27 Şubat 2013 Çarşamba

TRUFFE SEVER MİSİNİZ?

 
 Kutunun içinden böyle renkli kağıtlar çıktı.
 
Cumartesi günü kursta öğretmenleri çocuklara Truffe yapıp getirmiş. Biz tabi onu yumuşak çikolata olarak biliyorduk. Bir de anlatmış nasıl yaptığını, tarifini de vermiş. Melisa tutturdu, bizde yapalım diye... Tariften hiçbirşey anlamadığım için, evde geçen seneden bekleyen Dr. Otker'in Truffe'u vardı.
Krema aldık, ilave olarak ve dün akşam birlikte hazırldık.
 

Yusyuvarlak yapamadım , ama lezzeti çok iyiydi.
Bu akşam babamıza da ikram ettik, kalpli tabağımızda, süpriz oldu.

24 Şubat 2013 Pazar

KISA ÖZET, NE-NASIL-NEREDE-KİM

Kısa bir iç döküşle anlatmıştım, neler hissettiğimi. Ağlamalarımı ve haykırışlarımı içime hapsettiğim ve dışarı vurmak istemediğim için, göğüs kafesime bir kuş hapsoldu. Kalbim yine sekteye uğradı. Geçen hafta hergün , paniğimle birlikte yaşadım.
Cumartesi günü Fransız konsolosluğunun cafesinde bize eşlik eden gül.
 
Güzel birşeylerde oldu elbet. Mesela Postcrossing'le tanıştım. Sevgili Kitap Bahçe'sinin yeni başlattığı bir kart etkinliği http://delikitap.blogspot.com/ sayesinde , dünya çapında yapılan kart etkinliğinden haberim oldu. http://www.postcrossing.com/  bence çok eğlenceli ve heyecanlı. Dünyanın neresinden, kimden kart geleceğini bilmeden beklemeye başlıyorsunuz. Ben kartlarımı hazırladım. Yarın postaya çıkıyor. Detaylı bilgi için linki koydum.
Kartlar, zarflar hazır.


Cumartesi günü, Melisa'nın Fransızca kursu için Fransız kültürdeydik yine. Cafesinde oturup müzik dinleyip, kitap  okuyup ve arkadaş sohbetleriyle birlikte keyif yapıyoruz. Yolu düşenleri bekleriz.

Natali dün süpriz yaptı, geldi .Çok sevindim. Ankara'dan çok sevgili Bulut bölgesinden bir paket getirmiş. Bu pakette ki el emeği bardak altlıkları vardı, beni çok sevindirdi. Sevgili Tülin hanıma çok teşekkür ediyorum buradan. Melisa'da çok beğendi.

Ne zamandır, çene yapmaktan vakit bulupta gidemediğimiz Fransız kültür'ün kütüphanesine üye olduk. Oranın öğrencisi olduğumuz için, ücretsiz bir üyelikti. Melisa'ya cdli hikaye kitabı aldım. Kitaptan takip edip, dinleyecek. Türkçe kitapların bulunduğu bir bölüm vardı. Çok dikkatimi çeken kitaplar oldu, ama hepsini kucaklayıp gidemiyorsunuz tabi.


Abidin dino ve Arif Dino'yu çok severim. Birden karşıma çıkınca tuhaf oldum. Özellikle sosyal psikoloji üzerine olan bu kitap. Belki şirkette ki olan içsel problemlerin kaynağını , nedenlerini ve çözüm yollarını kendimce bulabilirim. Çok enteresan notlar almaya başladım. Bu minik deftere. Sonra paylaşacağım...

20 Şubat 2013 Çarşamba

YÖNÜMÜ ŞAŞIRDIM !



