25 Kasım 2014 Salı

ÇOCUK KİTABI RESİMLEMEK

İyi bir kitap resimleyicisi nasıl olabilirim? Çocuk kitapları resimlemek istiyorum. Yıllardır aklımda olan bir konu . Çocuk kitaplarına düşkünlüğüm sanırım bundan kaynaklanıyor. Resmimin illüstrasyona daha yakın olması da buna sebeb. Çocukken kitaplardaki resimlerin aynısını yapmaya çalışırdım. Şimdi vakit olsa kızıma aldığım kitaplardaki resimlerin aynısını oturup yapacağım.

Ama kendime özgü bir çizgim varken neden bunu kullanmayayım..
Resim yazısı ekle

12 Ekim 2014 Pazar

İNCE KİTAPLAR

Bu aralar ince kitaplara merak sardım. Bu benim için keşif oldu gibi. Kitapçıya girip, hemen kitapların önünde durup, ne kadar ince kitap varsa, yazarları farklı olmak kaydıyla hepsini incelemeye başlıyorum. Hayat kısa, okunacak , tadına bakılacak çok yazar var. 100 sayfanın altında, 80, 70, 60 sayfalık ne kadar kitap varsa, alıp okumaya başladım. Hem çok kitaba daha az para ödüyorum. Bu esnada daha fazla yazar tanıyıp, hoşuma giden yazarları devam ettirmek daha iyi olacak. Neredeyse son 4 günde , 4 kitap bitirdim. Bu arada birlikte okuduğum kitaplar bir kenarda, başucumda bekliyor. Bu hızı ve düzeni şu anda devam ettirmek istiyorum.

Hepsini çok beğendim. Stefan Zweig ve Marquez 'in diğer kitaplarını mutlaka okuyacağım.
Ve Kafka tabii.
Hepsinin özetini ve beni neyin etkilediklerini daha sonra paylaşmak istiyorum.
 
 
Sırada ki kitaplarım da bunlar...
 
Tavsiyeniz var mı ?
 
 

3 Ekim 2014 Cuma

MELİSA'NIN KİTAPLARI

 
Melisa'ya kitap almaktan mutluluk duyuyorum. Tabii ki kendim için de hemen okusam okumasam beğendiğim, tavsiye edilen tüm kitapları, fırsat buldukça, elime geçtikçe alıyorum. Ama Melisa'ya kitap almak daha keyifli. Kitapları elime alıp, çizimlerini incelemek, arkalarını okuyup, kızımı nereye götüreceklerini incelemek hoşuma gidiyor. Bir de çocukluğumun kayıp kitapları gibi görüyorum onları. Bizim zamanımızda pek çok şey gibi, böyle güzel kitaplarda yoktu. Bu arada ben bu kitapların hepsini okuyorum. Okuyorum ki, kızımla kitaplar üzerine sohbet edebiliyorum, ve  anlayarak okuduğunu da anlamamı sağlıyor. Bazı kitaplardan o an hoşlanmaya biliyor. 3-5 sayfa sonra, bu kitabı okumak istemiyorum diyebiliyor. Zorlamıyorum. Bırakıyor, daha sonra zamanı geliyor, okuyor.  
 
  Bu kitapları bugün Yapı Kredi Yayınlarından  aldım. Bayram hediyesi. Her zaman bu kadar bol resimli kitap almıyorum. Ama bazen, nasıl benim de canım çekiyorsa, onun da keyif için bol resimli kitapların tadına ihtiyacı var.


Bu kitapların çoğu D&R 'a gittiğimizde kendisinin seçerek aldığı kitaplar...
 Henüz sırası gelmemişler var...
 Her zaman Roald Dahl'ın kitapları favorimiz.
 
Bu yayınları ilk defa alıyorum. Çocuk klasikleri, ama anladığım kadarıyla İş Bankasınınkiler kadar başarılı değil. Emre arkadaşı tavsiye etti diye aldırdı. Henüz sıra gelmedi.

Bu kitaplar okundu. Atatürk hikayeleri arada eline alıyor. Kısa kısa okuyor.

