başında stresten olabileceğini söyledi. ve hatta morfin kadar kuvvetli bir ağrıkesiciyle spazm çözücü iğne verdi. Gece yaptır, aman uyuyakalırsın şirkette, demesine rağmen, şirkete varırvarmaz yaptırdım, ama ne ağrım kesildi ne uyudum. Akupunkturda üzerine . Aynı gün o üzen arkadaşlardan biriyle bu kadar gerginlikle tekrar tartışıldı. Bak arkamdan iş çeviriyorsun, ama ben ne yaptığını biliyorum diyince dünya bir an durdu. Bilmem hissettiniz mi o anı... Bu mesele, hem özel, hem toplumsal, hem de şirketteki  en etik, en ahlaki değerleri almış götürmüştür. Gerçi benim etrafımda dönmüş olup,  her defasında benimle zavallıca uğraşan bu kişilere ve tabii ki sürekli yanyana olunan hiçbir kimseye güvenmemeyi öğretti. Olgunlaştım. Piştim. Detaylarını anlatamadığım bu olayın bakalım sonraki dalgaları nasıl gelişecek.

15 Mart. Ağrılarım ve kalbimin sızısı, acısı  geçmiyor. Farklı bir öğreti olmalı ki, en azından manevi olarak rahatlayayım. Zaten o zaman bu ağrılarda geçecek.

16 Mart. Yine bir haklı müşteri ziyareti. Bu kadar kasılmaya gevşemek için yarım Ataraxla yola çıktık. Yolda güle oynaya gittik, özürümüzü diledik, sohbet ettik, kalbim hiç çarpmadı. Şirkete döndüm, bir yarım daha aldım. Çünkü ortam aynı... Uyuklamayı beklerken, bir değişiklik yok. Akupunktur da tamamdır. Haftanın verdiği bitkinlikle, eve ulaşan kızımın ateşinin olduğunu öğreniyorum. Midesi de bulanıyormuş. Ateş düşürücüyle akşamı rahat geçirdi. Füruzan'a devam... Ama ilaç etkisini gösterdi. Bir altın külçesi gibi kaldım oracıkta.

17 Mart. Kayınpederimin kırkı için Karamürsel'e doğru yola çıktık. Aldığım ataraxla birlikte hem sinirlerim hem de kaslarım gevşemişti. Bugüne daha iyi başladım. Ağrılarımın yarısı beni bırakmıştı. Melisa'nın ateş riskini, şurubumuzla birlikte engellemeye çalışıyoruz. Yaklaşık 75 kişilik bir misafir topluluğunun hoşgeldiniz, montunuz, pardesünüz, terliği , ayakkabısı, suyu, lokumu, ikramı, çayı, sohbeti, havası, soluğu, Melisa'nın istekleri, hoşgittin, pardesü, ayakkabı ... herkes gittikten sonra tatlı bir yorgunluk ama görevlerin bir şekilde yerine getirilmesi. Eve dönerken, bir arkadaşımın annesinin vefat haberi.
Melisa kuzenlerinden pişmiş ( pişti)  oynamayı öğrenmiş. Yatana kadar pişmiş oynadık. Aynı zamanda Yetenek sizsiniz de gördüğü tüm kağıt bulma numaralarını yapmaya başladı. Uzman olucakmış en kısa sürede.

18 Mart. Sabah erkenden kalkıp, kahvaltı hazırlıkları, Melisa'nın ödevleri yapıldı. Melisa'yı anneannesine bıraktık. Cenazeye katıldık. Eve döndük. Sinemaya yetişemedik. Evde sinema partisi yaptık. Anastasia'yı Melisa ile koyun koyuna izledik. Isındık, sıcacık olduk. Sonradan anladım ki Melisa'nın yine ateşi çıkmış. Ateş düşürücü verip, dua için yola çıktım. Bu haftasonu bol Yasin'li bir haftaydı. Geçirilen zor günlerin üzerine bana iyi geldi. Duaya gelen şirket doktorum Filiz hn. bana yeni aldığı bir kitabı verdi okumam için. LEV TOLSTOY " İnsan ne ile yaşar ? Son bir hafta ile ilgili belki bir hayat öğretisi niteliğinde. Allah'ı daha iyi tanıma, insanları sevme üzerine ... Eve dönerken alışveriş yapıldı, yemek yapıldı. Melisa'nın hazırlıkları bitti. Yatırıldı. Bana hemen bir katkısı olsun diye, kitaba başlandı.