Bazen içinizi dökmek istersiniz, konuşacak kişi , yazacak yer bulamazsınız, bulsanızda o an içinizi dökmek istemezsiniz. Tüm söyleyecekleriniz içinizde kalır, ya da çevrenizde dans eder. Çok gelir bedeninizden çıkan, etrafınızda dans eder. Etrafınızda peşinizden dolaştırdıklarınız, size ağır yük olur, ve sizi yorar, ya da sarhoş eder. Kendinize gelemezsiniz, ilacı da yoktur. Hiçbirşey yeterli değildir. Hiçbirşey yetmez. Hayat koşturması bir girdaba sokmuştur ve içinden çıkmazsınız, öyle bir değişime uğratırki sizi , değişiminizi bile farkedecek duruma gelirsiniz. Hiçbirşey eskisi gibi değildir. Uyku , yemek, içmek, uyumak, okumak, izlemek , konuşmak, giyinmek... Herşey donuklaşmıştır. Keyifsizdir, ya nötrdür, ya negatif. Pozitif olmak için, belki böyle bir iç döküşe gerek vardır.
Ama bilemezsiniz ki, sıradan mı olur mu iç döküş, buraya akıtmak iyi midir, sıkıcı mıdır...
Boşverip devam mı etsem, hayır diyip buraya bıraksam mı herşeyi. Zaman ve akışı ve darlık müsait mi, gideyim buradan şimdi ben, bedenimdem çıkan şeyleri söküp atmaya çalışayım ilaç arayayım en iyisi. Zihnimi dağıtacak birşey. Belki sonra birikmişleri yazarım. Bazen böyle oluyor işte, ne yapacağımı şaşırıyorum .
Sürekli arkadan kovalayan var, koşmam gerekiyor ve hatta kovalayan yoksa da varmış gibi koşuyorum, ama bakıyorum ki arkamda kimse yok. Neredeyim ben, nereye gidiyorum... Dur, dinlen , devam et, nefes al, dinlen, devam et... Olmadı mola ver. Vicdan, endişe, korku, hepsi huzurun mutluluğun düşmanı...
Bence zaman beni, algılayamacağım  bir başka boyuta geçirdi , oradan burayı izlemek normal hissiyatımı altüst etti.
İyileştirmem gereken çok şey var. Belki de yok. Kendime mi dönmeliyim, etrafıma mı ?
Yönümü şaşırdım....

16 Şubat 2013 Cumartesi

YENİLİK , DEĞİŞİM GÜZELDİR.

Evde ufak tefek değişiklikler yapıyoruz. Bir ara bahsetmiştim galiba. Bir yıl içinde önce koltuklardan başlayarak, perde , halı, sehpa gibi  evde değişmeye ihtiyacı olan şeyleri zamanla değiştiriyoruz.
Son aldıklarımdan, ayakkabı dolabı, aynası, ve yerde ki halı. Evin bu köşesi hayli iç açıcı oldu.
Yerde ki halı, English home ( %50 fırsatı), ayakkabı dolabı ve aynası IKEA. Üzerinde ki bakır, Didem'in hediyesi. Duvarda ki resim, Melisa'nın yaptığı Ebru .

 Geçen haftalarda Kapalıçarşı'ya gittiğimde, uzun zamandır çok istediğim ve istediğim ton ve renkte turkuaz küpeleri buldum.
Bedesten'de dolaşırken, bilinçsizce sağa sola, aralara girdiğimde, küçücük bir dükkanın önünde buldum kendimi. Bu küpeleri bulunca çok sevindim.
Şimdi sırada mercan renkli küpelerde.
Bu güzel bileziği de birkaç ay önce Accesories'ten almıştım. Sade ama gösterişli. Bu dükkan gerçekten çok tehlikeli . Oraya giderken, sizi coşturacak ve her beğendiğinizi aldıracak biri yerine, engel olucak , gerek var mı sorularıyla size destek verecek, bir arkadaşınız yanınızda olmalı.

 
Bu arada, Instagram kullanmaya başladım. Fotoğraflar bence anı görüntüleyip , anıları biriktirme yöntemi. Eşim bir süpriz yapmış ve Instagrama girebileceğim bir telefon almış bana .
Paylaşıma başladım. Düşlerin rengi adı altında...
 

