23 Nisan 2012 Pazartesi

23 NİSAN COŞKUSU

23 Nisan sevincini, coşkusunu Melisa'yla birlikte yaşadık. Birlikte heyecanlandık, mutlu olduk. Tüm miniklerin sevinci gözlerinden okunuyordu. Hepsi benim yavrum dedim. Anaokuluna giden, minicik bir erkek yürek haykırarak okumaya başladı şiirini, aynı anda benimde içim coştu. Gözyaşlarım boncuk boncuk dökülmeye başladı. Sonra anladım ki bütün annelerin yüreği bu sevince duyarlı. Tek isteğim, bu sevinçleri bu halktan mahrum etmezler ve tarihimizi hatırlamak ve sahip çıkmak için, bu şansı bizlerden almazlar.

Yüzlerce fotoğraf çektim. Beni en çok etkileyenleri sizlerle paylaşmak istedim. Okuldan tam ayrılırken, çocuklara aldığımız balonlar ve son anda okul kapısında ki motorsikletle birleşince, bu fotoğraflar çıktı ortaya. 23 Nisan'ınımız kutlu olsun.









Tören sonrası, söz verilen buz pistine gidildi.

17 Nisan 2012 Salı

MİNİK KIZIM


Uzun zamandır Melisa'nın olaylarından bahsetmemiştim.

Bu sabah mutfakta birşeyler oldu ama ne oldu diye bile soramadım vakitsizlikten. Sadece babamızın " Melisa biliyor musun , senin 5 kardeşin daha var " dediğini duydum. Sonra koştum mutfağa, Melisa'nın " gerçekten mi baba, neredeler ?" sorusuna ve gözlerinde ki ifadeye şahit oldum. Babası da teker teker tanıştırdı :) " Bu ilk kardeşin, bu ikincisi, bu üçüncüsü...."

Okuldan eve hep ödev geliyor. Aslında etütte yapılması gerekiyor. Ama bizimkisi çizgi film izlemeyi ya da başını masasına koyup uyumayı tercih ediyor. Eve gelen ödevlerle uğraşmak istemediğim için,ceza yolunu seçtim. En sevdiği 2 Monster bebeğini aldım, koydum torbaya, " ben bu bebekleri şirkete götürüyorum. Orada bir arkadaşım var, çocuğuna oyuncak alamıyor. Eğer kendini düzeltmezsen  bu defterler ödevler tamamlanmadan gelirse, bunları ona vericem, 2 gün deniycez " dedim. Neyse 2 gün tamamlanmış olarak geldi. 3. gün yine eksiklik, yine aldım koydum çantama.
Cuma günü Matematik alıştırma kitabını ödevi okulda tamamlanmış olarak getirdi. 3-4 sayfa alıştırma. "Anne bak, tamamladım. Hem oyuncaklarımı geri ver, hem de bunu kutlamamız lazım, bana hediye alın . "  O kadar inandırıcı geldi ki... Öpüp kutladım, akıllı kızım benim...Oyuncakları geri verdim. Cumartesi günü de istediğini aldım. .............................................Ama bu arada kafamda bir soru işareti.... Daha evvel yapmadığı şeyi nasıl yaptı. Bu sorular doğru mu? " Melisa kitabını getirir misin, kontrolleri yapalım.... hmmm bu soruların sonuçlarını öğretmen mi anlattı ya da söyledi.... Hayır Anne !.... peki bu soruyu nasıl çözdün, tekrar anlat bakalım... şey anne ben onu Berke'den baktım.... Peki bunu.... onu da.... nasıl yani... Berke nasıl yapmış.?.... evde annesiyle yapmış..... Melisa sen bunun hepsinin sonuçlarını Berke'den bakıp işaretlemişsin.... Anne kızma ama.... Sen bizi kandırdın Melisa, bu hiç olmadı., sil baştan, hepsi yeniden yapılacak...........
Geçen günde Pazartesi verilen ödev , perşembe günü olmuş halen yapılmamış , şans eseri öğreniyorum. Neymiş efendim, canı ödev yapmak istemediği için bana söylememiş. !

