28 Ocak 2013 Pazartesi

SÖMESTR TATİLİNDE PERA SANATTAYIZ.


26 Ocak sabahı Melisa karın ağrısıyla uyandı. Bir gece evvel , tok karnına yediği yemekten dolayı kustu. Kahvaltı etti. Tam öğlen vakti Fransızca kursu için yola çıkacağız, yine kustu. Doktordan randevu aldık. Onu evde bırakıp alışverişe gittim. Akşam katılacağımız doğumgünü partisi için , hediyeyi aldım. Mutfak alışverişini yapıp eve döndüm. Yemeği hazırlayıp babamızın karnını doyurdum, Melisa'yı alıp doktora gittim. Doktor ciddi birşey bulamadı. Geçen hafta alınan her 100 puan için biriken ödül sözüm vardı Melisa'ya. Hastaneden çıkıp tekrardan Carrefour'a geldik. Melisa'ya uzun zamandır söz verdiğim kulak deldirme işini hallettik. Kulakları delmek istemeyen eczanenin bahanesi, küçük çocuklar ağlıyor ve bağırıyormuş. Bu cimcimenin ağlıyacak bağıracak hali var mı , kendi istekli dedim. Neyse deldiler. Oradan yine aynı yerde , değişilecek ayakkabımızı değiştik. Diğer aferin hediyesi, saç kesilmesini oradan çıkınca hallettik. Artık saçları ensesinde ve çenesine doğru uzun ve küt. Oradan eve gelip, üstümüzü değişip , doğum günü partisine doğru yola koyulduk. Babamız evde dinlenmeye dursun, ağzına bir lokma koymayan Melisa ve ağzına bir lokma koymaya fırsatı olamayan ben, gezmemizden kalmadık. Dönüşte Kadıköy'e gidip, şehir dışından gelen babaannemizi karşılayıp eve getirdik.
 
27 Ocak sabahı, Melisa bir daha kusmadı. Belli ki oburluktan midesi yorulmuş. Evde biraz dinlenmece, eğlenmece, ödevlere göz attıktan sonra  öğlen vakti, sömestr okulu için Kadıköy'e gittik. Pera Sanat'la tanıştık. Melisa programı çok sevdi, bize de kayıt yaptırmak düştü.

Program çok keyifli. Bunun büyükler için olanı yok mu diyesiniz var. Gece yarısı kalkıp, çok heyecanlıyım ben diye ortalıkta dolanıyordu bir ara.
28 Ocak yani bugün, okulun ilk günü ve çok heyecanlı geldi. Dolu dolu bir tatil geçireceği için mutluyum.
 
Çok isterdim, sömestr tatilinde yanında olup, birlikte vakit geçirmek, ama imkan yok. Yine okul tatil değilmiş gibi aynı saatte kalkıp, akşam aynı saatlerde eve geliceksin. Buna üzülüyorum.  Evde keyif yapma imkanın sadece akşamları. Oyuncaklarına  ve evine doyamayacaksın. Ama bu güzel program sayesinde emin ol ki, birçok arkadaşından şanslı durumdasın. Senin istediğin gibi, vaktin dolu dolu ve hareketli geçecek. Tam yeteneklerinin keşfedilmesi gereken bir zamanda, sana güzel bir anı olarak kalıcak. Belki kendini keşfedeceksin, belki de hoşlanacağın yeni şeyler bulacaksın.
 

22 Ocak 2013 Salı

AĞLAYANA KADAR TEK AYAK ÜSTÜNDE DURMA CEZASI

Her okula giden çocuğu olan anneden,öğrenci olmuş ve özellikle öğretmen arkadaşlardan görüşlerini bildirmelerini rica ediyorum. Biraz uzun oldu biliyorum, ufak tefek detayları atladım. Yol yordam, eleştiri, tavsiye bekliyorum. Yazı birazcık uzun ve önemli. Sabredip okuduğunuz için teşekkür ederim.
Anita Mejia