11 Şubat 2013 Pazartesi

ÇOCUKLARLA TOPKAPI SARAYI


 
Cumartesi günü Didem'le birlikte çocukları Topkapı Sarayı'na götürmeye karar verdik. Yaz gelmeden, kalabalık olmadan, rahat rahat gezelim dedik. İki cüceyle ne hayal ettiysek, gidiverdik, dayanıverdik öğleden önce sarayın kapısına. Harem'e girmek için ayrı bilet alınıyormuş. Elimizde ki haritadan zaten diğer kısmı epey büyük , orayı da gezersek yoruluruz dedim. Didem'de ben zaten orayı bilsin istemem, boşver, dedi. Sonra Melisa duymuş aramızda konuştuklarımızı " Siz bizi oraya neden götürmediniz, bilerek götürmediniz, ne varmış orada, neyi öğrenmeyelim, ne kadar kötüsünüz, bize öğretmiyorsunuz " diye laflar etti. Çok dikkatli olmak lazımmış demek, konuşurken, cücelerin kulakları çok keskin :)

 
Terracota Çin hazineleri sergisi güzeldi. Çin ayağımıza gelmiş. Topkapı Sarayı'nın güvenlik görevlileri çok ilgiliydi. Özellikle çocuklara çok ilgili davranıyorlar.


Biri tutturduk, sesli rehber alalım diye, diğeri de istedi. Sesli rehber aldık ve her adımda rehbere rehberlik ettik. Rehber hizmetkarıydık biz Didem'le. Saray gezmek neymiş ki. Boş ver Saray gezmeyi fotoraf çekmeyi, keyifle bahçede gezinirken, geçmişe dalıp hayal etmeyi, boşver, boş işler onlar.
Bizim asıl ve asli görevimiz; kulaklardan çıkan kulaklıkları tekrar yerine takmak, numaraları tuşlamaya yardım etmek, tekrar tuşlamak hatta, saç düzelt, kulaklık tak, numaraları gördükçe, " anne anne, anne , numarayı basayımmılara" cevap ver, kulaklık düşer, kulaklık tak," anne ... numaraya ne zaman gelicez, geldik mi, basayım mı, geldik anne, basayım mı" " bas kızım, sende kurtul bende kurtulayım " " anne yine çıktı kulaklık" " ver ben dinleyim anlatayım " " olmaz ben dinleyim, ben anlatayım " " anneee kulaklık" ... hazine odaları gezilirken turistlerin ardından sıralara girmeler. "Kızım çık oradan bitmez yoksa bu çile."  Kendi saraylarımızı rahatça gezememek ne kötü.


Sağolsun insanlarda o vitrinlerin önüne yapışmış, alamıyorsun. Didem'in dediği gibi " değerli takıları üstlerinde hayal ediyorlardı herhalde"  Adım adım gez, ama kulaklık katili olma diye zor tut kendini. Çünkü diğer ucunda kimliği bırakmışız karşılığında.
 


İşte böyle tükene tükene, bir Topkapı Sarayı gezisi yaptık. Harem'siz :) Bize bu bile fazlaydı. Numaralar bir an evvel bitsin diye dua ettim içimden. Kulaklık bilmem kaç defa kulağa oturtuldu, her defasında kopartma fikriyle birlikte. Hem kulak, hem kulaklık :)

 
Hiç yorulmak bilmeyen ben, yoruldum, bitkin düştüm, bacaklarım ağrıdı, kalçalarım ağrıdı, başım hafiften ağrıdı, karnım deli gibi acıktı. Hadi Mc Donalds'a dedim. Ne zaman gelicez, ne kadar yürüyeceğiz marşıyla birlikte orayada vardık, Allah'ın izniyle :) Yedik içtik, keyif yaptık, neyse, hepimiz sakinledik. Sesli rehber ve Topkapı Sarayını geride bırakarak, eve doğru yol aldık.


 
Herşeye rağmen keyifliydi. Bugünleri anıp, güleriz herhalde.

10 Şubat 2013 Pazar

SON OKUDUKLARIM, OKUYACAKLARIM

 
Liseli aşıkların , aşklarını anlatan bir kitap. Ama herşeyden önce, yazarın bir psikoloji uzmanı olduğunu hissediyorsunuz ve sanki kişilerin ailelerinin etkileriyle birlikte ne hale gelebildiklerini örnekleriyle gözler önüne seriyor. Herkesin kendine olumlu- olumsuz pay çıkaracağı kısa, ama düşündürücü bir hikaye. Bir çırpıda okuyabilirsiniz.
Sevgili Gülşah'ın hediyesiydi, tekrar teşekkür ederim.


