21 Ağustos 2012 Salı

HEIDI ! SENİ GÖREBİLECEKMİYİM ALPLERDE...


Heidi'nin memleketine gidiyorum. İsviçre'ye Alpler'e...
Gider gitmez internet bağlantısını kontrol edicem.
Eğer sorun yoksa, hergün paylaşımlarım devam edecek...
Ama olmadı 10 gün yokum buralarda...
Herkese sevgiler...

20 Ağustos 2012 Pazartesi

BAYRAMA DAİR


Bayramda her zaman , yapmak istediklerimi yapamam ve 3 güne sığdıramam. Gönül istiyor ki çok fazla akrabayı ziyaret edip, çok fazla tanıdığı aramak. Mesajdı, telefondu, maildi, facebooktu, herşey karışıyor, bir kaosa dönüyor. İletişimde de bir kirlilik var. Hiçbirşey eskisi gibi değil. Ziyaretle, ailenin en büyüğünde toplanmak, herkesi orada görüp, bayramlaşıp, eve dönüp , komşularla bayramlaşıp, arkadaşlara gidip gelmek sanki daha iyi. Ama başka şehirlerde dağılan ailelerde, bu iş zorlaşıyor. Babaannem , Bandırma'ya gittiğinden beri, kimse tam anlamıyla bir araya gelemiyor mesela. Ben de kalkıp gidemedim , İdo'da yer yoktu. Babam ve amcamla birlikte gidecektik olmadı. Eşime teklif bile edemiyorum. Bayram öncesi işi gereği yaptığı binlerce kilometreden sonra, yol ve araba ikilisiyle ilgilenmek bile istemiyor haklı olarak. Sürekli yorgunluk ve yetişememek şikayetinde bulunup, insanları bezdirmekte istemiyorum, ama durum böyleyken böyle.
Zaman ve alışkanlıklar değişiyor.

Bayram bilançosu ;
1) Arife günü, sabah İkea'da kahvaltıdan sonra Melisa'ya bayram alışverişi yapıldı, eve dönüldü.
2) 1 senedir silinmeyen penceleri sildim, ve yine yaklasık 1 senedir temizlenmeyen aspiratörü temizledim. Parmaklarım halen acıyor.
3) Kızımı ve arkadaşını sinemaya götürdüm, ben o arada D&R dolaşıp kızıma , yaprak test aradım. Can yayınlarına şöyle bir baktım, almamak için direndim.
4) Eşim, sanki bizim görevimizmiş gibi, bahçedeki çimleri biçmiş, toparlamış.
5) Akşam kahve keyfi, Zarife'yi okumaya devam, Ferzan Özpetek'in Şahane Misafir'ini izledim.
6) Sabah erkenden kalkıp, Karamürsel'e kayınvalideye gidildi. Melisa kuzenleriyle güzel vakit geçirdi. Bizim içinde bol sohbetli bir gündü. Aynı gün geri döndük.
7) Akşam, sevgili arkadaşlarım Soully ve Faisal aradı Pakistan'dan. Yarım saatten fazla sohbet ettik.
8) Gün boyu, bayram mesajları, uzaklardaki akrabalar tanıdıklar telefonlaşmalar devam etmişti.
9) Bugün , sabah kahvaltısından sonra, annemlere gittik. Kahve keyfi, Monopoly derken uyku yorgunluğu çöktü, eve döndük, Melisa nanemolla, aksırık tıksırık, şurubunu içti, uyuyor, babasıda birazdan uyuyacak.
10) Akşam üzeri, Melisa'nın aksığı ve tıksırığı için, Medipol'e uğrayacağız. Doktora göstermekte fayda var, ne de olsa yarında sonra burada olmayacağız, ilaçlarla önlem almalıyız.
11) Akşam üzeri, Didem'deyiz. Yaptığı Şekerpare'lerin tadına bakıcaz :)
12) Yarını bilemem şimdiden... ama planımız, geç kalkmak, komşu ziyareti, ütüleri bitirip, evi silip süpürmek, sonrasında bavulu hazırlamak...

Bayram şekeri niyetine size bu güzel kabuk görsellerini sunuyorum. Malum, bayram çikolatamız, arife günü bitti.

