26 Kasım 2012 Pazartesi

DEPOLAMA ALANIM BİTMİŞ... :(

SORUN  BITTI.....  (   YER SATIN ALDIM SONUNDA )


Bu ne demek şimdi... Ne yapmam gerekiyor. Daha evvel başına böyle birşey gelen var mı ?
Bana yardım eder misiniz...
 
 
Resim yüklerken aşağıda ki yazı çıkıverdi...
 
Hata! Depolama alanınız bitti. Şu anda fotoğraflar için 1 GB'lık kotanızın %100'ünü kullanıyorsunuz. Depolama alanınızı büyütün
Fotoğraflar Picasa Web Albümleri hesabınızda depolanır ve 1 GB boyutundaki ücretsiz fotoğraf kotanıza dahildir. Satın aldığınız ek depolama alanı birden fazla Google ürünü arasında paylaşılır ve ücretsiz kotanıza eklenir. Daha fazla bilgi edinin

24 Kasım 2012 Cumartesi

GÜNLERİMİZ BİTECEK BİR GÜN SAYA SAYA...


şarkıyı dinlemek için bir tık.

 
Cuma günü kızımın okuluna gitmek üzere şirket arabalarından birini aldım. Arabayı çalıştırır çalıştırmaz, Cd başladı çalmaya... Eski şarkılardandı. Taş plaktı. Sesin kime ait olduğunu bilmiyorum. Ama şarkı çaldıkça, çok küçükken duyduğum bir şarkı diye düşündüm. Şirkete gelince baktığımda Gönül Akkor'la taa eskilere gittiğimi öğrendim. Bu şarkılarda hemen babamın kokusu gelir burnuma nedense... Bir tek babam dinlerdi radyodan, plaktan, kasetten, Türkçe şarkılar... Halende alaturka radyo çalar arabasında. Annem bir tek klasik müzik dinlerdi. Çok kısa bir ana, şarkının başlayan melodisiyle , birden hatıralar belirdi yine...

Böyle gelmiş böyle ..böyle geçer dünya .... günlerimiz bitecek bir gün saya saya.... 

Yani bitiyor hayat, yani babamın annemin hayatları günleri bitiyor, benim ki de bitecek... Şu an kızımın okuluna gidiyorum, bu anlar hep hatıra kalıcak. Yaramazlıkları , yaptıkları, o tatlı gülümsemesi, cinlikleri. Yaşanan tüm sıkıntılar , neşeler ileriye hatıra olarak taşınacak. Hergün bunları düşünerek geçiriyorum yine.. yine bunalımlarım başlamışken, üstüne bu şarkı çok bir acılı geldi.

Neşe, keder hepsi geçer, bize kar kalan nedir bu dünyadan...

Bu hayat bir oyun mu... Hep mutlu olmayı umarken, hep karşımıza süpriz sıkıntılar çıkıyor. Bir de ne olduğunu bilemediğim, içime sakız gibi yapışmış bir keder var. Onu söküp atamıyorum.

Daha dün çocuktun sokaklarda koştun... yarın belki göç var bu dünya olmaz yar...

Bu şarkı benim duygularımı ne kadar iyi tanımlıyormuş meğer... Gidip gelirken defalarca dinledim ağlaya ağlaya... Çocukluğumdan bugüne kadar ömrüm gözümün önünden bir Türk filmi gibi geçti. Babam ve kokusu başrolde. Çivi çiviyi söksün diye, bir yandan dinleyip, bir yandan ağlayıp, şarkıyı söyledim. Sokaklara, insanlara, arabalara iyice baktım. Bir Türk filminde başrol oyuncusu gibi hissettim kendimi, fonda da bu müzik. Ama o an en ağırbasan şeyin, günlerin saya saya bitecek olması... ve babamın kokusu...

21 Kasım 2012 Çarşamba

KISA KISA...

DEGAS / Sky Study
 
Dün bahsetmiştim. Bugün Şişli'de olacağımı . Natali'nin hemen dikkatini çekmiş. Trump towers'da ki görüşmemden sonra, aynı yerde buluşmaya karar verdik. Hafta içi, onu görmek bana gerçekten büyük bir ödül oldu. Enerji aldım ondan. Şişli'de olmak , eskiyi hatırlamak , bana tekrardan yaşlandıktan sonra , eski oturduğum yere Teşvikiye'ye dönüp, orada büyüdüğüm çevrede, değer verdiğim insanlarla, eski hatıralarla yaşlanmak isteğini uyandırdı. İnsan bazen ruhuna çok yakın hissettiği arkadaşlarla bir ömür boyu geçirmek istiyor. Benim böyle birkaç arkadaşım var. Ne mutlu bana. Onlarla yaşlanmak istiyorum...