 Bu kitapları da daha önceden almıştım. Okudukları var, tekrar okudukları, ve yarım kalanlar uyuya kaldığı için.

 Var da var... Okunmuş, ve okunmamış
 Kütüphanede dahası da var.
Amaç mümkün olduğunca çeşit, farklı yazar, yayınevi olsun.

Şimdi , tüm yeni, yarım kalmış, tekrar okumak istedikleri kitapların adlarını yazıp bir kura torbası yaptık. Elindeki kitap biter bitmez, bir kura çekip onu okuyacak. Heyecan yarattık. İkimiz de mutluyuz.
 
Sizin favorileriniz tavsiyeleriniz neler ...
Yorumlarınızı bekleriz...
En güzel arkadaş kitap...
En değerli armağan kitap...
Çocuk kitaplarını herkes okumalı ;)
 
Tavsiye edilen kitapların isimlerini bekliyoruz.

5 Eylül 2014 Cuma

BÖRÜLCE SALATASI


İnsan hayatında ilk defa tattığı ve unutamadığı lezzetle sanırım bir ömür boyu, anlata anlata yaşıyor.
Börülce salatasını bir arkadaşımın evinde yemiştim. O gün, hava çok sıcaktı. Bunaltıcı, esmeyen kapalı bir balkonda , önce hafif bir sirke kokusu, ardından inceden bir sarımsak kokusu sardı etrafı.
O yaz günü anca, soğuk bir şeyler yenirdi. Arkadaşımın annesi bir yandan servis yaparken, bir yandan övmeye başladı börülceyi. Ama ben sirke de sevmem, sarımsakta. Diyemedim tabi, misafirim, ve özenerek hazırlanmış bu salatayı yemesem olmaz. Buz gibi zeytinyağlı salatayı tadar tatmaz, bu malzemeler nasıl bir birine bu kadar yakışır, diye düşündüm. Sanırım 1998 ya da 1999'du. Börülce'nin manavda yada pazarda satıldığını bile duymamıştım. Ege fasülyesi olduğunu öğrendim ve o zamandan beri ilk defa bu sene bir markette rastladım ve aldım. Önce taze fasulye gibi pişirdim. Ama lezzeti beklediğim gibi değildi. Bu sefer internetten börülce salatası tarifi aradım ve aradığım lezzeti buldum.


Börülceyi haşlıyorsunuz. Domates rendeliyorsunuz. Küçük bir kavanozda, zeytinyağı, sirke, limon, rendelenmiş sarımsak, tuzu karıştırıyorsunuz ve şekilde gördüğünüz gibi harmanlıyorsunuz.

Kavanozda sos kaldı. Ben de hemen iki patates haşladım. Taze soğanla doğradım, geri kalan sosu da ilave ettim. İnanılmaz lezzetli oldu.

3 Eylül 2014 Çarşamba

İSTANBUL / EDMONDO DE AMICIS .. 1870'LERİN İSTANBULU


 

Ah ! İstanbul Ah! aşktır İstanbul, keyiftir, hoş kokulu bir parfümdür, ruhu besleyen rüzgardır, müziktir, insanın ciğerlerine sinen nemdir. İstanbul bakmayı bilene, hissedene, aşka, hatıralara önem verene cennettir. Bu kitabı size bildirmek neredeyse boyumun borcu. Bu kitabın ortaokul ya da lise sınıflarında okutulması gerektiğini düşünüyorum. Edmondo De Amicis " Çocuk Kalbi"nin yazarı, gazeteci, 1870'li yıllarda İstanbul'a gelir ve gördükleriyle ilgili bir günce tutar. Bir ressam gibi not alır, gözlemler. Bize o kadar detaylı notlar iletiyor ki bu kitapta, bir ders niteliğinde keyifle okuyorsunuz. Kitapta o kadar altı çizili cümle var ki, neyi nasıl yazayım anlatayım bilemiyorum.
Kesinlikle 2 kere okumalıyım. Dolu dolu bir kitap, her sayfayı iki kere okudum diyebilirim. Eski semtlerini teker teker, ayrıntılı olarak anlatmaya başlıyor. Bu arada İstanbul'a varışını bir film sahnesi gibi tasvir ediyor. İstanbul'da hayat, giyim kuşam, kadınları, hamamları ve daha bir sürü başlık.

