25 Temmuz 2013 Perşembe

YAZ TATİLİ DE NEYMİŞ.


 
Son günlerde biz...

Minik aşklar yaşarken...

 
Yoğun bir yaz programı.
Okul kapanmış olabilir ama yine, her sabah  8 'de servise binip akşam 5,5'da evde oluyor.
Normal okul zamanından, daha evvel evden çıkıp, daha geç evde oluyor.
Bütün gün yaz spor okulunda.
Akşamları da öğretmenimizin verdiği ödev kitaplarını yapıyoruz.
Gerçi hayatından memnun, ama hiç dinlenemediği için ben üzgünüm.
Önümüzde ki haftalarda ki 1 haftalık tatil için hepimiz can atıyoruz.
Haziran ayında ki tatilden bir şey anlamadık.
Bu arada ben , tüm kış yaz gelsin de kitap okuyayım, film izleyeyim, bloğa vakit ayırayım derken, halen kendimi ders yaptırırken buluyorum. Yoksa ödevler yetişmeyecek.
 
Şimdilik kaçtım... ders saati başlamak üzere...
 
 
 

15 Temmuz 2013 Pazartesi

EN ÇOK SEVDİĞİM RESSAMLAR...Louise-Élisabeth-Vigée-Le-Brun ... BABAANNEM VE BEN

Anne ve kızı.

Babamlar 5 kardeş. 3 halam ve 1 amcam var.
Ben ve kardeşim dahil, 10 torunuz. 6 kız ve 4 erkek.
Ben 3 numaralı torunum. Benden büyük 2 kız var. Bu tablo 2 numaralı torun yani, Dilek abla için babası tarafından, babaanneme hediye edilmiş ve duvara anneannesine sevgisi için asılmış.
 
Korkunç birşeydi. Aklım eripte olgunlaşana kadar, kıskançlık krizlerine girerdim.
Babaanneme her gittiğimde, " Babaanne , doğru söyle bu kız kim? Ben mi Dilek abla mı, Gamze ablamı, Tuğba mı, Duygu mu? (Gizem daha yoktu aramızda... )
O da , durumu idare etmeye çalışırdı. "Aslında o sensin, ben en çok seni seviyorum torunlarımın arasında ... Benim hakikatli, asıl Özmen torunum " derdi.
Hepimiz bir arada olduğumuzda da, " En büyüğümüz Gamze ablaya sarıldığını, elbisesinden sarkan her bir kumaş parçasının, sırasıyla Dilek, Zeynep , Tuğba, Duygu olduğunu söylerdi.
Her toplanıldığında, bayramlarda, mutlaka bu konusu açılırdı.
 
Bu tabloda ki sarılış, mutluluk, boyna yakın olma, kokuyu oradan iyi hissetme, burunla birlikte boyna yumulma , bizim hepimizin uyguladığı yöntemdi. Babaanne diyen tek kız torun olarak, diğer kızlar anneanne diye sevgi yumağı olurduk. Babaannem şimdilerde, Bandırma'da ortanca halama yakın oturuyor. Eskisi kadar çok göremiyorum onu. :( Allah uzun ömürler versin.
 
Louvre müzesinde sergileniyormuş. Gerçeğini görmek için can atıyorum.
 

9 Temmuz 2013 Salı

EN ÇOK SEVDİĞİM RESSAMLAR / VİNCENT VAN GOGH.... AMA ...

 

 
 
Van Gogh hakkında çok detay var söylemek istediğim , ama benim için nasıl bir başlangıç olduğunu anlatmak istiyorum. 
  Resme başlamama ve gençliğimi diğer yaşıtlarımdan farklı bir şekilde sergi, kitap, resim yapmakla dolu dolu geçirmeme sebeb olan kişi, kişilik, hayat, renklerde ki coşkudur benim için.

 Bu başlangıcı ilk defa , yazıyı yazma zorunluluğu doğduğu zaman dile getirmiştim.  
3. Kişisel sergim için bir basın bültenine taban oluşturacak bir yazı istediler benden,
ben de resme nasıl başladığımı ve tohumdan filizlenmeye kadar anlatmak istedim...

 Kendimi kanıtlamak için ilk yaptığım kopyalar karakalem olarak, Van Gogh'un
Arles'te ki odası ve Kesik Kulak'lı portresiydi.
Büyük Ressamlar cep kitaplarından faydalanmıştım. 
Bu iki resmi yapıp, şu an eşim olan lise arkadaşımın önüne , resimleri koyunca,
göz yaşlarımızı tutamamıştık. Hem benden böyle bir kabiliyet beklemiyordu, hem
gerçekten bir şeyi önemsemiştim, hem kendisinin teşviğinin benim bu
becerimi ortaya çıkarmasının sevincini yaşamıştık, hem de Kesik Kulaklı
Portre 'de ki yüzün kendisine ne kadar benzediğini görmüştük. İnanılmaz
bir andı, dün gibi aklımda ve  ikimizde bu resimleri alıp Gülseren
Kayalı'nın atölyesinin ( Studio Peinture) yolunu tutmuştuk.
 