17 Ağustos 2012 Cuma

KİTAPTAN KULELER


Can yayınları sağolsun, Marguerite Duras'ın dışında beni birçok yazarla daha tanıştırdı. Burada görünen kitapların dışında 6 tane Can yayınları kitabı okumuşum, ancak ikisi devam ediyor.
Kütüphanemde bekleyen hiç başlanmamışları da ilave edersem, böyle bir kule çıktı karşıma.
Ben kitap okurken kendimi kısıtlamayı sevmiyorum. Bir kitap sonuna kadar okunacak ve sonra yenisi başlanacak diye bir kuralım yok. Başlarım, 20 sayfasına kadar gelirim, sardıysa devam ederim, sarmadıysa bugünlerde bunun sırası değilmiş derim, beklerim o günler gelsin diye.
Ya da kitapçıdan alırım, hiç başlamadan zamanı gelsin diye beklerim. Bu şekilde henüz zamanı gelmeyen bir sürü kitabım var. Ben evimde hiç okunmamış kitaplarla dolu bir kitaplık isterim ve kitap okumak istediğimde birkaçını elime alıp  istediğimi seçmeliyim.
Listeye gelince ;
1)Alageyik Sokağı bir liman mıydı? / Deniz Kavukçuoğlu
2)Kedi Gülüşü / Deniz Kavukçuoğlu
3)Son Perde / Roald Dahl
4)Fanfan / Alexandire Jardın
5) Cebelitarık Denizcisi /Marguerite Duras
6)Tarquınıa'nın küçük atları /Marguerite Duras
7)Dorotea'nın Şarkısı / Rosa Regas
8) Zarife / Deniz Kavukçuoğlu
9)Puslu Kıtlar Atlası / İhsan Oktay Anar
10) Prenses Süreyya
11) Bir imparatorluk çökerken / Cahit Uçuk
12)Julie & Julia / Julie Powell
13) Bir maniniz yoksa annemler size gelicek / Ayfer Tunç
14)Bakma Sevdalısı /Alberto Moravia

Bunların dışında emanet kitaplar var. Onların en başında Suç ve Ceza geliyor.

Vakit oldukça yenilerini de katarak araya okumaya devam edicem. 8 numarali Zarife, elimdeki kitap bitince sıraya girdi.

16 Ağustos 2012 Perşembe

MONOPOLY DEAL KART OYUNU / YENİ TAKINTIMIZ


Geçen hafta sonu D&R'dan kitap alırken, Melisa'nın gözü Monopoly'e ilişti." Ben bunu biliyorum, alalım birlikte oynarız, ben size öğretirim "dedi. Yaz okulunda kendinden büyük olan arkadaşlarından biri getirmiş okula, birlikte oynamışlar. Hemen oradan çıkıp, Sturbucks'a girip, masaya yayıp oynamaya başladık. Ben kuralları okumaya çalışırken, okutmadı, kendisi biliyormuş. Onun bildiği kurallara göre oynadık. Eve geldikten sonra da , babamız, tüm kuralları okudu ve kurallarına göre , daha keyifli oynamaya başladık.

İçeriğinde şöyle bir uyarı cümlesi var. Oynadıkça kuralları daha iyi oynayıp, oyun daha keyifli hale geliyor. Gerçekten öyle. Oyunu öğrendikçe, elinizde kart saklamaya, küçük aldatmacalar , karşı tarafı yanlış düşündürmeye başlıyorsunuz. İlk üç tapu grubunu yapan eli kazanıyor. İnanılmaz keyifli bir oyun. Kutu oyunundan daha zevkli. Çocukluğum" Borsa" oynayarak geçmişti. Bende bir takıntıydı o zamanlar. Bu kart oyunu bence yeni dönemin oyunu,hastalığı... Akşamları, tatilde , yolculukta , yanınızda rahatça taşıyıp oynayabileceğiniz bir oyun. Mutlaka hemen edinin. Fiyatı ; 12 TL idi. Alıp oynarsanız, sonrasında yorumlarınızı bekliyorum.

13 Ağustos 2012 Pazartesi

YAĞMURLU BİR PAZAR GÜNÜYDÜ...

Pazar gününü evde durağan geçirmeye karar verdik. Sabah uyanır uyanmaz kalkıp, kızımla birlikte kendimi salona attım. Babamızın iyi bir uykuya ihtiyacı olduğu için , onu rahat bırakacağımıza geceden söz vermiştik. Kahvaltıyı sakin sakin hazırladık . Fırına gidip sıcak ekmeğimizi aldık.
Oturup anne kız kahvaltımızı ettik. Bugün hava yağışlı olduğu için, evimizde oturup, kendimize vakit ayıracağız diye konuşmuştuk. Melisa'nın ödevlerini yaptık klasik müzik eşliğinde, kitap okuduk. Film izledik. Yeni fotoğraf makinamla birlikte evin içinde dört dönüp, değişik kareleri değişik filtreler kullanarak çekmeyi denedim.