Bu akşam Melisa beni çok güldürdü. Babasıyla telefonda konuşuyor:
-Baba hadi öpüyorum, muck, şimdi diğer yanağına geçir telefonu, muck, baba şimdi gıdıya getir telefonu , muck..... Baba şimdi sen beni öpücen, hadi öp.... (muck) şimdi bu yanağımdan( muck), Baba şimdi gıdımdan, telefon gıdıda :) ( muck)...

Sözcükler dergisi bu akşamın favorisi. Üç nokta'yı okuyorum. Ayça Erkol'a ait. Ben yazılarımda üç noktayı kullanmayı çok sevdiğim için sanırım. " Üç nokta ise herşeye rağmen yaşamın devam ettiğini, hiçbirşeyin kesin kurallarının olamayacağını gösteren muhteşem bir keşiftir anneme göre."... ne güzel bir cümle di mi... Demek bazı şeyleri kullanmak, kişiliklerin belirlenmesine ayna tutabiliyor.


20 Kasım 2012 Salı

KISACA GÜNDEMDEKİLER


Yan dairemize yeni taşınan aile çoook gürültülü. Konuştuklarını anlamıyorum. Farklı bir dil. Çocuklar tepiniyor, baba bağırıyor, dede hepsine birden bağırıyor, herkes susuyor. Ama beni susturamıyor. Benim sesim bu aralar, ders çalıştırırken hepsini birden bastırıyor. Zemin kattakilerin kesin kulakları tırmalanıyor. Melisa'ya saatleri öğretmeye çalışıyorum da. Sakın yanlış anlaşılmasın, tabii ki geç ve zor öğrenmek hakkı. Ama ödev yapmamak için kitaplarını okulda unutmak, ödev yapmamak için, okuldan eve geldiğinde, bana telefonda ödevim yok , demesi beni çileden çıkaran konular. Ders çalıştırırken bu kaytarmalar aklıma geldikçe deliriyotrum.

Her sabah 7'de kalkış. Küçük hanım'ın yemek termosunun hazırlanması. Neyse ki mikrodalga gibi bir faydanın farkına vardıkta .. 2 dakikada tüm yemekler ısınıyor ve termosa konuluyor. Neymiş efendim, okulun yemeklerini değil, evinin yemeklerini yemek istiyormuş. Neymiş efendim, akşam ki yemeğimizi fazla yapabilirmişim, öğlene ayırabilirmişim. Neymiş efendim, akşam fazla yemeyip, yemekleri ona ayırmalıymışız.

Yıl sonu geldi. Müşterileri ziyaret başladı. Dün Yenibosna, bugün Gebze, yarın Şişli... öbürgün...daha belli değil.

Fransızca öğretmeni, hiç eksik istemiyor. Ensemden yakalayıp, bu çocuk sayıları tam öğrenememiş hanımmm, lütfen bir an evvel tamamlasın. Dersler zorlaşacak, temeli iyi olsun, diyip bana parmak gösteriyor. Kendi eğitim sistemimiz bu kadar katı değilken, Fransızların disiplini beni son derece şaşırtıyor.

Mesnevi Terapi'de altını çizdiğim yer. Duygusal zeka denilen şey, bilinçsizde olsa Mevlana'nın öğretilerinin sistematize edilip metodolojisi oluşturularak bütün dünyaya sunulmasıdır.Duygusal Zeka aslında Mevlana'nın bilimsel karşılığıdır.

Bir nefes İstanbul kitabından ,Aret Vartanyan demiş ki... ben kendimi buldum bu yazıda...
"Birincisi, bir odada on kişi bile olsa oradaki her eylemin, ayrıntının tarafımca hızlıca yakalanması, yorumlanması , ikincisi de tanıştığım birinin kişiliğinin içime dolması... "
Ofiste yanlız çalışmak istememin nedenlerinden biri, kulağım gözüm her yerde, odaklanma problemim var. Bu da çok yoruyor beni..