 
Yeni bir kitaba başladım. Birkaç kitap bir arada okumayı sevdiğim için, ruh halime, o an ki durumuna göre, yatarken, otururken, serviste, ya da birşey beklerken ... hepsinin ayrı yeri var.
Orhan Pamuk 'un KAR'ını bitmesin benimle yaşasın , diyerekten akşamları yatmadan evvel okuyorum mesela. Bu Kedi gülüşünü de mutlu ve esprili bir şekilde işe gideyim diye, 10 dakikalık yolculuğumda okuyorum. Evinde kedi bakmak isteyenlerin ve hatta daha önce hiç kedi ile birlikte yaşamamış olanların mutlaka okuması gereken bir kitap. Deniz Kavukçuoğlu çok güzel dile getirmiş ve bir çok yazardan alıntıya da kitabında yer veriyor. Kediyle yaşamak, kedi kimdir, son derece eğlenceli öyküler ve anılar içeriyor. Ben çok sevdim.
 
 
Bu kitapları da haftasonu aldım YKY'den. Çerezlik diyebilirim.
En uzunu 80 sayfa. Okudukça paylaşımım devam edecek.
Yapı kredi yayınlarının mağazalarından aldığınızda ,
%20-25 indirimli alabildiğinizi biliyorsunuz di mi.
 
Keyifli okumalar sizlere...
 
 
 

7 Şubat 2013 Perşembe

BİR AŞK HİKAYESİ

 
İstanbul, 1991 Nisan'ından beri bir aşk hikayesine şahit oluyor.
Bu aşk hikayesine yine 5 Şubat'ta bir düğünle tanık oldu.
O zamandan beri de  hikaye devam ediyor.
Tatlısıyla, tuzlusuyla...

 
Bir de, bir kızımız olduktan sonra, hikaye epey bir renklendi.
Hız kazandı.  
Macera, korku, komedi aldı başını gidiyor...
 
5 Şubat'ımızı 13. defa kutladık.
 
 
Elif Şafak'ın "Aşk" romanından bir alıntı yazmak istiyorum.
 
Aşkın hayatımızdaki varlığını da, yokluğunu da yaşayabileceğimiz tek zaman dilimi şu andır.
 
 
 

3 Şubat 2013 Pazar

YEREBATAN SARNICI, KAPALIÇARŞI, VAPUR, ve GAZILLION BUBBLE SHOW

Dün uzun bir gündü benim için. Bu hasta halimde, babama davetiye gelen Gazillion Bubble Show'un biletlerini almak için önce Kapalıçarşı'nın yolunu tuttum. Sonra eve, Ataşehir'e dönüp arabayı alıp , oradan da Mecidiyeköy'e gittim. Tam da ben cumartesi günü için evde oturma, yatma kalkma programı yapmışken, babam cuma akşamı aradı ve biletlerden bahsetti. Melisa gidelim anne diyince, kıyamadım hem kızıma, hem davetiyelere. Ben ki bu halimde uzun yollar kattedip müşterilere giderken, kızım için mi yapmayacaktım.
Sabah , erken kalktım , kendime güzel bir keyif hazırladım. Bir akşam evvel başladığım, kitabı bu sabah bitirdim. Daha sonra bahsedeceğim.


Melisa'ya durumu izah ettim. Çünkü o da bana eşlik edecekti tüm bu yolculuk boyunca. Kadıköy'e gidilecek, vapura binilecek, Eminönü'ne geçilecek ve ilk durak Yerebatan Sarnıcı. Orayı daha önce görmemişti ve heyecanla sorup durdu. Vapur'da bol bol fotoğraf çektik. İkimizde makinayı sırayla kullandık.

Kızımın şu gezme olaylarına itiraz etmeden ve aynı keyifle bana eşlik etmesi en büyük mutluluğum. Yaptığım herşeyden o da keyif alıyor. Havadar oturalım diyorum, üşürüm demiyor. Üşüdüm içeri girelim diyorum, hadi girelim diyor. Fotoğraf çekelim , hadi çekelim...
 
Yerebatan sarnıcına vardık. İçerisi her zaman ki gibi çok büyüleyiciydi. Müzik ve su da gezinen balıklar ve bu loşluk. Sesli rehber aldık. Dinleye dinleye gezmek daha iyi oluyor.