Yağmur yağacağı duyurusunu alınca, saksılarım uçmasın diye kenarda duran sardunyalarımı , balkon masasına alırken, fotoğrafladım.  


Karamürsel'den aldığım zeytin ağacımız...Kasım ayında zeytinleri toplayacağız.
Büyüyüncede bahçeye dikeceğiz.

Sardunyalarımız




Yağmur'u izleyen Melisa


Yağmur'u izlemek. Bu fotoğraf çok güzel.

Yağmur'dan kaçırdığım çiçeklerim...

Şimşekler çakarken

Yağmur'un ardından...


Alışık olmadığımız durgun, kendime vakit ayırabildiğim, çok sevdiğim, bu fotoğraflarla unutulmaz olan bir pazar günüydü.
Geceyi de Sevgili Lale'nin Bahçesinin önerdiği bir filmle noktaladım. Bu filmden daha sonra, benim içinde önemli olan hikayesiyle anlatmak istiyorum.
Everything is illuminated...

10 Ağustos 2012 Cuma

FİNCANDAKİ MUCİZE : KAHVE / ORTAK BLOG

 
Galatasaray'da Ara Güler'in evinin yanında olan , Ara kahve'de ,
İstiklal Caddesinde gezintinin yorgunluğunu kahveyle geçirtirip,
onu görmeyi umarak beklerken.
 
 
 
"Fincandaki Mucize: Kahve" isimli mis gibi kahve kokan, lezzetli bir blog var. Herkesin katkısıyla giderek güzelleşiyor.  Bu blog ortak bir blog, sizin yolladığınız fotoğraf ve yazılarla varlığını sürdürecek, bu demek ki epey kalabalık olup, herkesin tuzu biberiyle günden güne büyüyecek.  Sevdiğiniz bir mekanda içtiğiniz bir kahve, anısı olan, sizi biryerlere taşıyan bir fincan, şık bir sunum, ilginç bir tasarım, hatta çirkin bir mekan ve tatsız bir kahve bile konu olabilir yollayacağınız fotoğraf ve metinlere. Sizin adınız veya rumuzunuzla yayınlanacaktır gönderilenler.  Bloğu renklendirmek için , arzu ederseniz, bloğunuzda duyuru yapabilirsiniz. Metinlerinizi yollayacağınız mail adresi;
kahveciguzelleri@gmail.com
Blog linki:
 
 

8 Ağustos 2012 Çarşamba

GOYA'NIN ALAYCILIĞI

Goya sergisine geçen ay gitmiştim. Sergiyi izlemeye en üst kattan başladım. Zırvalar gravürlerinin olduğu yerden. Goya , yaşadığı dönemde, engizisyon mahkemelerinin uygulandığı, korkunç haksızlıkların yaşandığı dönemde, bence hafif hayatı, alaya almış , ecişler bücüşler, cinler, şeytanlar resmetmeye başlamış. Mantıktan uzak çizimler .


 Krallığın ressamı olarak görev yapıyor. Ama yaptığı portrelere, kralların kraliçelerin kişiliğini de yansıtıyor, biraz alaycı. Resimler bana, insanlarken gülerken hayvana dönüşecek gibi geliyor. 

Ama ben bu boyutta resimler beklemiyordum. Onu ifade eden resimleri bir arada görünce, daha net tanıdım. Bana göre değil Goya. Resme ilk başladığımda onun gravürlerinden kopya yaptığımı hatırlıyorum. Uzanan kadın resmiydi.

Ama , özellikle zırvalar serisini önceden görseydim, herhalde çok önyargılı olurdum. Beni rahatsız edici resimler. Gravürler biraz sürrealist , ama o dönemde sürrealist resimler yok. Sonrası için bir ışık tutmuş olabilir.





 Birçok resminde yüzler net değil, çirkin...




Bu sergiye gitmeden önce de Goya'nın filmini izlemiştim. Goya'nın hayaletleri. Film çok iyiydi. Ama gelin görün ki, karanlıktı, iç bunaltıcı, o dönemi çok az detayla çok iyi anlatmış. Mesajı alıyorsunuz. Oradan aldığım mesajla, bu sergiyi birleştirince herşey netleşiyor.