Geçen seneden beri, ayda birkaç defa okula gidip, Melisa'nın durumunu hakkında bilgi alıyorum öğretmeninden. Ben çalışan bir anneyim, diğer anneler gibi gidip, çocuğumu sınıftan alma imkanım yok. Hergün sınıfın havasını alıp, öğretmeniyle selamlaşma imkanım yok. Sürekli merak halindeyim.
Yalnız bu merak, geçen sene 1. sınıftan beri, öğretmenin yönlendirmesiyle, Melisa'nın hareketliliği ve konuşkanlığı yönüne kaydığı için , ben hep sınıfta ki sosyal durumu hakkında soru yönlendirir ve buna göre cevap alır oldum. Melisa hareketli , konuşkan, algısı açık, sınıfın en köşesinde olup bitenden haberdar bir çocuk. Geçen seneden beri sınıfta uyması gereken kuralları hatırlatıyoruz. Konuşuyoruz sohbet ediyoruz. Bu arada cezalar başladı. Tek ayak üstünde durma cezası ... Öğretmen haklıdır Melisa'cım. Söz dinlemen lazım dedik. 2. sınıfın başında , gayet olgun ve durgun bir başlangıç yaptık. Öğretmenimizin deyişiyle. Herşey yolunda giderken, birden, Melisa komutları algılamamaya , ve yine sınıf ve okul kurallarına uyamamaya başlamış. Aslında ben okula ara ara gittiğimde gördüğüm kadarıyla, Melisa bazen sakin ve diğer çocukların hepsinde bu tür davranışlar var. Var ama tabii herkes tenefüste. Sınıf mevcutları 42 kişi.

Bir gün, öğretmenimiz beni çağırdı. Melisa ve 4 kişi su şişesiyle oynamışlar, üstü ıslanmış . Yedek kıyafet yokmuş dolabında. Gittim, kıyafet götürdüm. Öğretmenimiz, bu çocuk komutları algılamıyor. Gözümün içine baka baka, yapmayın dememe rağmen üstlerini başlarını ıslattılar , dedi. Çok büyük problemler var. Engel olmanız lazım. Hiperaktif değil, ama korkusu yok, kurallarla ilgilenmiyor. Şımartıyor musunuz, her dediğini yapıyor musunuz, hayırları evete mi çeviriyorsunuz, evde disiplin yok mu, sorumluluk verin, yaş ilerledikçe büyük problem yaşarsınız, sporla uğraşsın, resim yaptırın sakince, birlikte mutfakta birşeyler yapın, kardeşi yok ondan bu şekilde, ilgi odağı çocuk ... Uzmana götürün, rehberlik hizmetimiz buna uygun değil dedi. Ben tabii öğretmenimiz karşısında , öyle değil böyle değil, zaten şunu yapıyoruz, diye konuşamıyorum bile, çünkü kendisi son derece baskın. Hep kendisinin dinlenmesi gerekiyor.

Uzman bulduk .  Haber vermeye okula gittim. Ne gerek vardı , evde konuşa konuşa hallederdiniz , bir sürü paranız gidecek dedi. Ben üzerime düşen görevi yapayım da, belki hata bendedir, gerçekten sorun neymiş öğreneyim dedim.
Bu arada , uzman hanım, sizi arayıp sonucu , tespiti iletecek, ya da rapor yazıcak , dedim. Her ikisini de kabul etmedi. Ben konuşmam, ben okumam, sorun sizin sorununuz , siz çözün, beni ilgilendirmiyor , dedi.

1 ay gittik. Sonuç Melisa'da problem yok. Şu anda ( ki yaş ilerledikçe değişebilir) yaşıtlarından zekası , üst seviyede çıktı. Ama sorun, görsel algısının çok üst seviyelerde olması . Yani sonuçta çıkan işitsel algısıyla görsel algısı arasında fark olması. Bu da sınıfta ki dikkatinin dağılmasına, görsel olmayan şeylerden sıkılmasına sebeb oluyormuş. Öğretmenin söyledikleri belki dikkatini çekmiyor. Öğretmende bundan şikayetçi oluyormuş. Uzman bize, hikaye okuyup sorular sorun, kelimeler söyleyin sonra, dönüp ne söylediğinizi sorun, bu şekilde alıştırmalar yapın. Sözleri aklında tutmayı öğrenecek dedi. Ya da işitsel algıyı geliştirecek yerler varmış. Bizi başka bir yere yönlendirdi, ama biz ona vakit ve nakit bulamadık henüz. Bana kalsa gerek yok. Ama zaman ne gösterecek göreceğiz. Uzmanın tavsiyesi, Melisa'nın en ön sırada oturması ve öğretmenin arada bir omzuna dokunması, algısını toparlamasını sağlaması. Ama öğretmenimiz kabul etmedi. Bu şekilde bir çok çocuk var, ben zaten her köşeye yetişiyorum merak etmeyin dedi. Sesi gürdür öğretmenimizin sağolsun.