17 Kasım 2012 Cumartesi

KİTAPLARLA TERAPİ

Aylardır ne doğru dürüst okuyabiliyorum, ne de Tv izleyebiliyorum. İş yerinde motivasyonumunda yerlerde. Çok söyleniyorum kendi kendime. Sanırım ciddi bir yorgunluk peşimden geliyor. Geçen hafta içi bir gün ofiste bütün masamı boşalttım. Masam bomboş sadece kalemlik , bir resim çerçevesi, hesap makinası... Kendi kendime dedim ki, ben bugün işe başladım. Herşeye sil baştan başlıyorum. 14 sene aynı yerde çalışınca, değişiklik gerekiyor. Stres zaten hergün dizboyu.


Bu hafta biraz daha fazla okumaya vakit ayırmaya başladım.
Kirpinin zarafetine önceden başlamıştım. Diğer iki kitapta okunmamış kitaplarımın arasındaydı.
3 tane farklı kitap ve hatta daha fazlası birden okunmakta. Bu şekilde daha keyifli oluyor.
Kirpinin zarafeti bir çırpıda yarısına geldi. Başlarda bazı cümlerleri ikişer defa okuyordum, ama sonrası çözüldü. Filmini de merak ediyorum. Uykuyla samimiyetime ara vermeyi başardığım anda sıradaki filmleri izlemeye başlayacağım.
 
 Dün Melisa'yı beklerken, Fransız Konsolosluğun cafesinde ufak bir keyif yaptım. Gayet iyi geldi. Kendime vakit ayırdığımı farkettim. Bu aralar bir fincan kahve içimlik keyif yapacak kadar vakit kalıyordu. Melisa'nın okulu başladığından beri, ödevler, eksik tamamlamalar, oturup dert dinleneme, dert edinme, dert çözme gibi durumların peşinde koşuyoruz. Bu sene geçen seneden daha iyi ama halen tam olarak sorumluluk edinmiş değil.
Dün İstiklal Caddesinden D&R'dan, sevgili Lale'nin Bahçesinin önerdiği bir dergi vardı. Son buluşmamızda öyle bir anlatmıştı ki, sanki canım yemek çekiyor, aklımdan hiç çıkmıyordu . En sonunda aldım rahatladım. İki aylık bir edebiyat dergisi. Öyküler, şiirler, anılar  ... İzlenimleri daha sonraya bırakıyorum. Melisa'ya Fransızcasında faydalı olabilmek için, benimde biraz birşeyler bilemem gerektiğini anladım. Evde , destek amaçlı çalıştığı internet sitesinin faydasını görüyor. Ama alıştırma yapacak hiç bir kaynağımız yok. Kitapçılarda da yok. Araştırmalarım devam ediyor. Sadece bu kedili kitabı buldum, oradan biraz faydalanacağız.

14 Kasım 2012 Çarşamba

FRANSIZ KONSOLOSLUĞUNDA FRANSIZCA ÖĞRENMEK

Fransız Konsolosluğunun , talep üzerine açtığı çocuklara yönelik Fransızca kursunu uzun zamandır takip ediyordum. Bu sene talep üzerine açıldı ve biz de 2 ders kaçırmamıza rağmen, zorla ve sadece Melisa'nın merakını, isteğini ve motivasyonunun, öğretmene ispatından sonra kaydımızı kabul ettiler.

İlk önce kayıt için gittiğimde, sekreter hanım, 2 ders kaçırdığı için kayıt kabul edemeyiz dedi. Bir sonra ki kurs için not aldı. Ama ben diğer sınıfın ne zaman açılacağından emin olamadığım için, ve hatta 2 sene sonrayı beklemek istemediğimiz için , ikna olamadım. Ders zamanı öğretmenle görüşmeyi ve eğitimci olarak onun beni ikna etmesini istedim. 2 hafta önce ders başlamadan , sınıf öğretmeniyle sohbet ettik. Öncelikle öğrencinin istekli olması ve motivasyonu çok önemli, dedi. Melisa'da gözlerini açmış pür dikkat sohbet boyunca öğretmeni izleyince, öğretmen, bu çocuğun motivasyonu var, Melisa bu işi yapar dedi. Sınıfta bir arkadaşı var mı, notları alıp, onunla dersleri tekrar etmesi ve dersleri telafi etmesi gerekli dedi. Aynı kursa, çok sevdiğim bir arkadaşımın oğluda geliyor. Onun defterinden gerekli notları alıp, telafiye söz verdik. Bu arada öğretmenimiz, derslere girdikten sonra Melisa hakkında kararını vereceğini söyledi, ve sonunda katılımı  ve motivasyonu yüksek olduğu için , gelebilir onayını verdi.