En çok etkilendiğim bir cümlesini paylaşmak istiyorum;
Serasker kulesine çıkan Edmondo "...bu manzara , gerçekten bizim gezegenimize mi, yoksa Tanrı'nın daha çok kayırdığı başka bir yıldıza mı aittir ?"  gerisi için lütfen kitabı edinip en kısa sürede okuyun. Bu zevkten mahrum kalmayın.
Kitabı bana yılbaşında, sevgili arkadaşım Natali www.baykusgozuyle.blogspot.com  hediye etmişti. Ama işin şaşılacak tarafı, aynı kitabı farklı bir yayınevinden , şu an yayınlanan YKY yayınlarında ki baskısından ben de ona hediye etmiştim.
Bu yaz, kitabın orijinal basımına, Beşiktaş Deniz müzesinde rastladım.  Çok şaşırdım. Müze de sergileniyordu, ama bu yaşımda henüz karşılaşmıştım.

Okullarda her zaman tarih dersinde , savaşlar, anlaşmalardan bahsedilir, ama hiçbir zaman toplumsal yaşantıyı anlatan bir kitap yoktur. Sokaklarını , giyimlerini, yemeklerini anlatan bir kaynak yoktur.

Orhan Pamuk'un İstanbul'dan sonra en keyifli okudum, bu kitabın dışında, Aydın Boysan'ın "Nereye gitti İstanbul ?" u da yüzünüzde büyük bir gülümsemeyle, ve bazen de tüh diyebileceğiniz cümleler okuyorsunuz. Sohbetleri tadında bir kitap...
 
 
İstanbul'u iyi tanımak isteyenlere gezi tadında başka bir yazı öneriyorum. http://www.sabaldyilmaz.blogspot.com.tr/2014/08/erken-donem-bizans-yaplar-fest-travel.html#gpluscomments 
Arkadaşım Sabriye, Fest travel vasıtasıyla iyi bir rehber eşliğinde, İstanbul'un erken dönem Bizans yapılarını ayrıntılı olarak gezdi ve yazdı. Merak edenler yukarıdaki linke tık yapabilir.

24 Ağustos 2014 Pazar

MELANKOLİ

Bu resmi çok sevmiştim. 1993 yılında yani daha 19 yaşımdayken birebir kopyasını yapmıştım. Zor ve zorlayıcı olduğu için çok severek ve isteyerek yapmıştım. Melankolinin o zaman gerçekten ne anlama geldiğini bilemezdim. Yaşamak hissetmek lazım. Düşünen kadın demiştim bu resimde ki figür için. Sanatla uğraşıyor, ya da zanaatkar, düşünüyor işte...

Şimdi daha iyi anlayabiliyorum melankolinin anlamını. Depresyon mu desem tam değil, mutsuzluk mu o da değil, her şey tam ama içime tam bir kara perde inmiş. Her zaman bu perdeler inmiyor, ya da kapanmıyor. Kim nasıl kapatıyor bilinmiyor, ne zaman kapanıyor bilinmiyor. Kalbimle karnım arasında bir ısı, bu ısı hafif tedirginlik yaratıp, hafifte mide bulantısı gibi, bir hastalık hissi veriyor.

Canım hiç bir şey yapmak istemiyor. Herhangi bir şeye gülemiyorum. Gözümün bir yere değmesi, birinin konuşması fazlalık sanki. Benden kimse bir şey beklemesin, istemesin, hatta konuşmasın benimle ,kulaklarım bir şey duymasın, vücut kabul etmiyor. Hüzün var içimde, kendimle mücadele ediyorum, ağlamak istiyorum, kimse yardım etmedi şimdiye kadar, kimse de gelip şu anda sarılmasın bana, telkin etmesin. Perdeyi kim indirdi, kim açacak... belli değil...

Melankoliğim ben. Ama kim, ne zaman benim içime bu kara perdeleri çekti bilmiyorum. Ben böyle değildim.
Aylardır mücadele ediyorum. Bir iyi bir kötü... perdeler bir açılıyor, bir kapanıyor...

