30 Nisan 2013 Salı

CAFE DU LEVANT

Kendinizi şımartmak istiyorsanız, mutlaka gitmeniz gereken bir yer. Geçen haftalarda yol üzerindeydi , uğramadan geçmek istemedim. İstanbul'da bu kadar güzel bir yer daha görmedim diyebilirim. Belki tarz ve beklenti meselesi diyebilirsiniz.
 Ama gidip bir fincan kahve içip, sonrada o ince detaylı, nostaljik eşyalar içeren lavabolarında el yıkamazsanız bence hayatınızda bir eksiklik olabilir.
 
 
 
 
CAFE DU LEVANT
 Cafe Du Levant’da kahvenizi nefis tatlılar eşliğinde içebilir veya çok lezzetli, özgün yemeklerini yiyip, şarabınızı yudumlayabilir ve sıradan bir günü çok özel bir gün haline getirebilirsiniz. Ayrıca dinleyeceğiniz nostaljik Fransızca şarkılar, Cafe Du Levant’ın o kendisine özgü dekoru, aksesuarları, ayrıntılara önem verenlerin dikkatini çeken detaylarla dolu duvarlar sizi İstanbul’dan uzaklaştırıp 1930`ların Paris’ine doğru güzel, romantik bir yolculuğa çıkarıyor.
 
 
 Boş antik şarap şişeleri








 Camın önündeki el havluları, misafirler için.
Ben daha bu kadar güzel kokan, ve yumuşacık el havlusu kendi evimde görmedim.
 

Boş parfüm şişeleri


 Tuvaletin duvarları.



Tuvaletin duvarları resim ve eski fotoğraflar dolu.



Bence siz önce Koç Müzesini gezin , sonrada Cafe Du Levant'ta bir fincan kahve için.

22 Nisan 2013 Pazartesi

BİRAZ DAHA BEKLE DİYORLAR.

Bu sayfaya hiç yazmak gelmiyor içimden. Not düşüyorum sadece.
* İçimden hiçbirşey yapmak gelmiyor.  Boş boş duvara bakmak iyi geliyor.
* Melisa'nın tahlillerini bekliyorum, erken ergenlik diye gittik, serçe parmakları küçük dediler, bir sürü kromozom testi, genetik ti değildi, allak bullak ettiler bizi, bir de üstüne 20 gün bekleyin sonuçları dediler.
* Bugün o gündü, tahlilleri çıkmış, ama kromozom testini yapmamışlar, bizim laboratuara ilave olarak genetik tıpa da  kan vermemiz gerekiyormuş. Biri söylemese nereden bilicez ki... Bugün yaptılar. 1 ay sonraya gün verdiler.
* Doktora dedim ki, bu çocukta o söylediğiniz sendromdan olması için, küçük doğması ve yaşıtlarına göre küçük olması lazım. Ama şüpheleri ortadan kaldırmak lazım, hem mozaik çeşidi olabilir dedi.
* Kromozom uzmanı olasım var.
* O parmakları çeke çeke uzatasım var. Oturup ağlayayasım var. Sonra kabullenip yumuşamak var. Sonra neden , niçin, nasıllar var.
* Sonuçları istiyorum, duymak istiyorum, nedir ne değildir, netleşsin artık.
* Haykırarak ağlayasım var, ama net birşey yok ortada. Belki de sınanıyorum,  ya bundan sonra yaşam....
* Bu oyunda bitti, daha bir zor kura mı geçiriyor hayat bizi, ya da beni. Bu mu hayat???
* Bu kadar pamuk ipliği mi herşey? Ne doğru ne yanlış...
* Kızımın doğum gününde bile , keyif mi keder mi, ne yaşıyoruz belli değil...
* Zamanla yarışıyoruz, hep zaman kazanıyor...

Minik kızım, sen çok yaşa, hep mutlu ol ,sağlıklı ol emi... Nice mutlu yaşlara.
Allah  senin bütün dualarını kabul etsin .
 

 

4 Nisan 2013 Perşembe

ÇİZİMLERİM

Her ressamı etkileyen fırçasını , kalemini oynatan harekete geçiren birşeyler vardır.
Gördükleri, duydukları, korkuları, sevinçleri, kokladıkları, tattıkları, okudukları, dinledikleri, gezdiği gördüğü yerler. Görmek ve hissetmek algı alanının en üst noktasına değdiği anda etkilenip, tetiklenip çizmeye başlayabilir. 
 
1.
 
İşte bana da böyle birşey oldu. Fransız Kültür'ün kütüphanesinden aldığım Abidin Dino ve Arif Dino'nun kitapları, ben de var olanı tetikledi. Bunlara benzer çizimlerim vardı, daha detaylıydı onlar.
Ama onlarınkini gördükten sonra bu şekilde daha yalın çizimlerim çıktı ortaya.
100-150 tane çizdim galiba.
Bunlar benim beğenerek seçtiklerim.
 
2.
Instagramda paylaşmıştım çoğunu...
 
3.
Hatta ressam bir arkadaşım fikir verdi.
Büyük siyah tuvaller üzerine beyaz olarak yapmamı tavsiye etti.
 
4.
Öncelikle çizdim . Onları bir sonra ki postta yayınlayayım.
 
5.
 
Sizden ricam, en çok sevdiklerinizin numaralarını benimle paylaşmanız.
 
6.
 
 
7.
 
8.
 
9.
 
10.
 
11.
 
12.
 
13.
 
14.
 
15.
 
16.
 
17.
 
18.
 
19.
 
20.
 
21.