Bu arada geçen hafta Melisa hergün tahtaya kalktı tek ayak üstüne.  Defterler yarım gelmeye başladı. Testler kötüleşti. Melisa evde de ders çalışmak istemiyor, aynı soruları evde yaptığında hepsini yapabiliyor. Sorduğumda, okuduğumu anlamıyorum, sınıfta dikkatim dağılıyor, anne diyor.

En can sıkıcı nokta, en son olayımız, Melisa'nın aldığı ceza, ağlayana kadar tek ayak üstünde durmak.... ağlamamış ve üstüne , bir sonra ki tenefüs uzun ve çıkmama cezası. Akşam geldiğinde Melisa bunu söylediğinde kahroldum. Ağlayana kadar tek ayak üstünde durmak demek, bana göre işkence. Üstüne ağlamayınca, uzun tenefüse çıkmama cezası... neyse ki öğretmenimiz uzun tenefüste ara verip sakinleşmiş ki, ya hemen ders başlasaydı, ne cezası verecekti merak ediyorum.
Cezanın bu şekli karşısında, ben kızımı tanıyorum, onuru gururu kırıldı , arkadaşlarının arasında küçük düştü . Siniri aynı akşam eve yansıdı, gerginlik, geceleri ağlayarak uyanma, sabah okula gitmeme, dersleri hepten boşlama, kaytarma, sanki artık çalışmasına gerek yok, çabaya gerek yok gibi tavırlar... Aynı gün ne yapacağımı şaşırdım. Düşüncülerine ve kendisine çok değer verdiğim , anaokulu öğretmeni Ayşegül hanımı aradım. Durumu anlattım, telkin istedim, birazcık olsun haklı bir nokta bulmasını istedim. Melisa'yı iyi tanıyan Ayşegül hanım, 21 sene devlet okulunda anaokulu öğretmenliği yapmış, emekli olmuş, okul sonrası bile çocukları ve aileleriyle yakında ilgilenen çok değerli bir insan ve anne. Bana, Melisa'yı durdurmak için, kenara çekilip, davranışlarından dolayı üzüldüğünü söylese öğretmenimiz, Melisa onu üzmemek için elinden geleni yapacak, hatta çiğ tavuk bile yiyecektir. Ya da ona bir görev verse... Kendisi, ben de geleyim sizinle, öğretmeninizle sohbet edelim, ben de kendisine Melisa hakkında bilgi vereyim dedi.

Birlikte okula gittik. Öğretmenimize , sürekli ceza alıyor, sorun nedir, dedim. Yine sizi fazlaca üzüyor. Ne yapabilirim dedim. Son zamanlarda bu cezalardan nasıl etkilendiğini de anlattım.  Aynı konular başladı. Ağlayana kadar ki lafının ne kadar üzücü olduğunu söyledim, (iddialı bir okul olduğundan tutunda, tüm testlerde herkesin ful yapma hedefi olduğundan, kızının oğlunun okul durumlarına kadar... ben araya girmek istedikçe, kendisi sesini yükseltip, bir de dur işareti gösterip konuşmayı devam ettirdi. Sonra geldi konu Melisa'ya. Bu cezayı almasının sebebi, kağıt dağıtmış, deftere yapıştır ve öykü tamamla. Melisa hiç başlamamış, etrafıyla ilgileniyormuş, bu yüzden bu cezayı almış.  Bu cezanın dışında başka yöntem yok mu? Öğretmenimiz bize özel okul tavsiye etti. Orada ki öğretmenlere de ceza vermeme mi tembihleme mi? Yani bana, özel okula al yazdır çocuğunu dedi, kibarca. Bu arada Ayşegül hanım." Öğretmen hanım, bu ceza belli ki işe yaramıyor... dedi  o an, öğretmenimiz çok sinirlendi, ben daha fazla konuşamayacağım dedi ve kapıyı yüzümüze çarpıp sınıfa girdi. Ben o an neler hissettiğimi anlatamam. Neyse ki kızım o an okulda olduğumu bilmiyor.