Okumasının hızlanması için Melisa'ya her ay 10 tane kitap okutuyorum, ve her beş kitap için ilk önceleri 1 minik hediye, 2. beş kitap için başka bir minik hediye hedefi koyduk. Bunu son 2 aydır da 10 kitaba bir hediyeye çevirdik. Bu esnada çok istediği makyaj setini aldık. Şu aralar D&R'larda moda olan... Bazı akşamlar eve bir geliyoruz, eşofman çıkmış, bir etek giyilmiş, gözlerinin üstü maviye, yanakları da allıkla renklenmiş, ruj da sürülmüş,  bizi bekliyor. Kız olduğunu belli etmeye başladı. Bu sene artık etek aldırmak istiyor. Babası gelmiş geçen akşam erkenden eve; bacaklar , kollar buz gibi kızmış , çıkarttırmış eteği, sildirmiş mavi boyalarını :)


Melisa'nın en iyi arkadaşı... Her ne kadar son zamanlarda farklı arkadaşları da olsa , onlar bebeklikten beri arkadaş ve şansa aynı sınıfa düştüler.

Konudan konuya geçiyorum ama ; okulun içinde kameralar ve ekranlar var. Bizimkisi geçen gün çıkmış bahçeye, koridorda ekrana yansıyan kameralardan birini bulmuş. Geçmiş karşısına, popo sallamış, arkadaşları da ekrandan izlemiş. :)

Geçen ay Bauhaus'ta reyonlar arasında birşey ararken, kapı zillerinin önünden geçerken, durup " anne ben odama zil istiyorum, girerken bundan sonra zile basarsınız" dedi.


Her gece " bu son defa anne, bu son defa " diyerekten yastığımda yatıp uyuya kalan minik kızım , geçen gece yine tam yatmak üzereyken, benimle bir konu hakkında konuşmak istediğini söyledi. Odasında yatağının üzerine oturttu. " Bak anne seninle birşey konuşacağım, ama kızmayacaksın... Ben seni gündüzleri çok özlüyorum, o yüzden koynunda uyumak istiyorum. Nolur hayır deme anne !  Uyuduktan sonra beni kaldırırsın olur mu... " kıyamadım yine tabii. O gece, evvel ki gece, geçen gece, dün gece, bu gece... yatağımda yatıyor, yastığımda ... sonra kaldırıp yatağına götürüyorum.

Minik kızım Pazar gün tam yedi yaşına bastı. Ama o halen benim minik bebeğim, sütüm...

11 Nisan 2012 Çarşamba

BULUT GÖLGESİNDE KALDIM... PASKALYA YUMURTALARIM... PONTE...SUADA...

Son günlerde, hayatıma renk katan birkaç şeyden özet yapmak istiyorum. Aslında herbiri hakkında, hergün vaktiyle bir post hazırlayabilirdim. Ama bugünlerde çok yoruluyorum işyerinde. Akşamları tükenmiş oluyorum ve maalesef hayatımda 2. kez bilgisayar oyununa bu kadar kaptırdım. İlki Sims'ti, şimdi ki de Bubbles. Balon patlatıyorum. Çekirdek yemek gibi bir hastalık. Bir daha oynamamaya söz verdim. 2 haftadır bütün boşluklarımda, yani akşamları 10'dan sonra 12 ya da 1'e kadar balon patlattım. Kitap okumadım, film izlemedim, resim yapmadım. Balon patlattım... Bir kayıptı, ama zihnimi boşalttı. Neyse geçti o hastalık :)

Haftasonu Natali'yle buluştuk. Uzun zamandır görüşememiştik. Sohbet ettik. Sanırım en çok ben konuştum. Paylaşamadığım çok olayım vardı. Benim için onun görüşleri önemli. Biraz yordum arkadaşımı gerçi.
Sevgili Bulut gölgesi Tülin hanım'ın bir emaneti vardı. Onları ulaştırdı bana. Nasıl sevgi dolu bir kutu anlatamam. Tülin hanıma teşekkürümü iletiyorum. Ankara'ya gelsemde kendim teşekkür etsem.

Bu şekilde 2 gün kaldı. Melisa'ya bir de kalem vardı. Onu hemen sakladı.
Magnetlerimde buzdolabında ki yerini aldılar.


Bunlar bana Natali'den . Paskalya yumurtalarım.
Her Paskalya, annem yapardı, ya da babaannemin komşuları getirirdi.
Her Paskalya'da yine annemin İtalya'da yaşayan arkadaşlarından tebrik kartları gelirdi.
Ama hiçbiri yok artık.
Üzerinde tavşan, civciv ve yumurta olan kartlar. Hepsi duruyor. Saklıyorum.
Annem , her ülkenin din ve kültürüne göre bayramları olduğundan bahsederdi.
Nisan'da olduğu için bahar bayramı gibi gelirdi bana.
Gerçi bir anlamda da bahar.
Her tohumun gelişmeye başladığı bir ay.
Çok uzun zamandır, Paskalya ruhunu yaşamıyordum.
Bu yumurtalarla tekrardan yaşadım.
Teşekkürler Natalicim...