Sanki vücudumda bir zehir artıyor, sonra atıyorum onu, normale dönüyorum, sonra yine birikiyor.
Yine başlıyor melankoli. Kaç gündür iyiydim, şimdi birden yine başladı. Yine bunaltı, yine bulantı...
Kim anlayacak beni, hani iyiydin, iyiydim... mutluydun , mutluydum....
ve hayatın devamı için yapmam gereken bir yığın şey beni bekliyor...
mücadeleye devam...
hayatı savaşa çevirmek bu olsa gerek...

yürek dolu, göz dolu, kulak dolu, omuzlar dolu... karnıma yumruk yemişsem de, kanım zehirlenmişse de kimin umurunda, umurumda.... yola devam, azimli, yılmaz savaşçı...

5 Ağustos 2014 Salı

MASUMİYET MÜZESİ - ŞEYLERİN MASUMİYETİ

 
Masumiyet Müzesi'ne  gittim ya da gideceğim dediğimde, çevremde ki insanlar nasıl bir müze, müzede ne var, kitabın müzesi nasıl oluyor diye soruyorlar. Tamda sorulan sorular aslında müzede verilen rehber kitapçıkta ki sorularla birebir aynı. Güzel hazırlanmış, açıklayıcı bir kitapçık. Normalde, soranlara kitaptan başlayıp kısaca anlatmaya çalışıyorum, ama burada daha net olabilmek adına, müzenin verdiği bu rehberden faydalanmak istiyorum.  
 
Öncelikle Masumiyet müzesi nedir?
Orhan Pamuk tarafından yaratılan Masumiyet Müzesi yazarın aynı adlı romanında anlatılan günlük hayat eşyalarının hatıra ve anlamlarını gösteren titizlikle hazırlanmış enstalasyonlardan oluşan küçük bir İstanbul müzesidir.
Orhan Pamuk baştan beri, 1990'lardan itibaren romanı ve müzeyi birlikte düşündü. Roman 2008 yılında yayımlandı, müze ise 2012'de açıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı bir Özel Müze'dir.
ICOM( Uluslararası Müzeler konseyi) üyesidir.
 
Romanda adı geçen Kemal, Füsun'un sigara izmaritlerini toplamış. Orhan Pamuk'un bu duvarı kendi eliyle hazırladığını biliyorum. Bu Müze'ye gidecekler mutlaka " Şeylerin Masumiyeti" kitabını da alsınlar bence. Kitapta duvarla ilgili fotoğraflar ve detaylar var.
Bu duvarda, Füsun'un sigara içmeleri. Romanı okuyanlar, Kemal ile Füsun'un sohbetlerini anımsayacak.
 
Masumiyet Müzesi Romanı neyi anlatır?
1974 ile 2000'lerin başı arasında geçen Masumiyet Müzesi romanı, biri zengin diğeri orta halli iki aile üzerinden geçmişe dönüşler ve hatıralarla birlikte 1950-2000 arasında İstanbul hayatını anlatır.
 
Nişantaş'lı zengin aileden kemal kendi sınıfından Sibel ile nişanlanmak üzereyken bir yandan da bir dükkanda tezgahtarlık yapan uzak akrabası Füsun'a kaptırır gönlünü. Eski eşyalar ve hatıralarla dolu tozlu odalarda buluşurlar. Füsun bir başkasıyla evlenince Kemal onu bugün müzeye çevrilmiş olan bu binada sekiz yıl ziyaret eder. Her gelişinde Füsun'u hatırlatan bir eşyayı alıp saklamaktadır. Bu eşyalar Masumiyet müzesinin koleksiyonunu oluşturmaktadır.
 

Masumiyet Müzesi'nde ne sergilenir?
Müzede, roman kahramanı Kemal'in sevgilisi Füsun'dan biriktirdiği eşyalar yer alır. 20.yy'lın ikinci yarısında İstanbul'daki günlük hayatı temsil eden bu eşyalar roman kahramanların kullandığı, giydiği, işittiği, gördüğü, biriktirdiği ve hayal ettiği şeyler olarak dikkatle düzenlenmiş kutu ve vitrinlerde sergilenmektedir. Müze, romanda sözü edilen eşyaları ve imgeleri sergileyerek, hikayeye uygun bir atmosfer yaratır. Aynı zamanda hem kurgusal bir müze hem de küçük bir "yirminci yüzyılın ikinci yarısında İstanbul hayatı" müzesidir.
 