Biz iki haftadır,yüzme dersinden sonra, cumartesi günleri Taksim Fransız Konsolosluğuna gidiyoruz.
Melisa derslere keyifle katılıyor, çok mutlu ve her akşam eve geldikten sonra tekrar yapmak istiyor.
Kursun ilk günü, Remzi kitap evinden Fransızca ilk bin kelime adlı bir kitap aldım.


 Temel ilk bin kelime. Aklınıza ilk, telafuz sorunu nasıl hallolucak diye bir soru gelebilir. Onu da bir internet sitesini referans gösteriyor ve kitapta tüm kelimelerin telafuzunu dinlemek için yol gösteriyor. Eve gelince heyecanla başladık. Aynı gece, google'da tüm Fransızca telafuz, Çocuklara Fransızca gibi siteleri araştırdım ve çok güzel bir site buldum. www.petralingua.com İngilizce, Fransızca, Almanya, İtalyanca,İspanyolca, ve hatta Çince. Çocuk düzeyinde. Haftalık, aylık, senelik üye olunuyor. 3 ay için 6 Eur. ödedim. Derslerine bakınca ilk derslerin, sınıfta okutulanla paralel olduğunu gördük ve telafisini yaptık. Sınıfta telafuzun nasıl yapıldığını bilemiyorum, o yüzden evde yardımcı olmak zor olurdu, ama iyi ki bu site varmış. Dersten sonra tekrar yaparken faydası oluyor.

Neden Fransızca da İngilizce değil diye soracaksınız biliyorum. Fransızca zor bir dil. Bunu öğrenirse ya da temel taşlarını oluşturursa diğer dilleri daha rahat öğrenecek. Fransızca'dan sonra İtalyanca  ya da İspanyolca öğrenmesi kolay olur. İngilizce zaten hayatında olucak, zaten öğrenecek. Ama tam kavrama ve öğrenmesi kolayken ve bu kadar da istekliyken , bu fırsatı değerlendirmek istedik.

Kursta tanıştığımız bir veli, simültane Fransızca tercümanlık yapıyor. Fransız kolejlerinden birinde okumuş. Kızını 5. sınıf itibariyle bir Fransız kolejine göndermek istiyormuş. Konsoloslukta öğretilen çocuk Fransızcası 2 kur bitince, 5.sınıf düzeyine getiriyormuş ve bu tip okullara devam etmek isteyen öğrencilere bir kurs niteliği de taşıyormuş. Bizim buna niyetimiz yok tabi. Devlet okulunda okuturken , yapabildiğimiz kadarıyla, bireysel kimlik gelişimine destek olmaya çalışıyoruz.

Melisa öğrenmekten sıkılmayan ve kaçmayan bir çocuk. Sadece zorunlu kılınan okul ödevlerini, yapmakta sıkıntısı var. Yanında biri varken yapmak istiyor. Daha bu sene, ben eve gelmeden ödevleri yapıyor ve geldikten sonra kontrole başladık. Arada bir kaytardığı da oluyor. Onun dışında Fransızca ve önceden beri evde CD'lerden yaptığı ( Tell me More İngilizce seti) İngilizce dersleri ona sadece oyun ve dersten kaçış ya da dersten sonra ödül gibi geliyor.

Geçen haftasonu Megaaritmetikle/ Megahafıza ilgili bir deneyimimiz de oldu. Ondan daha sonra bahsedeceğim. Konsantrasyon, hafıza gelişimi ve odaklanma konusunda fayda sağlıyor.