 
Arada bir yerlerde dilek havuzu vardı. Melisa para atılıp dileklerin gerçek olacağına inanmadığını bence başkalarının uydurması olup, bu paraları buralardan toplayıp harcadıklarını falan düşündüğünü söyleyince, beni epey şaşırttı. "Anne para atmayalım da, çantandan belki başka birşey vardır, onu atalım", dedi. Çantamda bozuk para zaten yoktu, ama teneke kutu kulakçığı çıktı. Kulakçığı dilek dileyip sulara gönderdik. Dileği de çok gezmekti.

Sıra Medusa'ya gelince, ve sesli rehber efsanelerden bahsetmeye başlayınca, Melisa'nın içi bunaldı. Gerçek mi , efsane ne demek, gerçekten taş mı olmuş, saçlar yılanmıymış derken, bir an evvel çıkmak istedi buradan. Fotoğraf çekip uzaklaştık. Çıkana kadar da, efsane, masal, mitoloji kısa bir özet çıkardık. İçi rahatladı.


Sonrasında Çemberlitaş'a doğru yürüdük. "Anne buranın bir kapısı olmalı , sanki içeri giriliyormuş gibi" dedi. Bir kere döndü ve sonuç olumsuz. Buranın Hz. İsa peygamberle ilgili rivayetini anlatmadım tabii . Henüz erken.
 
Dedemize gidip, biraz soluklandık, biletlerimizi alıp hiç oyalanmadan çıktık. Kapalıçarşı'da neredeyse Bedesten'de her vitrini, gümüşçüyü, hediyelik eşyacıya baktık. Sonra biraz soluklanıp, bir kahve ve sıcak çikolata içmek için, Bedestende ki kahvelerden birine oturduk.

 Masamızda boş olarak süs niyetine bu takımlar duruyordu.
 
 Yan masa da bunlar
 
 Diğer tarafımda ki masada da bunlar.
Zaten masa süsüne geldim burada oturmaya. Oturmadan geçme diyordu masalar.
 
 Kahvem, bakırda geldi. Melisa'da sıcak çikolatısını bitirdikten sonra Mahmutpaşa üzerinden tüm o kalabalığın içinden, Tahtakale, Mısır Çarşısı derken, pilimiz bitik bir vaziyette, Kadıköy vapuruna yetiştik. Vapur, öyle kalabalıktı ki, oturacak yer yok ve içerisi bir dolu otobüs kalabalıklığındaydı. Melisa'da aynı benim babamıza yaptığım gibi, insanların çarpıp geçmesinden, ayaklara basmasından, yere tükürmesinden, kalabalıktan, herkes niye burdadan tutunda, İsviçreyle karşılaştırmaya kadar söylenip durdu. Metroyla Bostancı'ya ve oradan otobüsle eve geldik. Saat 4'tü. Girip elimizi yüzümüzü yıkadık. Sonra arabayı alıp Mecidiyeköy'e doğru yola çıktık. 1. köprü internetten baktığımızda boştu. Ama biz 1,5 saatte ancak köprüyü geçtik. 10 dakika gecikmeli olarak showa yetiştik.
 
 Sevimli Çin'li kızın gösterisi güzeldi. Ama bence artık balon yapmanın çok büyük bir özelliği kalmamakla birlikte, lazer showla yapılan ve tüm salonu kaplayan baloncuk yağdırma olayı mükemmeldi. İçine bir ya da birden fazla kişinin girdiği baloncuk gösteriside farklıydı. Ama gösteriden çıkınca, balonun içinde fotoğraf çektirmek isteyenler için hazırlanmış standta , bizden bir vatandaşın bu balonu yapması, demek ki bu malzeme olunca herkes yapar dedirtti.
 

Küçük bir masal. Bu minik kıza gözlerini kapamasını ve kar yağmasını dilemesini istedi. İsteği gerçek oldu. Sahne müthişti. Sonrasında ki lazer showla birlikte bütün çocuklar çığlık çığlığa katlandılar. Sonuçta çocuklar için bir showdu ve onlar mutlu oldu. En önemlisi de buydu.Mutlu ayrıldık oradan. Günümüzün yorgunluğuna değdi. En azından, Melisa yoruldum diye şikayet etmedi. Ben bittim tabii ki.