26 Haziran 2013 Çarşamba

EN ÇOK SEVDİĞİM RESSAMLAR / CASPAR DAVİD FRİEDRİC

 
Paylaşacak çok şeyim var, ama şu an içimi döküp kelimeleri bir araya getirmek istemiyorum. Bir terapi uygulama karar verdim kendi kendime. En çok sevdiğim ressamlar, resimlerle burada olmak istedim. Eskiye dönüş terapisi yapmaya karar verdim yani. 
 
Yoğunluk, kargaşa, yorgunluk, panik yaşadığım zamanlar, durmak isterdim. Durmak, boş, hiçbirşey düşünmeden, sadece bir noktaya bakıp, derin derin nefes almak, tutmamak, nefesimi duymak.
 
Caspar David'i bu resmiyle çok sevdim. 20-22 yaşındaydım. Bu resmin kopyasını yaptığımda. Mükemmel oldu. Aynı boyutta, aynı orantıda, aynı renklerde. Müthiş bir usta kopya çıkarmıştım meydana. Bu resmi senelerce oturduğumda rahatlıkla görebileceğim bir yere astım. Genellikle de işten eve geldiğimde, karşısında oturup dururdum. Baktığım nokta ilk önce saçları, pardesüsü, arka planda ki kayalıklar, ve gökyüzünde ki hafif pembe ve sarı bulutlardı.
Senelerce eve giderken, ( Melisa'dan öncesini hatırlıyorum ) soyunup, bir kahve, koltuklara gömülürüm, elimde bir kitapla ve kitabımdan da gözümü bu resme kaydırırdım.
Bir iki sene önceydi, resmi çok değer verdiğim, değer verdiğimi belki de sadece kendime kanıtladığım bir yakınıma hediye ettim. Sadece bir sözünü yıllarca unutmayarak. " En çok bu resmini beğendim, bir gün ev aldığımda bu resmi duvarımda görmek isterim." Tek, bir, net cümleydi ve hiç unutmamıştım.
Durmak huzurdur, ama zordur.
 
Diğer tablolarına da Google'dan göz atmanızı tavsiye ederim.

25 Haziran 2013 Salı

SON GÜNLERDE....

 Huzur
 
Yaş ilerledikçe hayatın ne kadar acımasız olduğunu anlıyoruz. Kederlerimiz dertlerimiz günden düne artıyor. Bizi katılaştırmaya çalışıyor. Bugün öyle bir güne geldik ki, bir daha eskisi gibi olamayacağız. Burası, bu sayfalar siyasi görüşümü paylaştığım bir sahne değil. Sadece içimin nasıl ağladığını, anlayışın ve hoşgörünün nasıl yok olduğunu, erdem, yalan gibi kelimelerin anlamını derinden anladığımı belirtmek istiyorum.

Son günlerde yaptıklarım ve paylaşamadıklarım ve paylaşmak istemediklerim bir hayli çok.
Bu ay başında tatile gittim geldim, aklım hep buradaydı. Elimde cep telefonum, facebook üzerinden neler oluyor bitiyor izleme halindeydim. Bir an olsun; tatilin, huzurun, sessizliğin tadını çıkaramadan geri döndüm. Vicdan azabıydı sanki benimkisi... Arkadaşlarımın yanında olmalıydım. Bu arada doğum günüm 4 Haziran'dı. Ama hiç umurumda değildi. Ne bir heyecan hissettim, ne de hissetmek istedim. Tatilden döndük, karne heyecanı da geçti, şimdilerde Melisa Yaz okuluna başladı, bol bol spor yapıyor. Yaz ödevleri de cabası ,akşamları durmuyoruz yine.

Hayat böyle akıp gidiyor. Ne film izliyorum, ne kitap okuyorum, ne resim yapıyorum, arkadaşlarıma ve akrabalarıma bile vakit ayıramıyorum.

Ev- iş- mutfak- Melisa- Ev- iş -mutfak-Melisa... ve tabiiki eşim ve yaşadığımız meseleler herşeyden öncelikli şu anda...

21 Haziran 2013 Cuma

YENİ BİR BLOG DAHA..

 
 
Merhabalar... Son kayıt tarihime dikkat ederseniz, neden buralarda olmadığımı anlamışsınızdır.
Geliyorum  ama bu kadar ara yeter. Okullarda kapandı. Arkadaşlarımı, paylaşımları özledim.
Bu yayını acele yapmak istedim. Çok sevdiğim bir arkadaşım daha blog dünyasına katıldı.
Aranızdan bazı arkadaşlarım kendisini tanıyor. Buluşmalarımızda o da bizimleydi.
Kitap delisi, sanat ve kültür her zaman onun için ön planda. Bize hiç yabancı değil. 
Ben ondan çok şey öğrendim.
Sohbetine doyum olmaz.