Aynı gün, işyerinden bir arkadaşımla, Galatasaray'da buluşup , kısa bir gezinti yapıp, onunda bir arkadaşıyla buluşup, kendimize keyif yapabileceğimiz bir yer aradık. Pano'ya gidecektik aslında. Kırmızı birşeyler içmeye. Ama hava güzel ve üstü açık bir yer olsun tercihi olunca, Odakule'nin karşısında ki pasajın üst katında ki Ponte Restaurant'a çıktık. Manzara yukarıda ki gibi. Turist gibi bu manzara karşısında heyecanlanıp, oturup birşeyler içmek geçen stresli günlerin en güzel ödülüydü.





Şu kutu kutu evlere bir bakar mısınız.
 Bana , bu seneki Sanat Fuarında tanıdığım Kadir Ablak'ın resimlerini hatırlattı.
Bu ev manzaralarından etkilenmemek elde değil.
Gözüm bir yandan tarihi yarımadada, ama en çokta bu evlerin içinde ki her bir yaşamda...
Evlerin kokusunu hayal ettim, içlerinde yaşayan insanları, lambalarını, gazete okuyanları,
ocaklarında pişen yemekleri....

veee son olarak...
 2 hafta önce şirketteki satış departmanı adına düzenlenen yemek için Suada'daydık.
Deniztaksiyle gidiliyor.
Islak camlardan yakaladığım kareler....
En başta keyifliydim, ama sonradan konuşulan konulardan dolayı, ne yediğimden anladım,
ne mekanla, ne de dışarısıyla ilgilenebildim. 
Değişik bir tecrübe oldu benim için...




Bir sonraki yazı da Melisa'nın son olayları...


3 Nisan 2012 Salı

FİZİKSEL HAZLARIMIZ .... Kış günlüğü / PAUL AUSTER

Birçok biyografi okudum şimdiye kadar.  Paul Auster'in bu kitabında ki anlatı bana farklı geldi. Okurken , herkes kendinden birşeyler buluyor. Bence herkese kendinden birşeyler bulduruyor kitabında. Daha çok başlardayım. İlk 30 sayfada bile, hayatım boyunca, başıma gelen aksilikler silsilesi, aynı hız ve şiddette , bir başkasının başına da gelebiliyormuş, diye düşündürüyor. Bir insan bir beden taşıyorsa , fiziksel zevkleri ve eziyetleri aynı. Hepimizin böyle bir manifesto çıkarması ne hoş olurdu. Çok rahat yazılmış ve bu rahatlıkla sanki karşımda oturup anlatıyor, bende dinliyorum havasında akıp gidiyor kitap.

Beni çok etkileyen bir kısmından bahsetmek istiyorum....

" Fiziksel hazlar ve fiziksel acılar. En öncelikli ve en önemli olan cinsel hazlar; ama bunun yanı sıra yemek ve içmek, sıcak su dolu bir küvette çırılçıplak yatmak, kaşınan bir yeri kaşımak, aksırmak....... yatakta fazladan bir saat kalıp keyif yapmak, ilkbahar sonu ya da yaz başında ılık bir öğleden sonra yüzünü güneşe çevirip sıcaklığın tenine yayılmasını hissetmek gibi hazlar var. Fiziksel haz duyduğun sayısız olay var; bir ya da birkaç kez haz duymadan geçen tek bir gün bile yok; ama fiziksel acılar hiç kuşkusuz çok daha ısrarcı ve inatçı, gözdenin hemen her yeri zaman zaman ağrıya, sızıya maruz kalıyor. Gözler ve kulaklar, baş ve boyun, omuzlar ve sırt, kollar, bacaklar, boğaz ve mide, bilekler ve ayaklar..... "

Fiziksel hazları kendimizce çoğaltabiliriz bu bizim elimizde. Bu sayfaları okuduktan sonra, bu hayatı çekilir yapmak aslında kendi elimizde olduğunun farkıdalığına vardım.  Kendimiz için, fiziksel hazlarımız için birşeyler yapmalıyız diye düşünmeye başladım. Paul Auster, fiziksel haz duymadan geçen bir günümüz yok demiş, ama ben bu genellemenin dışında kalıyorum diye düşünüyorum . Her günümü değerlendiriyorum şimdilerde...

Kendim için ne yaptım, ne yapacağım... Bugün neden keyif aldın, planın nedir diye sormaya başladım.
Hadi hayırlısı...

2 Nisan 2012 Pazartesi

JAZZ DİNLEMEK Mİ DEDİNİZ???