19 Mart. Melisa yine ateşlendi. Bu sefer sanki göğsünden öksürüyor. Doktora gitmemiz lazım. Ateş düşürücü verdim ama okul saatine kadar düşmeyince evde kaldık. Sonra düştü. Hiç durmadan hapşuruyor. Yatırdım, kalktı. Ders yaptırıyorum alıştırma kitaplarından. Bende bir yandan hem maillerimle işimi takip ediyorum, hem bu yazıyı yazıyorum. Birazdan takip edemediğim blogları takip edeceğim. Bu da benim bonusum olsun bugün için. Tolstoy'u bitireceğim. Akşam doktora gidilecek.

Füruzan " Münip Bey'in Günlüğü" beni çok etkiledi. Bu yazı tarzını ondan etkilenerek yazdım.  Biraz iç dökme oldu. İçe dönük bir haftalık.

15 Mart 2012 Perşembe

İSTANBUL Hayalden Gerçeğe Sözden Yazıya " Neşe Mesutoğlu"


Bu kitabı okurken, sadece altını çizmekle kalmadım. Ayrıca bir de defter tuttum. İstanbul'da yaşayıpta, rüyada gibi etrafta dolaşmanın ne demek olduğunu gördüm. Tam hakkını vermeden yaşıyoruz bu şehri. Vermemize imkan yok. Günlerimiz nefeslerimiz yetmez İstanbul'u yaşamaya. Neşe Mesutoğlu'da İstanbul'u yaşayanları , en iyi dile getiren ve en iyi dile getirecek, ve bence her biri de İstanbul'un sembolleri olan insanlarla röportajlar yapmış.Bunları bizimle paylaşmış. Bence çok değerli bir kitap ve neredeyse tarih kitabı niteliğinde. Bu değerli kişilerin çoğunun adını bile duymazken, Google'dan hepsinin resmine bakıp, haklarında kısa bir araştırmada yaptım.
Kentin dokusu, tarihi, değişik kültürden insanları, İstanbulluluk, sokakları, caddeleri, tatları, kitapevleri, yemek yenilecek yerleri, yazarları, şairleri, anıları, ve bu kişilerin kimliğiyle birlikte yaptıkları işlere göre ve onların tercihlerini, bu değerli insanların kendi ağzından ve neredeyse konuşma şekliyle birlikte bizimle paylaşmış.


Yahya Kemal'in dediği gibi " Sade bir semtini sevmeye ( ve yazmaya) bir ömrün yetmeyeceği " kadar kadim, hem onunla yaşaması çok zor hem de meydan okuyucu güzellikte bir şehir İstanbul.( Buket Uzuner)

"Nereye gidersen git bu şehir peşinden gelecektir ." Kavafis

"Esasında İstanbul mu sevdiğimiz, çocukluğumuz mu, geçen yıllar mı? bilemem" Mihail Vasiliadis

Kitapta Roma devrinden kalan tarihi eserler, Bizans İmparatorluğunu kuruluşu, Bizans adı nereden gelmiş, Doğu Roma imparatorluğu, Latin İmparatorluğu, ve Türkler, San Marco kilisesine kaçırılmış tarihi eserlerimiz, Çemberlitaş'ın altında ki kutsal emanetler, Cenovalılar, cami olarak kullanılan kiliseler, Menderes tarafından yıktırılan tarihi yerlerimiz, Nostalji , anılar,  Nazım Planı, Meyhaneler ve kültürü, Çiçek pasajı, Sümerlerle bağlantımız ve bunun gibi gibi bir çok konuya değinmiş herkes. Herkes kendi penceresinden anlatmış İstanbul'unu .  Bir de , bu insanların İstanbul'u en iyi anlatan yazar ve kitap tavsiyelerine göre  derlediğim bir liste var. Okumak lazım ! diye bir liste yaptım.