5 Kasım 2012 Pazartesi

MELİSA'DAN SON DAKİKAA


Her gece uyamamız bir seromoniyle başlıyor. Eskiden babamız, Melisa’yı süperman yapıyordu yatağına kadar, sonrasında taşıyamayınca sırtına almaya başladı.
Şimdiler de hadi baba beni yatır diyor. Elele yatağa gidiyorlar. İlk önce baba öpüyor, iki yanağından sonra gıdıdan, sonra Melisa aynı şekilde babasını. Ben de sıradan giriyorum.
Ama maalesef, benim boynuma yapışıyor, ve anne nolur yanımda 5 dakika yat diyor. Bu yüzden de babası arkada bekliyor. Ben o güçlü kollardan tek başıma kurtulamıyorum, yardım istiyorum.
…İşte dün akşamda bunlar yaşandı ve ben yine o kollardan kurtulmaya çalışırken, boynum acıdı. Bir ah sesiyle Melisa kollarını açtı. Boynumda ki fıtıklar zorlandı.
İş şaka iken, tatsızlığa döndü. Melisa’ya “ben gidiyorum annecim, zaten yorgunsun ,sen de rahatla ve bir an evvel uykuya geç “ dedim… Dudağı büküldü ağlamaya başladı, ağlaması katılmaya döndü.
“Annecim sana bir şey olursa ben ne yaparım” “ Ne olucakmış annecim, bana bir şey olmaz.” “ Ya sen ölürsen ben ne yaparım” “ Annecim ben o kadar yaşlı değilim ki öleyim” bu arada katıla katıla ağlamaya devam ediyor ve ben susturamıyorum.
“ Ama anne ya trafik kazasında erkenden ölürsen….” “ Annecim bak sen minik bir kızsın, Allah senin bütün dualarını kabul eder, Sen Allah’a dua et, biz yaşlanana kadar ölmeyelim, 90 yaşlarımıza kadar yaşayalım babanla birlikte, sen de bize bakarsın, çok yaşlanınca yürüyemez hale gelince ölürsekte, çok üzülmezsin. Hem o zaman senin de çocukların olucak, bizde onlara bakmana yardım ederiz. “ “ Anne sen benim yerime dua eder misin, ne diyecektim ben…”
Sonra durdu durdu… “ Anne, ben iki tane çocuk yapıcam.”… “Anne, çocukları olmayanlar yaşlanınca ne yapıyorlar, onlara kim bakıyor… “ ve hatta birkaç ay evvel bir arkadaşıma “ sen evlenmeyecek misin, sen yaşlanınca sana kim bakıcak “ demişti.
Sohbeti durdurup, sırtını sıvazlayıp sakinleştirmeye çalıştım. Sonra yanından kalkıp salona gittim. 5 dakika geçmedi, beni yine yanına çağırdı. “ Anne, biz Allah’a dua edicez ama yine o kendi istediğini yaparsa, bizi dinlemezse ne olur.. ( yani ben dua etsem ama yine işe yaramazsa ) . Bu konulara kendimi alıştıramadığım için, karşısında yıkılmadan gülümseyerek, “böyle şeyler aklına getirme, biz şimdinin mutluluğunu çıkaralım” dedim. Yine yatağına gittik,” yanında yatıcam sen uyuyana kadar”, dedim.
“Annecim, ben senin kıymetini şimdi daha iyi anladım, seni bir daha üzmeyeceğim, sana hizmet ettirmeyeceğim… Sen de kendini fazla harcama, kendine iyi bak, bak sağını solunu bir yerlere vuruyorsun, acıtıyorsun, eskitiyorsun kendini, çabuk yaşlanacaksın…” dedi ve yanağında nefesimle birlikte uykuya geçti.
Ben perişan bir vaziyette , kalktım yanından, ve halen karışığım…

4 Kasım 2012 Pazar

HER AKŞAM MUM PARTİSİ


Yaz henüz bizi bir türlü terketmese de , akşamlar bir hayli serin oluyor. Kalın pijamalar, polar battaniyeler çıktı meydana. İşte beni tembelleştiren de, Melisa yattıktan sonra kanepeye polar battaniyeyle oturup , mumları yakıp oturmak. Daha elimi kitaba uzatmaya fırsat kalmadan uyuyakalıyorum. Bazen de kahveyle birlikte eşimle sohbet edip, hemen ardından ağzım durunca uyuyorum. Uyumamam , birşey izlemem gerekiyorsa, çekirdekle ayakta durmaya çalışıyorum.

Bu aralar her akşam, mum partisi yapıyoruz. Evin içini de en azından azıcıkta olsa ısıtıyor. Tabii bu kadarla bitmiyor. Yemek masasının ve bilumum şeylerin üzerinde başka mumlarda yanıyor.
Bunlar orta sehpada ki yeni mumluklarım.  