Çıktık rehberlik öğretmenine, konuyu anlattıyorduk ki, öğretmenimiz geldi, kendisini dışarı çağırdı.
İletişime kapalı öğretmenimiz, istemiyorlarsa, alsınlar okuldan çocuklarını demiş. Ayşegül hanımın , ettiği tek cümleye çok sinirlenmiş. Tabii ki bütün bunlar kendi yaptıklarının hesabını sormak için yapılan , üste çıkma yolu. Rehber hocamıza ben  öğretmenin otoritesine, ceza uygulamalarına karışmadığımı, ama hiçbir şekilde iletişime açık olmadığını, mobing yapmadan, işkenceye dönüştürmeden cezalar uygulamasını rica ettiğimi ilettim. Ayrıca, okul devlet okulu, kendisi stresini yönetemiyorsa, bu işi yapmasın diye ben bir öneri getirmiyorsam, onunda getirmemesi gerektiğini söyledim.
Sonradan kendisine iletilen bu konuya, bir daha ceza vermeyeceğini ve Melisa'yı kendisine yönlendireceğini iletmiş. Bu sanki, ben hiçbirşeyine karışmam, ne hali varsa görsün tarzında olmuş ki, rehber öğretmenimiz o şekilde değil güvenin dedi.

Biz okuldan çıktık, okulun önünde, Ayşegül hanım beni sakinleştirmeye çalışıyor, konuları izah ediyoruz birbirimize, herşeyi tekrarlıyorduk ki, bir ses... yardımcı olabilir miyim ? Bu ses yanında durduğumuz arabadan geliyordu.  Meğerse okul müdürü, bizim Ayşegül hanımla olan bütün konuşmalarımızı dinlemiş. Üzgün olduğunu belirtti. Konuyu öğrenmek istiyorum, yardımcı olayım, neden önce bana gelmediniz dedi. Bu durumda, gergin olan ortamın , daha da gerilmemesi için, rehber öğretmenle sürecin takip edileceğini, ama davetini geri çevimeden birkaç gün sonra geleceğimi ilettim...... İlahi Adalet gerçekten varmış.

YILBAŞI KART ETKİNLİĞİ GELDİ GEÇTİ



Kart etkinliğine katılmayı seviyorum. Hem her gün acaba bugün kimden kart geldi heyecanı. Hem de yeni kartın bloğunu ziyaret edip merhaba deme şansı. Ama bu sene biraz yavaştan gittim. Geçen senelerde ki gibi, ne ziyaret edebildim, ne teşekkür edebildim. Bir sürü mazeret sıralayabilirim. Şimdilik herkese buradan teşekkür etmek istiyorum. En kısa sürede de kartlar hangi bloglardan  gelmiş , mutlaka tanıma turları da yapıcam. Şu sıkıntılar gitsin bitsin. Bir önceki yazımda bahsettiğim sıkıntılardan bir sonraki yazımda kısaca bahsedip, fikirlerinizi almak istiyorum.

www.sedasolar.blogspot.com
www.leylakdali.blogspot.com
www.birazsoylebirazboyle.blogspot.com
www.sanatnotlari.blogspot.com
www.minoshka.blogspot.com
www.edabellaa.blogspot.com
www.myblog42-42.blogspot.com
www.delikitap.blogspot.com
www.bosdefter.blogspot.com
www.huznuntadi.blogspot.com
www.nazpeki.blogspot.com
www.nessinkelebekleri.blogspot.com
www.biradambirkadin.blogspot.com
www.sabunlarim.blogspot.com
www.ccbulletin.blogspot.com
www.sevgiterazisi.blogspot.com
www.doludolumutfak.blogspot.com
www.macerakitabim.blogspot.com
www.cepaynasi.blogspot.com
www.gkedeniz.blogspot.com
www.gretaninkelebekleri.blogspot.com

Hepinize teşekkür ederim.

17 Ocak 2013 Perşembe

MUFFiN YAPTIK

Haftasonu ders çalışırken, bir yandan da aralarda değişik aktiviteler bulmaya çalışıyoruz. Kız kıza en güzel yapılacak keyifli şeylerden biri birlikte birşey pişirmek. Tarifle uğraşacak pek vakit olmadığı için, Dr. Otker'in ürünlerini deniyoruz arada bir. Yeni çıkanları denemek keyifli oluyor.
Bu sefer ilk defa yumurtayı Melisa'ya kırdırdım. O günden beri karşılaştığı tanıdığı herkese söylüyor, ben yumurta kırdım....
Gerekli olan tüm malzemeleri karıştırıp, hazırlığını kendisi tamamladı.

