22 Ekim 2012 Pazartesi

HADİ ANNE RESİM YAPALIM !

Melisa'nın hadi anne, resim yapalım demesiyle başladı herşey.
Benim boyalarımı kullanıp fırçayla sehpamda resim yapmak istiyormuş.
Resim kağıtlarının yerini öğrendi. Boyaları çıkardı. Fırça seçti. Sert olmasın.... kalın olmasın ... Boyalar yağlı olmasın , çabuk kurusun, palet yerine de şu karton kutunun kapağını kullanayım mı... resim önlüğüm nerede... onu da bulduk... konusu bile hazırdı. 
Melisa , benimle birlikte resmin içinde olduğu için çok mutluyum.
Sergilere birlikte gidiyoruz. Ressamlara da ilgisi var. Sağda solda gördüğünde bu kim ya da bu o değil miydi gibi sorularla sık sık karşılaşıyorum.
 Resmi bitirmeden hemen görüntüledim. Renklerin temiz olmayacağına, dalgalı olursa daha çok resme benzeyeceğine, kendi fırça darbesini oluşturacağını, tonlamalar yapabileceğini, fırça ve bezi birlikte kullanmayı, kurumadan farklı bir renk katarsa , kattığı yerlerin rengini değiştirebileceğini, renkleri isterse palet üzerinde isterse kağıtta resim yaparken değiştirebileceğini öğrendi.
Beni izlediği için aslında sanki biliyordu da.

 Çok minikti bu sehpanın başında, bir sürü resim yaptı.


 İlk defa kendinden bu kadar emin, ve rahat gördüm Melisa'mı. Şansımıza , evimizin üst katında bir atölyemiz var.
 
 
 Sehpaya Melisa geçince bana da koltuk kaldı. Yağlı boya ile başladığım resme farklı bir malzeme ile devam ediyorum.
 Bu kalemleri bir arkadaşım verdi. Kendisi eskiden stilistlik kursuna gitmiş ve neredeyse 20 senedir duruyormuş. O kadar zamandır da kalemlere hiçbirşey olmamış. Tuval üzerinde denedim, malzeme ve benim yapmak istediğim şey olarak çok başarılı.
 Bakalım bundan sonrasında neler olucak.

20 Ekim 2012 Cumartesi

KALAMIŞ PARKINDA BİR GEZİNTİ

 Bu kedicik balıkları izliyordu. Canlı efektte çektiğim bu fotoğraf, bir resim gibi olmuş.

Eylül başında,  havanın güzelliği, bizi deniz kenarında dolaşmak üzere Kalamış'a kadar götürdü. İstanbul sahillerinde keyif yapmak istiyorsanız, mutlaka sabah 9 gibi orada olacakmış gibi vaktinizi ayarlamalısınız. Hem trafik, hem de yer problemi yaşamamak için.
Kalamış yat limanı. 

 Boş hali çok güzeldi.
 Deniz suyunu ilk defa bu kadar berrak gördüm.
Hayret ve hayranlıkla deniz kenarında 1 saate yakın oturduk. 
Kalamış kıyısından denize girenler bile vardı.
 Bebek midyeler. Ben de ilk defa görüyorum.
 Bugüne kadar ayaklarımı İstanbul'da denize sokma cesareti gösteremeyen ben, şeffaf suyu görünce dayanamadım. Su da sıcacıktı.
 Kalamış parkında denize bakan kısımda, tahta masalarda, sabah kahvaltısını yapanlar vardı.
Her yer doluydu.



 Parkın yakınlarında ki çay bahçesinde birer keyif kahvesi içmeye karar verdik.

Ateş çiçekleri, beyaz masalara düşen ağaçların gölgesi, bir yudum kahve bütün haftanın yorgunluğunu götürdü.


İyi haftasonları....
 

15 Ekim 2012 Pazartesi

BU ŞEHİR KONUŞUYOR...

Grossmünster kilisesinin kulesine çıktık.  Tam Zürih gölünü karşısına alıp , kanallarıyla birlikte, süper bir panoromik görüntü sergiliyor.
Kapısı

İçerde fotoğraf çekmek yasak. Çekenlerin yanına görevli yavaşça yaklaşıp, sadece fotoğraf çekmek yasak işaretini gösteriyordu.

Merdivenler daracık, aşağıdan ya da yukarıdan biri geliyorsa geri gidiyor ya da benim sığınıp fotoğraf çektiğim bu daracık boşluğa giriyor. Çok komikti. Klostrofobisi olanın buradan çıkmasına imkan yok.
Ben bu şehri konuşuyor. Güzel şeyler yorumluyor diye yorumladım. Güzel hisler yaşattığı için, güzel şeyler fısıldadı kulağıma sanki diye düşündüm. Bakalım, sizde duyabilecek misiniz.


 





 



 




Bu fotoğrafları çekerken, Galata kulesi ve çevresi Galata aklıma geldi.



Zürih'ten sevgiler...






13 Ekim 2012 Cumartesi

ZÜRİH'TE UZUN BİR GÜNE BAŞLANGIÇ...

 
 Zürih'te tren istasyonundan çıkar çıkmaz arkanızı döndüğünüzde karşınızda ki manzara. Dünyanın en zengin şehirlerinden biri, Zürih'te herşey insanların rahatlığı için. Şehir merkezinde , karbondioksit emisyonu sıfır. Hava kirliliği sıfır yani...
Etrafa bakındıktan sonra , tren istasyonunun içine geri girdik. Turist info bürosuna girip, sanat, alışveriş ve şehir haritası edindik, ve şehirde ki etkinliklerle ilgili, meraklısı arkadaşlarım için kartlar topladım. En keyif aldığım konu. Başka hiçbir yerde para ile bile satın alamayacağınız, ve belirli adetlerde basılmış kartlar.

Tren istasyonunun içine geri döndük. Bu tombul melek yukardan keyif saçıyordu.

 Burası askeri müzeydi sanırım. Yine sadece 1 günlük zaman ayırdığımız için her müzeyi gezmemeye , sadece sanat müzesine gitmeye karar verdik. Gidip Van Goghları ziyaret edecektik. Ama öncesinde Zürih gölüne ve kanallarının çevresinde dolaşıp, çıkılacak noktalara çıkıp, uzaktan heybetleriyle gözüken Alp dağlarına bakacaktık.
 Bizim elimizde harita olurdu, Melisa haritasız kalır mı... Haritayla o da gidilecek yerleri takip etti, ve bizi hiç üzmeden saatlerce yürüdü. Sabah 10'dan akşam 4'e kadar yürümüştük o gün. Bir an olsun yoruldum demedi.



Şehrin ara sokaklarından...

 Zürih gölü

 Bu fotoğrafları canlı çekmediğime çok pişmanım.
 
Bu gezgin çok enteresandı. Her yeri pislik içindeydi.







 
Bu göl kenarında suyu şöyle tarif edebilirim. Kuğular, ördekler, ve balıklar vardı. Su da cam gibi.
Kıyaslama yapmayacağım, siz anladınız...

 










 Buraların nereleri olduğunu unuttum açıkçası. Hepsini haritada ismi var gerçide... üşüngeçlik üzerimde.


 
Bundan sonrasında Grossmünster kilisesi ve kulelerinden Zürih gölü manzarası...