Jazz sevenler, sevmeyenler. Buraya lütfen...
Ben de sevmeyenlerin arasındaydım. Ta ki bu siteyle tanışana kadar.
Herkesin seveceği, bir tarz mutlaka vardır.
Benim favorim Gpsy Jazz.
Jazz'ın o kadar çeşidi var ki, mutlaka bir tanesini kitap okurken, dinlenirken, gökyüzünü izlerken, sevdiğinizle kahvenizi yudumlarken, bir akşam yemeğinde, bir sabah kahvaltısında, dostlarınızla sohbet ederken arka fon müziği olarak kullanabilirsiniz.
Kulağıma hitap eden klasik müzik vardı...
Ama şimdiler de Jazz'ı ve özellikle bu siteyi tek geçerim.

Siz hangisini çeşidini seveceksiniz, bu kadar çeşidi olduğunu biliyor muydunuz?

1 Nisan 2012 Pazar

Rembrandt ve Çağdaşları. Hollanda Sanatının Altın Çağından.

1 ay önceydi sanırım Rembrant ve çağdaşlarını görmeye gittik.
"Melisa'cım seni bugün çok güzel bir sergiye götüreceğim. Işığın ve gölgenin ustasını göreceksin. Işığı ve gölgeyi o kadar güzel kullanıyor ki , resimleri canlı gibi. İnsanlar resimlerinde canlı gibi duruyor.
Ressamın adı Rembrandt. Ben küçükken onun resimlerinin olduğu müze kitaplarına bakarak büyüdüm. Dantel yakalı adamlar kadınlar gördüm. Yüzleri çok canlıydı. Ten rengini nasıl yaptığını ne kadar canlı olduğunu çözemezdim. Bakalım sen de beğenecek misin....  "
Abraham van den Tempel
Amsterdamlı tüccar ve müziksever bir aile



Nicolaes Eliasz Pickenoy
Zengin bir tüccarın eşi. Kıyafetlerden zengin olduğu anlaşılıyor.
Burada olağandışı olan şey eldivenlerin günümüze kadar ulaşmış olması.


Oğlak derisi, ipek, saten, altın sırma, tatlı su incilerinden düğün eldivenleri.
Evlilik törenleri için özel yapılırmış.



Rembrandt Harmensz van Rijn
Yine zengin bir bira üreticisinin eşi.
Bu tablonun afişiyle karşılaşınca Melisa, anne bu fotoğraf mı demişti.
Büyük gerçekçilik ve kusursuz kalite Hollanda portre resmine damgasını vurmuştur, bu da kanıtıdır.
O zamanların modası, siyah elbise, kolalı beyaz başlık, kırmalı iri boyunluk.
Kalın kaşlar, pembe yanaklar, ince kırışıklıklar ve burnu önce çıkaran parlıklık gibi ayrıntılar fotoğraf düzeyinde gerçekçidir.

Aelbert Cuyp

Rembrant
Müzik dersi.
Bu resmi 20 yaşındayken yapmış.

Govert Flinck
İshak Yakub'u kutsuyor.
Rembrandt'ın en yetenekli öğrencilerinden.

Nicolaes Maes
Pencerede kız. Hayalci.
Rembrant'ın öğrencisi.


Johannes Vermeer
Aşk mektubu
Işığı ustalıkla kullanan ressamlardan


Karel du jardin
Kolunda ki altın dantel detayına dikkat çekerim.

Adrian Coorte
Kuşkonmazlı natürmort


Pieter Claesz
Balıklı Natürmort


Pieter de Ring
Altın kupalı natürmort

Gümüş bira bardağı

Jan de Bray
Aziz Luka Loncası Yöneticileri

Herbir portre bir bir fotoğraf netliğinde

Michael Jansz van Mierevelt



Willem van de Velde
Deniz savaşı

alt resimden detay


detay


Jan Lievens
Pelerinli ve Sarıklı erkek çocuk


Balthasar van der Ast
Çiçekli Natürmort

Abraham Mignon
Devrilmiş Buket

Sergiden bir görüntü

Notilus kupa

Kırk dört toplu Felemenk savaş gemisi, 1648


Sergiden kendimce seçimlerim bunlar. Birde 250 sayfalık bir katalog aldım. Sergi sürekli elimin altında.
Mutlaka herkesin görmesi gereken bir sergi. Sabancıda aynı anda Tanzimattan günümüze Türk resimlerini ve ressamlarını da görebilirsiniz. Bu şekilde 1600 lerin Hollanda resimiyle 1850'lerde  başlayan Türk resminin kıyaslamasını yapabilirsiniz.