 

 ......

' Resim hayatıma, bende resim yapabilirim, diye şimdi eşim olan
lise arkadaşıma , kendimi kanıtlamak adına başlamıştım.
Teşvikiye camisinin arkasında ki 3 katlı evin dıştan yansıttığı büyü,
sokak kapısının iki tarafında vitrin görünümlü camlar , her birinde
uyuyan tasmalı kediler  ve sarmaşıklar içindeki kapısı beni bir anda
büyülemişti. Kedilerden biri simsiyah ( adı : doksan) diğeri de bembeyaz ama kuyruğu
siyahtı( adı: beyazbekir) , boyunlarında zilleri vardı.
Bu görüntünün üst kısmında cama, öğrencilerin resimleri yapıştırılmıştı.
O gün atölyenin en iyi işleriydi.
  Kapısında pirinç zili vardı . Zili çalıp, içeriye bir açıklama
yaparak girmek o yaşımda benim için büyük cesaretti. Her kapısından geçerken
kapısında biraz duraklar, bir kaç saniye içeriye göz atıp , "sonra"
derdim. Cesaret edemezdim.  Bir gün ne diyeceğimi bilemeden zile
bastım ve birlikte içeri girdik. Resmin ve binlerce kitabın kokusu beni sarhoş etti.
"Ben de resim yapmak istiyorum dedim, iki Van Gogh kopyasını önüne açtım ve" benim böyle bir yeteneğim varmış, benim de hırs yapınca haberim oldu, üniversite sınavına
hazırlanıyorum, resim derslerine vakit ayıramam."  dedim. Gülseren hanım, bana
kanatlarını açtı ve ödev verebileceğini ve bu ödevleri kendisine
getirip gösterip, yaza kadar hazırlık yapıp , yazın başlayabileceğimi
söyledi. Yaza kadar bu şekilde devam ettim...
Sonradan usta çırak ilişkisi başladı. Asistanlık yaptım kendisine...
 

 Benim için resim, kendimi ifade şekli , mutlu olma şeklidir.  Her zaman
ilk gün yaşadığım heyecanı ruhumda yaşayarak resim yaptım ,
atölyeye girdiğim  ilk günlerin ve öncesinde yaşadıklarımdan itibaren, her
yaşadığım artı günü, hep geriye sayarak yaşadım.
Tüm yaptığım , kopyalar, kendimden birşeyler , renkler, boyalar,
fırçalar, desenler, kokular .....

 Resim hayata dair birşey, sevgiyi gösterme şekli bana göre.

 Bu yazıyı yazmakla,
atölyeden girdiğim o güne tekrardan geri döndüm, ve tekrardan ....
 
 

2 Temmuz 2013 Salı

EN ÇOK SEVDİĞİM RESSAMLAR / LEONARDO DA VİNCİ - MONA LİSA

 
Mona Lisa
 
 
Aklımıza ilk gelen şey Rönesans.
Leonardo da vinci.
Sevgilisi miydi, annesi miydi, herhangi biri mi, yoksa ta kendisi miydi ?
Louvre Müzesinin gözdesi, en çok merak edilen resmi.
Ben kendimi bildim bileli bu resim bizim evimizin duvarında var. Annem daha İsviçre'de yaşarken , ben doğmadan önce, Mona Lisa'nın bez üzerine baskı kopyasını almış.
Gözüm o zamanlarda daha alıştı bu resme. Oyun oynardım. Çünkü gözleri, siz nereye giderseniz oraya bakar. Koltukların arkasına saklanıp, gözümün ucuyla bakardım. Beni buldu derdim. Erkek kardeşimde , hayır aslında beni buldu, bana bakıyor derdi. Bu nasıl dahice bir resim derdim. Leonardo da Vinci, dahi bir ressam  derdi annem.
Ama daha sonra, sadece ressam olmadığını da öğrendim.
Kaşları yoktu. Sadece bu özellikten haberim vardı.
Birde en komik tarafı, temizliğe gelen bayanlar , bu kim diye sorduğunda , annem latife ederek
" anneannem " derdi.
Bazısı inanırdı. Bazısı, ama ben bunu başka evde de gördüm, siz onlarla akraba mısınız diyen de olurdu.
Gözüm hep estetiğe alıştı. Bu benim için büyük bir şanstır. Işık, gölge kusursuzluğu.
 
Bazı komşularımız, bizim evimize geldiğinde resim var diye namaz kılmak istemezdi.
İnsan resmi var, tapınmak gibi oluyor diye...
Buna o küçük yaşlarımda, hiçbir mana veremezdim.
Burada bir dâhinin yarattığı eser ve benim inancım arasında nasıl bir koşullu benzetme diye, kızardım.
 
Sizin bildiğiniz farklı yorumlar varsa, belki paylaşmak istersiniz.