EN ÇOK SEVDİĞİM RESSAMLAR / VİNCENT VAN GOGH.... AMA ...

 

 
 
Van Gogh hakkında çok detay var söylemek istediğim , ama benim için nasıl bir başlangıç olduğunu anlatmak istiyorum. 
  Resme başlamama ve gençliğimi diğer yaşıtlarımdan farklı bir şekilde sergi, kitap, resim yapmakla dolu dolu geçirmeme sebeb olan kişi, kişilik, hayat, renklerde ki coşkudur benim için.

 Bu başlangıcı ilk defa , yazıyı yazma zorunluluğu doğduğu zaman dile getirmiştim.  
3. Kişisel sergim için bir basın bültenine taban oluşturacak bir yazı istediler benden,
ben de resme nasıl başladığımı ve tohumdan filizlenmeye kadar anlatmak istedim...

 Kendimi kanıtlamak için ilk yaptığım kopyalar karakalem olarak, Van Gogh'un
Arles'te ki odası ve Kesik Kulak'lı portresiydi.
Büyük Ressamlar cep kitaplarından faydalanmıştım. 
Bu iki resmi yapıp, şu an eşim olan lise arkadaşımın önüne , resimleri koyunca,
göz yaşlarımızı tutamamıştık. Hem benden böyle bir kabiliyet beklemiyordu, hem
gerçekten bir şeyi önemsemiştim, hem kendisinin teşviğinin benim bu
becerimi ortaya çıkarmasının sevincini yaşamıştık, hem de Kesik Kulaklı
Portre 'de ki yüzün kendisine ne kadar benzediğini görmüştük. İnanılmaz
bir andı, dün gibi aklımda ve  ikimizde bu resimleri alıp Gülseren
Kayalı'nın atölyesinin ( Studio Peinture) yolunu tutmuştuk.
 
 

 ......

' Resim hayatıma, bende resim yapabilirim, diye şimdi eşim olan
lise arkadaşıma , kendimi kanıtlamak adına başlamıştım.
Teşvikiye camisinin arkasında ki 3 katlı evin dıştan yansıttığı büyü,
sokak kapısının iki tarafında vitrin görünümlü camlar , her birinde
uyuyan tasmalı kediler  ve sarmaşıklar içindeki kapısı beni bir anda
büyülemişti. Kedilerden biri simsiyah ( adı : doksan) diğeri de bembeyaz ama kuyruğu
siyahtı( adı: beyazbekir) , boyunlarında zilleri vardı.
Bu görüntünün üst kısmında cama, öğrencilerin resimleri yapıştırılmıştı.
O gün atölyenin en iyi işleriydi.
  Kapısında pirinç zili vardı . Zili çalıp, içeriye bir açıklama
yaparak girmek o yaşımda benim için büyük cesaretti. Her kapısından geçerken
kapısında biraz duraklar, bir kaç saniye içeriye göz atıp , "sonra"
derdim. Cesaret edemezdim.  Bir gün ne diyeceğimi bilemeden zile
bastım ve birlikte içeri girdik. Resmin ve binlerce kitabın kokusu beni sarhoş etti.
"Ben de resim yapmak istiyorum dedim, iki Van Gogh kopyasını önüne açtım ve" benim böyle bir yeteneğim varmış, benim de hırs yapınca haberim oldu, üniversite sınavına
hazırlanıyorum, resim derslerine vakit ayıramam."  dedim. Gülseren hanım, bana
kanatlarını açtı ve ödev verebileceğini ve bu ödevleri kendisine
getirip gösterip, yaza kadar hazırlık yapıp , yazın başlayabileceğimi
söyledi. Yaza kadar bu şekilde devam ettim...
Sonradan usta çırak ilişkisi başladı. Asistanlık yaptım kendisine...
 

 Benim için resim, kendimi ifade şekli , mutlu olma şeklidir.  Her zaman
ilk gün yaşadığım heyecanı ruhumda yaşayarak resim yaptım ,
atölyeye girdiğim  ilk günlerin ve öncesinde yaşadıklarımdan itibaren, her
yaşadığım artı günü, hep geriye sayarak yaşadım.
Tüm yaptığım , kopyalar, kendimden birşeyler , renkler, boyalar,
fırçalar, desenler, kokular .....

 Resim hayata dair birşey, sevgiyi gösterme şekli bana göre.

 Bu yazıyı yazmakla,
atölyeden girdiğim o güne tekrardan geri döndüm, ve tekrardan ....
 
 

Yorumlar

annemahsustan dedi ki…
Yazını çok yoğun duygularla okudum. Çok çok güzel resim yapıyorsun, ne mutlu ki sana yeteneklisin...
Didem Yazici dedi ki…
Cok guzel anlatmissin ressamliga baslangicini, resim tutkunu... Yeniden harika resimler yapmani bekliyorum :)
Tuna dedi ki…
Sevgili Zeynep atölyeye başlama hikayeni açık açık söylüyorum burnum sızlayarak okudum.O döneme yetişemedim ama sonraki atölyeyi ne çok özlediğimi farkettim...Sevgiler

Popüler Yayınlar