En keyifli yanı da, parmaklarına bulaşanları yalayıp yutmak oldu tabii.

 Keyiften dört köşe şeklinde, mufinlerini kaplara doldurdu ve pişirmeye başladık.
 Sonuç harika tabi, ama pişenleri fotoğraflamayı unuttuk.

Bu haftasonu bakalım, sırada ne var...
 
 
Yapılacaklar, paylaşılacaklar;
1) Kart etkinliği paylaşımı... teşekkür edilecek.
2) Bu hafta öğretmenle yaşadığımız gerginlik... ağlatana kadar tek ayak üstünde durma cezası uygun mu tartışması açılacak.
3) Dertlenip içime kapanacağım.
4) Telefonla arkadaşlarımla konuşacağım kulaklarım ağrıyana kadar...
5) Erkenden uyuyakalmamanın çözümü aranacak...
6) Devlet okulu mu ve özel okul mu tartışması yapılacak... 

14 Ocak 2013 Pazartesi

ORHAN PAMUK / KAR

 
 
 
Bu kitap bana 2002 yılında, kitabın ilk çıktığı sene hediye edildi. Hediye eden şu an çalışmaya biraz ara veren müdürüm, arkadaşım Nazan Gürman'dı.

Küsmüşüz birbirimize, ben de bakmıyorum belli ki gözlerine. Böyle olunca ya da ben olunca nedense işler büyür. "Senden gelince daha üzücü olur" der arkadaşlarım. "Demek ki gerçekten kızmışsın. Gerçekten kırılmışsın".

İşte bu kitap bana, gönlümü almanın en kolay yolu olarak bu yazı beraberliğinde gelmişti.

Ne kadar içten kırılmışım ki, kitabı sadece bu yazıyı okumak için elime alır ve tekrar yerine koyardım senelerdir. Tabii ki, o tarihten bu zamana kadar neler geldi geçti. Dostluğumuz arkadaşlığımız aldı başını gitti. Yine tatlı tuzlu hep bir aradaydık.


"Beyaz karlar sadece yeşil yapraklara yağsa idi,

İnsanların kalbi buz kesmese idi.

Saygı ve sevgilerimle

Çok gecikmiş bir merhaba için..."

Şu an uzaklarda, başka kıtada, biraz dertli. Açıp sorasım vardı, bu kitabı okuduktan sonra mı bu cümleyi yazdı.

Gerçekten Orhan Pamuk'u okumak için bu kitabını okumak lazım. Gerçi ben daha 100. sayfadayım. Yorum için erken mi bilemiyorum.

Ama siyasi olarak eleştirilen bir yazarın, bu kitapta toplum için mi yazdığını siyaset için mi yazdığını anlamanız için okumanız lazım.

Çok şaşırtıcı...

Yazıp yazıp siliyorum. Yanlış bir şey yazmak istemiyorum. Siyaseti hiç sevmem ama toplum tarafından bilinçsizce cezalandırılan yazarımızın tarafsızca, parti tutmadan, kitaptaki kadın intiharlarını nasıl gündeme getirdiğini bilseniz sanırım birazcık olsun pişmanlık duyarsınız.

"Kar"ı okuyan herkesin görüşünü bilmek isterim...
 
NOT:
Sevgili Leylak Dalı , Kitaplık kurdu diye bir ortak blog daha oluşturdu sevgili Atalet ile.
Kitap paylaşımlarını gönderin , bekliyor. Benim bu yazım geçen hafta oradaydı.   http://kitaplikkurdu.blogspot.com/search/label/Kar%2FOrhan%20Pamuk  ve tabii ki Fincandaki mucize : Kahve ... ortak kahve sevenler bloğu. Orası da kahve paylaşımlarınızı bekliyor. Yine kahve keyiflerimden biriyle oradaydım. http://fincandakimucize.blogspot.com/2013/01/fransada-turk-kahvesi-icmek.html.

12 Ocak 2013 Cumartesi

HOŞ SOHBET, TATLI ANI

Uzun zamandır uzağım buradan. Fotoğraf yükleme problemim devam ediyordu. En sonunda Picasa'ya yükleyip oradan buraya yüklemeyi denedim. Başardım sonunda. Şimdi yılın ilk günlerinde paylaşmak için yazdığım yazıya geldi..