"Masumiyet Müzesi, değişik amaçlar için kullanılan ve bambaşka hatıralar çağrıştıran eşyaların yan yana gelince daha önceden hiç hissetmediğimiz bir duyguyu, aklımızdan hiç geçirmediğimiz bir düşünceyi ortaya çıkaracağı ön yargısı üzerine kuruludur."
 
Sorduğunuz sorulara net olarak cevaplar bunlardır. Masumiyet müzesi eğer bir İstanbul aşığıysanız, 1950-2000'ler arasında bu şehirde yaşadıysanız, sizin için çok değerli bir müze olacak. Büyükleriniz, dede, anneanne, babaanne, anne, baba ile ve hatta hala , amca, dayınızla gitmenizi de tavsiye ederim. Orada görülen eşyaların bazıları mutlaka herkesin evine girmiştir. Orada , eskiye dönük hatıraları anımsayarak birlikte çok sohbet edeceğinize eminim. Duvarlarda eski İstanbul'a ait filmler,  vapur sesleri, musluk sesi ve hatta sabun kokusu, taraklar, tokalar, fincanlar, anahtarlar, eski fotoğraflar, eski belgeler, daha nice şeyler göreceksiniz. Emin olun ki hiç bir şey bulamazsanız da size eskiyi hatırlatacak bir olayı gözünüzün önüne getirecek, ve hatta bir kokuyu bile anımsayacaksınız.
Mesela ben,en çok oda, gardırop, naftalin, apartman kokuları, eski evrak, eski kitap kokuları, ben de iz bırakan olaylarla birlikte o anda orada olan kokuları bile anımsayabiliyorum.
 



Benim için çok şey ifade eden bu müzenin başka bir özelliği, babaannem ve dedemin, ve hatta büyük dedemin evinin arka sokağında olması. Dedemin, babamın, halalarımın , amcamın çocukluğu, gençliği bu evin bulunduğu Cihangir semtinde geçmiş. Cihangir'de ki evi, arka bahçesini, merdivenlerini, kedilerini, salonunu hayal meyal hatırlıyorum.
Babamla birlikte " Şeylerin Masumiyeti" müze kitabına bakarken, kitapta ki şeylerle ilgili, çok şey anımsadığını söyledi.  Evimizde şundan da vardı, bundan da vardı dedi.
Küçük halamla birlikte gitmeyi planlıyoruz. Onun bayan duyarlılığıyla anlatacağı şeyler benim için önemli olacak.
Keşke dedem hayatta olsaydı, ya da babaannem gezebilecek güçte olsaydı da onlarla da orayı gezebilseydim.
 
Ben aynı zamanda toplayıcıyım, biriktiririm. Gördüğünüz eşyalar ve dizilişleri bence bir bağımlılık. Ben buna bağımlıyım. Aynı şekilde evimde de dolaplarımın içi, hatırası olduğu için atılamayan bir çok nesne ile dolu. Bazı arkadaşlarım bilir.


Vitrinlerimin önüne gider, her bir eşyanın detayına gözümü değdiririm. Hepsinin tozunu alırmışım gibi bakarım. Benim için bir terapi, bir keyiftir.


En üst kattan, merdiven boşluğundan zemin kata bir bakış.
Merdivenlere bir bakış.