7 Ağustos 2012 Salı

GALATA MANZARALARI


Cumartesi günü, Natali'den ayrıldıktan sonra, Didem'le birlikte Galata'ya gitmeye karar verdik. Tünel'e indik, sonrasında tırmanarak Galata'ya vardık. İstanbul ayaklarımın altında sözünün tam anlamıyla, İstanbul'a doymaya çalıştık. Çektiğim birçok fotoğrafı bu sefer, yeni fotoğraf düzenleme programı kullanarak hazırladım. Ama henüz çok acemiyim. Bazı fotoğrafların hareket edilip, kadrajlandığını bilmeden hazırladım. Bir daha ki sefere daha iyi olucak.
Sizi şimdi, Galata'dan  İstanbul manzaralarıyla başbaşa bırakıyorum...
Galata kulesine her çıkışımda, bulutlardan , güneşten, ve gemilerden dolayı hep farklı fotoğraflar yakalama şansım oluyor. Aslında gün batımından öncede çıkmak istiyorum.


O kadar çok fotoğraf çektim ki nasıl paylaşacağımı bilemedim.
Bu şekilde çok başarılı olamadım. Ama bir daha ki sefere iyi olucak.
Bulutlar coştu.


Galata'nın ara sokaklarını yukarıdan izlemeye doyulmuyor.
Pencerelerden kimbilir Galata kulesi nasıl gözüküyordur.

Bu fotoğrafları düzgün kadrajlayacağımı sonradan farkettim.
Fotoğraflardan isteyen olursa gönderebilirim.



Sepia kullanmak , sanki daha hoş yapıyor fotoğrafları.


Çatılarda ki masalar, keyifler...

Konak kafenin kapısında Didem'le ben...



Galata'nın ara sokakları.

Bu en çok sevdiğim fotoğraf oldu nedense.




5 Ağustos 2012 Pazar

TAKSİM, İSTİKLAL CADDESİ, KİTAPLAR, ARKADAŞLAR


Dün, Didem ve Natali ile buluştuk. Didem'le sabah Kadıköy'de Beşiktaş iskelesinde buluştuk. Vapur keyfi yaptık, sohbet ettik, çocuklarımızı çekiştirdik. Beşiktaş'tan Taksim'e çıkıp, Natali ile Fransız konsolosluğunun bahçesinde ki kafede buluştuk.
Bahçede oturduk,siparişlerimizi verip, güzel güzel sohbet etmeye başladık.

Her masada begonyalar vardı. Çok zarif duruyordu.

Birden yağmur yağmaya başladı. Kafenin içine kaçıştık. İçerden dışarıyı izlemek çok keyifliydi ama, yağmur içeri girmeye başlayınca, özellikle bizim oturduğumuz yerin tavan kısmından sular girmeye başladı. Servis zaten kötüydü, garsonlarda tavandan gelen suya çözüm bulmakta geciktiler. Yerler, masamız ıslandı.


Natali'nin şemsiyesi imdadımıza yetişti. Yağmur dinene kadar oturduk. Sonra çıkıp İstiklal Caddesinde yürüyüşe başladık.  D&R 'a Can yayınlarının kitapları için uğradık.
Lale hanımın aldığı kitapları buldum. Onun seçimine ve zevkine güveniyorum.
En önde ki kitabı bir evvelki alışverişimde almıştım.
Bu sene Can yayınlarından epey pay düştü bana.
Yine bir evvelki alışverişimden geriye kalanlar.
Kitapların konusunu okudukça paylaşayım daha iyi olucak.


D&R'dan sonra, Galatasaray'a doğru yürürken çok zevkli bir takı dükkanına rastladık. Natali oradan bana , takmaya cesaret edemediğim bu büyük küpeleri aldı. Kelebek yüzüğümle birlikte takım oldular.


Tam karşı köşesinde ki Yapı Kredi Yayınlarını ziyaret etmeden olmazdı. Melisa'ya oradan bu  kitapları aldım. 1. sınıfı bitirenler için, hem anlatımı, hem yazımı, hem sayfa sayısı gayet uygun. Didem sayesinde bu kitapları tanıdım. Daha evvel farketmemiştim. En öndeki kitabı D&R'dan aldım.
Ama şunu söylemeliyim ki, kitaplar o kadar albenili ki, bana da okumak keyif verecek. Dün akşam Denizi Düşleyen Prenses'i bitirdim bile. İçinde ki resimler süper.

Melisa'da kitaplarını çok sevdi. Benim, bloğumda okuduğum kitaplardan bahsettiğimi bildiği için, şimdi sordu, anne benimde bloğum olsa, ben de kitaplarımı yazsam. Uğraşabilir miyim bilemiyorum. Özet yapması için iyi olabilir belki. Şimdi isim düşünmeye başladı.

Günün devamını Didem'le birlikte Galata'da geçirdik. Galata kulesine çıktık, İstanbul'u gözledik.
Paylaşılacak çok fazla fotoğraf var. Onu bir sonra ki yazıya...

İyi Haftasonları..