Al işte İstanbul ! ... Çetin Altan
Sodom ve Gomore...... Yakup Kadri
Huzur
Beş şehir ...... Ahmet Hamdi Tanpınar
Aynanın içindekiler
Kurtlar Sofrası ..... Atilla İlhan
Müfettişler Müfettişi
Üç kağıtçı ............Orhan Kemal
İstanbul.............Latife Tekin
Ağır Roman..............Metin Kaçan
İstanbul...........Evliya Çelebi


Mutlaka okuyun derim bu kitabı...

Arka Kapak

İstanbul'u sevmekle başladı her şey… Bu sevgiyle yaşayan otuz dört kişinin yüzlerce anısını gün ışığına çıkarma arzusu ile devam etti. Onların şahitliklerinin izinde şehrin dokusunu, tadını, kokusunu, sesini, yapısını, insanını, yemeğini, suyunu, havasını tanıtma ve anlatma yolunda bir serüven başlamış oldu.

Bu serüvene eşlik etmek isteyenler bu kitapta;

Ahmet Ümit'in "İstanbul'u Savunma Derneği" hayalini,
İlber Ortaylı ile Kerem Görsev'in "zaman makinesinde İstanbul'u dolaşma" isteğini,
Çetin Altan'ın "2112 yılı İstanbul'unu,
Ara Güler'in kendisini "İstanbul'un simgesi" ilan edişini,
Ediz Hun'un "eski Yeşilçam filmlerindeki mekânları" anlatışını,
Anjelika Akbar'ın "İstanbul'un sesi"ni yorumlayışını,
Ayhan Sicimoğlu'nun "büyük İstanbul otoparkı" projesini,
Artun Ünsal ve Mehmet Yaşin'in "İstanbul'un unutulmaz lezzetleri peşinde, mekânlar" ile ilgili tüyolarını,
Aydın Boysan'ın "İstanbul ve balık" hakkındaki engin bilgisini,
Emre Kongar'ın kızlarına "İstanbul'da güvenli seyahat" hakkındaki tavsiyelerini bulacaklardır.

Ayrıca okurlar;

Buket Uzuner, Semavi Eyice, Hıfzı Topuz, Güngör Uras, Soli Özel, Muazzez İlmiye Çığ, Mihail Vasiliadis, Rıfat Bali, Samim Akgönül, Garo Mafyan, Erol Deran, Giovanni Scognamillo, Sami Kohen, Natali Gökyay, Mehmet Gürs, Serdar Gülgün, Hüseyin Dirik, Komet, Geveze, Turgay Artam, Nazan Ölçer ve Deniz Ülke Arıboğan gibi isimlerin değerlendirmeleriyle anılarına da tanık olacaklar.

Röportajları yapan Neşe Mesutoğlu, Saint Benoit Fransız Lisesi ve Galatasaray Üniversitesi mezunudur. Aynı üniversitede "medya araştırmaları" üzerine yüksek lisans yapmıştır. Meslek hayatına öğrencilik yıllarında Milliyet gazetesi dış haberler bölümünde staj yaparak başlamıştır. Halen Milliyet Cadde ekinde "İstanbul röportajları" bölümünü hazırlamaktadır.

7 Mart 2012 Çarşamba

HAFTASONU İSTANBUL AKVARYUMDAYDIK...

Bu akvaryum gerçekten görülmesi gereken , hatta gerekirse 2 defa ziyaret edilesi bir mekan, ya da vakit ayırıp bütün bir günü küçük molalar vererek gezin derim. Mola için kafeleri de var.


Bütün dünya denizlerinde yaşayan balık türlerinin içinde bulunduğu bir akvaryum. İnteraktifliği süper. 16 farklı tema var ve sıkı durun bir amazon orman var içerde. İnanamadım.
16 farklı tema; Karadeniz, İstanbul Boğazı, Marmara Denizi, Çanakkale Boğazı, Ege Denizi, Süveyş Kanalı, Kızıldeniz, Antartika, Akdeniz, Cebelitarık, Doğu Atlantik, Orta Atlantik Sırtı, Batı Atlantik, Panama Kanalı, Pasifik Okyanusu, Nautilus ( Denizaltı), Amazon Yağmur Ormanı.