Benim de eşime ait bir kutum var. Küçük bir müzem var yani. Flört ederken ona ait topladığım şeyleri saklamışım. Burnunu sildiği bir kağıt mendil, kullandığı pipet, lisede ki kravatı ve s üzerine sinmiş kokusu, okulda tartışırken kırdığı cetvelin parçası, yine sinirlenip ikiye kıvırdığı uçlu kalem, ataçlar ( avucunda tuttu diye) , deodorant şişesi,  bana aldığı bir hediyenin ambalaj kağıdı, sinema biletlerimiz, dersteyken birbirimize yazdığımız notların olduğu defter, mektuplar, tüm kartlar, notlar ve aklıma gelmeyen daha niceleri... Bu resimde de Kemal'in , müzenin her yerinde olduğu gibi , Füsun'a ait bir çok eşyanın yanı sıra, dondurmayı yedikten sonra attığı külahını saklamasını, tam da benim tutkumla bağdaştırdım. Kitapta anlatılan aşk , zaten benim tutkulu, azıcıkta bağımlı olarak yaşadığım aşka benziyor. Bu yüzden elimden zor bıraktığım bir kitaptı.
 
Aşk acısının anatomik yerleşimi

 
 
Orhan Pamuk'un kitabı hazırlarken ki yazıları, yazıların altında ki kullanılmış mürekkep tüplerini de görüyor musunuz? Ben artık, kullandığım bitmiş tükenmez kalemleri biriktirmiyorum. Ama kızımın birinci sınıftan beri kullandığı küçülmüş kurşun kalemlerini biriktiriyorum, ya da topluyorum.
Bana o kalemler çok şey hissettiriyor.

 
Orhan Pamuk'un sesinden müzeyi dinlemek kızımın çok hoşuna gitti. Şimdi bu yazıyı okurken diyeceksiniz, ben romanı okumadım ki, bana orası bir keyif vermez. Yanılıyorsunuz. 9 yaşında ki bu minik kıza , Orhan Pamuk'un sesinden anlatılan aşk hikayesi ve İstanbul, keyif verdiyse ve ısrarla sıkılmadan yorulmadan bütün kutuları dinlemek istediyse, size kim bilir ne kadar keyif verecek.
En üst katta ki Kemal'in odasında, Melisa uzun uzun yatağı ve odayı inceledi. Daha da sardı, tekrardan dinlemek isterim, yine gelelim buraya dedi.
 
Müzenin dışı


Ara sokaklar.


 
 
Bu arada keşke Orhan Pamuk'ta müzede olsaydı. Kitap sohbeti yapabilseydik.

Deniz Müzesi Gezisi


Deniz Müzesi, Beşiktaşlı olduğum için, çocukluğum orada geçtiği için bir müzedir, defalarca gezmiştim. Beşiktaş vapur iskelesinin tam karşısında herkesin kolaylıkla ulaşabileceği noktada. Özellikle çocukların keyif alacağı bir müze. Saltanat kayıkları, büstler, yelkenli maketler...gerisi müzede sizi bekliyor. Çok büyük değil. Kısa sürede gezebilirsiniz. Eskiden daha fazla şey vardı. Sanırım restorasyondan sonra bir kısmını koymadılar. Silahlar, tablolar, saatler, üniformalar, madalyaların hepsini göremedim.

Hediyelik eşya dükkanı da çok makul fiyatlı. İçerde flaşsız fotoğraf çekilebiliniyor. Bu uygulamalı her yeri seviyorum. En azından paylaşım yapıp , tanıtıp merak uyandırabiliyoruz.  O hafta içinde ziyaret ettiğim tek müze " TÜRSAV" fotoğraf çekimine izin vermedi. Eğer izin verseydi onu da paylaşırdım.
Atatürk'ün sandalları

Saltanat kayıkları
 








Barbaros Hayrettin Paşa
Barbaros Hayrettin Paşa'nın imzası.
Edmondo de Amicis'in İstanbul adlı kitabı. Bu sene Natali'den hediye gelmişti bana. Edmondo 'Çocuk Kalbi 'nin yazarı. Bu kitapta seyahatname niteliğinde masal tadında çok keyifli.
Gemilerde, donanmalarda kullanılan ahşap süslemeler
Resimde ki minik ziyaretçiyi bulun.
Sesli rehberle birlikte müzeyi gezmek gerçekten çok faydalı.

Çocuklar için bir gemici odası hazırlamışlar. Bir güverte , dümen , gemici düğümleri , telsiz, harita oyunu , ekranda boyama, eşleştirme oyunu gibi vakit geçirecekleri güzel bir mekan var.