 
Cumartesi günü Beyoğlu güzel bir buluşmaya daha sahne olur. 2013 yılının ilk ayı, ilk haftası.
5 bayan( Annemahsustan , Didemin Güncesi, Baykuş gözüyle, Hayata dair) ve bir kız çocuğu , buluşmak üzere, Beyoğlu'nun nadide cafe restaurantlarından birinde bir araya gelirler. İst Cafe. İçerisi yoğun kahve kokusuyla kavruluyordur. Gelen bayanlar , sanki önceden rezervasyon yaptırmışlar gibi, kendileri için ayrılmış, büyük bir yemek masasına oturtulurlar.
 

İçimizi ısıtan çaylarımızı yudumlarken, tok evin aç kedisi tombul kuş Melisa'da tostuna yumulur. Karınları acıkan bayanlar, biraz geride ki Fransız Kültürün restaurantında alırlar solukları. Bu arada , sabahtan beri Mozaik pasta diye tutturan, Melisa derin bir nefes alıp pastasına yumulur. Annesi de bir" çok şükür" çeker içinden.
 
Dersinin yolunu tutan tombul kuştan sonra, 5 bayan sohbet muhabbet, kitaplar, filmler.... daha neler neler . Sonra birbirileri için getirdikleri minik hatıralarını paylaşırlar sevgilerini de katarak. Herkesin yüreği ısınır, sohbet ettikçe yakınlaşırlar birbirlerine. En kısa sürede tekrar buluşmak üzere, günün sonunda ayrılırlar.





3 Ocak 2013 Perşembe

YILIN İLK GÜNÜNDE

2013 yılının ilk gününde annemle birlikte Nişantaşına gittik. Birlikte başbaşa, kahve keyfi yaptık, yemek yedik. Eski oturduğumuz yerlerde gezindik. Okulumun önünden geçtik, anılarımızı tazeledik.
Annemin çocukluğuna ait, Dolmabahçe, Maçka, Teşvikiye camii anılarını dinledim.
 
İsterdim ki, hava biraz daha karanlık olsaydı da, ışıklı halini görebilseydik. Ama kısmet olmadı.
Valikonağı, Maçka, Teşvikiye her yerde yeni mağazalar açılmış. Düşünüyorum da...
 
Evet , ben yine ömrümün sonunda eski oturduğum yerlerde oturup, ailem ve dostlarımla birlikte orada yaşlanmak istiyorum. Arabasız yaşamak içinde ideal bir yer orası. Yürüyerek, Beşiktaş'a, Taksim'e, Harbiye'ye, Şişli'ye, her yere yürüyerek giderdik.

Her dükkanda yeni olsun, eski olsun anımızı bırakmışız. Hepsinin önünde durup el salladık.
 
 
 
 
 Annemle birlikte istediğimiz her dükkana girip çıktık, iyice tozunu attırdık Nişantaşının.
O da mutlu oldu bende. Uzun zamandır başbaşa vakit harcamamıştık. Çok iyi geldi.
 
Yılbaşı gecesi, her zaman ki geleneğimiz Didemlerle(www.dideminguncesi.blogspot.com) birlikteydik. Birlikte vakit geçirmekten son derece keyif alıyoruz. Sadece özel günlerde değil, neredeyse her haftasonu görüşmeye çalışıyoruz. Çocuklar birbirini özlüyor. Biz sohbet etmeyi özlüyoruz. Dostlarla birlikte yaşlanmak güzel .
 
 
Didemciğimin hediyesi. Gözümün önünden ayırmıyorum.

2013'ün ilk dakikalarında, birbirimizi kutladıktan sonra, etrafta hemen bir kitap aradım. İlk dakikalarda okuma yapıp, yıl boyu okuyabileyim diye. Didem'in şu anda okuduğu kitap elime geçti. Aynısının okunmamışı bende olduğu için , hemen elime alıp ilk paragrafını  okudum. Eve geldikten sonra, sabah kalkarkalkmazda, sessizce salona gidip, bir kahve eşliğinde Kar'a başladım.
Bu arada Melisa'yıda unutmadım, Emre'nin okuduğu kitabın , yılın ilk dakikalarında, ilk satırını okuttum :). Anne napıyorsun sen, delirdin mi, gecenin bu saatinde ... diyiverdi.
 
 
Mutluluk, sağlık , bereket, şans, ve bol kitap okumalı,
her istediğimizi yapabileceğimiz bir yıl diliyorum.