Aslında gezmeyi bu kulaklıklarla yapmak daha avantajlı. Ama biz niye edinmedik anlamadım. Bir daha ki sefere mutlaka. Çünkü çok fazla görsel şey olduğu için duvarda ki bilgilendirme panolarını okumak hem zaman alıcı, hem de yorucu... Melisa için rahat oldu.

Ne yalan söyleyeyim, balıklardan çok, akvaryumların görselliği dikkatimi çekti. Düzenlemeler , ışıklandırmalar, interaktif bilgilendirmeler, dekorlar , çeşitlilik, heykeller, renklilik, temalar , canladırmalar ...

İlk girişte Nuh'un gemisi karşılıyor.
Geminin dışı etkileyici, ama ben içini daha çok sevdim.
O hayvanları orada hissetmek güzeldi.

Panolarda kısa bir tarih bilgisi ve genel bilgileri bulabiliyorsunuz.
İnanın okuması çok zevkli.
Kısa ve net.
İstanbul Boğazında ki tüm balık çeşitlerini bu havuza koymuşlar. Görsellik çok güzeldi.

Marmara Denizi

 

Çanakkale Boğazı, tarihi, Truva, balıkları...
Ege denizi, Efsaneleri , antik kent, ve balıkları...




Mola... Biz oturup soluklanmadık ama siz mutlaka mola verin.

Süveyş kanalının tarihi, nasıl açılmış, geçiş ücretinden tutunda, enine,
derinliğine kadar tüm ayrıntı ve doya doya balıkları...

16 holünde kendine özgü bir atmosferi, rengi, dekoru vardı. Balıklardan çok inanın bunlar ilgimi çekti.

Palyaço balığından sonra , beğendiğim diğer balıklar. Beyaz sedefli, ve düzenli yüzüp beni çok büyülediler.


Palyaçom ve mercenları...

Küresel ısınmayla buzullar eridiğinde ne olucak. Hangi şehirler sular altında kalıcak. Yukarda ki çizelde 55 metreye ulaştığında siyah noktalar sular altında kalıcak.

Akdeniz'den bir kesit


Cebelitarık boğazını Herkül açmış biliyormuydunuz ...
HERKUL
Batık gemide çok enteresandı. Gerçekten kendinizi bir batıkta hissediyorsunuz.

Batığın içinde Mors alfabesi _._.  ile mesajlaştık. :)

inanın bir tek kokusu eksikti.

Bu noktadan sonra Atlantik okyanusunun, Panama Kanalının, Pasifik okyanusunun 4 bölmesini hatırlayamıyorum bile , çok yorulmuştuk. 

Nautilus ( Denizaltı) 100-200-300-400 feet'te yaşayan balıkları getirmişler. Ama onlara ne gücüm yetti, ne de fotoğraf makinamın şarjı.


En son bölüm Amazon Ormanı sanırım herkes için süpriz bölüm. Çünkü Amazon Yağmur ormanını taşımışlar.
Hem iklimini , hemde bitki örtüsünü. Timsahlar, zehirli kurbağalar, yılanlar, örümcekler, pirana balıkları, capybara (çok büyük fare ya da tavşan) . İçerisi lambalarla ısıtılıyor. Yine yüksekten sulama sistemiyle yağmur ormanı , ve nem atmosferini yaşatmışlar.


Bu postu 3 günde hazırladım. Fotoğrafları ayıkla, seç, yükle...Yüklemekten yoruldum. Fotoğraf makinamım şarjı bitrince gerildim. Gezmesi zaten çok yormuştu, aslında anlatacak çok şey var ama yoruldum. Yorgun argın gezince, bu kadar oluyor.Ben size burayı mutlaka gezin derim. Biz bu hafta hiç dilimizden düşürmedik.