26 Eylül 2012 Çarşamba

BİR BAŞKENT ; BERN

Aslında iki koca şehri tek güne sığdırmak delilikti biliyorum. Ama akıl edemedik. Amacımız Cenevre'ye gidip geri dönmekti, bir iki gün sonra da Bern'e gideriz diye düşünüyorduk. Ama tren biletlerini alınca, bir kişi için 180 frank ödeyince (x 2tl) iki kere bu masraftan kaçınmak için, dönüşte de Bern'de inip gezmeye karar verdik. Önceden biletlerin bu kadar pahalı olduğunu bilseydik, Bern'de bir gece kalmak için hazırlık yapardık. Ama buna da razı olduk. İki şehirde ki gezintimiz, müzesiz ve sadece merkez, eski şehir kısmında gezinti şeklinde oldu.
 
Hangi şehre giderseniz gidin, zaten trenle seyahat oluyor genelde, istasyonda iner inmez, bir turist info bürosu ve hemen şehir planını alıp, görülecek yerlere kendiniz yürüyebiliyorsunuz , ve de otobüs hatları haritasıyla numarasına göre istediğiniz turistik noktaya gidebiliyorsunuz. Kimseye, şuraya nasıl gidilir, nerede diye sormadan herşeyi kendimiz hallettik. Tren istasyonu eski şehrin göbeğinde. Bern , İsviçre'nin baş şehri ve biraz daha farklı. Daha ciddi. Ama bu ciddiyet, pencerelerde ki kırmızı sardunyalarla yumuşatılmış. Bu bina parlamento binası. Biz gittiğimizde sanırım saat 4 civarıydı, ve kapanmıştı. Yoksa girilip geziliyor. Orta da fıskiyeler, çocuklar oynuyor, gençler çevrede oturup sohbet edip bu görüntünün keyfini çıkarıyorlardı. Sol tarafa doğru inmeye başladık.



Parlamento binasından detay.



Banka.

Parlamento binasının arkasında ki görüntü. Eski şehir olarak geçiyor. Ortadan nehir akıyor. Ama akarsu sesiyle çok büyüleyiciydi.

Arkada ki karlı dağlar, masal gibiydi.
 
 
Parlamento binasının tepesinde, İsviçre'de ki kantonların bayrakları.

Arka girişinde . İsviçre devlet işlerine karışmamıza az kalmıştı.
Fotoğrafları çekerken farketmemiştim. Bizimkiler yorgunluktan azıtmış, özellikle Melisa... nasıl poz  vermişler. Kung fu Panda'da ki kaplan gibi.



Burası neresiydi unuttum, ya valilik, ya da belediye binasıydı.
Melisa .



saat 5 suları. yine insanlar yok etrafta . ya da çok az. Bern merkez sokakları. Bir de İstiklal caddesini düşünün. Bu kemerlerin altı hep mağaza. Ayrıca sığınakları gördünüz mü? bütün yol boyunca varlar.

Büyük Katedral ve meydanı. Yine kapalıydı. Sadece kapısı ve bu meydan bile bizi yarım saat oyaladı. Sürekli bir seyahatte değiliz, rüyadayız diye birbirimize söyleyip duruyorduk.
Kapıya yaklaştıkça... bundan sonra ki hayatımın bir daha eskisi gibi olamayacağını bilemezdim.


Biraz daha yakla..şş..., koşun, inanılmaz...
Bakayım mı, fotoğrafını mı çekeyim, içeri girebilir miyiz, tüh kapalı, içerisi nasıldı kimbilir...

Anlamaya çalışmalar??? cennet-cehennem.


Niye herkesin altın sarısı saçları var?




Aman Allahım. o nee.... bu fotoğrafı çektim ve şarjım bitti. Makinam dayanamadı.
 
 
 
Katedral meydanı
 
Bern simgesi ayı. Kanton bayrağının üzerinde de ayı var. Burası bir park.
Şehir tiyatrosu
Saat kulesi.
İncelerken , fotoğrafını çekerken, kulede insanları gördük. Meğer çıkılıyormuş. Tam altında bir kiosk vardı. Magnetlere bakmaya daldık. Kapısı nerede diye sorduk , saatine bakıp şimdi kapandı diyince kahroldu. Yüksek noktadan şehri izlemek gerçekten çok güzeldir. Tadı damağımızda kaldı. Mutlaka tekrar gitmek istiyorum.


Nasıl az kişi var di mi, merkez burası.
 Bu sığınaklardan birinde, İspanyol dansı kursu vardı. Ayak vuruşları ve İspanyolca bir türkü çekti bizi içeriye doğru..


Şehrin taşlı, eski, tarih kokan sokaklarında salına salına  keyfini çıkardık.


Trenimize giderken, doğaya, dağa karışacağımızın heyecanıyla Bern'e el salladık...