Farkında olmadan Halowen mumluğu almışım, İsviçre'den.
 
Elif Şafak'ın alıntılar kitabını keyifle okuyorum. Ama bir türlü bitiremedim. Normalde 1 günlük kitap , ama durup düşünüp altını çizip, üzerinde konuşmak vakit kaybettiriyor.
Natali'nin hediye ettiği fincanda eşlik ediyor artık kitaplarıma.
Mumluğu da babaannem hediye etmişti.

3 Kasım 2012 Cumartesi

DURAN USTANIN YERİNDE ÇÖP ŞİŞ KEYFİ

 
 
Bu yazımı okuyanlar hatırlayacaklar. Gebze'de Duran Usta'nın yeri, sizi içine alıp, anılarınıza doğru,
mekanıyla, eşyalarıyla, müziğiyle alıp götüren , antikalar müzesi görünümlü bir yerdir.
 
Restaurant mı, lokanta mı, çöp şişçi mi... tanımlaması zor. Bence buranın bir adı yok. Tek adı Duran ustanın yeri. Böyle bir mekanın benzeri yok bence. İçerde çalan alaturka müziği ve antika eski eşyalarıyla, sizi yaşatan , size eskiyi hatırlatan bir yer...
Ve menü sadece çöp şiş ve dürüm.
Tabii ki el emeği salatalar.
Sofra doluyken fotoğraf çekmeyi unuttum. Yemek sonrası, sahipleriyle ilk defa sohbet etme imkanımız oldu.

 Bayramın 2. günü , Karamürsel'den dönüyoruz. Karnımız acıktı ve benim aklıma ilk gelen yer , hiç ağzımdan düşürmediğim Duran Usta'nın yeri. Yer olarak Şekerpınar , aklımda kalmış. Şekerpınar çıkışından çıktık. Benzin istasyonuna sorduk, tarif ettiler , yollar tadilat nedeniyle kapalı, ama biz toprak yollardan giderek, Duran Usta'nın yerine ulaştık. Burası ne kadar değişmiş dedim. Ama meğerse, burası yeni yeriymiş. İçerde ailece oturuyorlardı. Misafirliğe gittik sanki. Cam kenarında ki masada oturup şişlerimizi söyledik. Gözlerimiz etrafa bakıp doyamıyor.
 Evin hanımı, hemen kağıtları serdi önümüze . Bir minik sürahi ayran, bir sürahi de şalgam suyu getirdi. Gelen salatalar, patlıcan , köz biber ve kaşık salata... En başında çok bunlar demiştim, ama tabaklarda birşey kalmadı. Yemek sonrası Duran usta geldi. Hoşgeldiniz dedi. Nasıl buldunuz burayı, nereden geliyorsunuz derken. Sohbet koyulaştı. Bir evvelki blog yazımdan bahsettim. Kızı şöminenin başında oturuyordu. Bilgisayarını istedim, yazımı gösterdim. Karı koca çok sevindiler. Aylardır Web sitesi yapmak için oyalıyorlarmış. Bir evvel ki yazıda ki fotoğrafları çok sevdiler. İzin istedim, doya doya resim çekeyim kimseler yokken, yine yazarım dedim.Duran Usta ve ailesi Adana'lıymış. Antika merakı varmış ve antika müzesi açmak istiyormuş.



 Herşeyin bir hikayesi ve yaşanmışlığı olduğunu düşünmek beni değişik duygulara itti.
Herkes böyle yerlerden hoşlanmayabilir. Çok kalabalık bulanlarda varmış. Ama bana göre güzel.
Sobanın eskiliğine bakar mısınız...

 Bahçeden toplanan meyveler, sebzelerde masalar üzerinde. Hanım ikram etti.
Sadece 2 tane elma aldım.
 Bu da depo... Bu eşyaların hepsi ya da bir kısmı, daha yeni açılan bu yere yerleşecek. Ama yavaş yavaş sırayla.





 



 


 Masamız... Gerçi koltuklar yeniydi. Halbu ki eski yerinde eski koltukların üzerinde kilimler, halılar vardı. Daha sedir havasındaydı.
 Dış mekanda bir o kadar güzel. Havalar güzelken bir gidin derim.
 
Yeni yerin adresi ; Şekerpınar, Çayırova, Yapı Kredi üssüne giderken levhasını görüyorsunuz.