18 Şubat 2014 Salı

HAFTASONU ATÖLYE MUTLULUĞU / ATÖLYE 63


Atölye 63'e birkaç ay önce Kasım ayında başladım. Eski atölyeye ( Studio Peinture / Gülseren Kayalı ) gelen arkadaşlarımızdan Mustafa Bey, Nişantaşı'ndaki ofisinin bir kısmını atölyeye çevirip, hepimizin tekrardan toplanması imkanını yarattı. Ben 1991'den beri Studio Peinture öğrencisiydim. Hocamız Gülseren hn., Ayvalığa taşındıktan sonra maalesef atölyemiz son bulmuştu. Herkes çeşitli atölyelere dağılıp, değişik  ressamların tecrübelerinden, çalışma şekillerinden, bilgisinden , tecrübelerinden yararlanmışlardı. Mutlu olan var mıydı bilemiyorum ama, mutsuz olup devam etmeyen çok vardı.
Bizim alıştığımız disiplinler, alışkanlıklar, iletişim şekli , sohbetler, paylaşımlar o kadar değerli ve kalıcıymış ki onun yerini başka bir şey tutamadı. Herkes atölyemiz kapandığından beri, evinin bir köşesinde bir odasında resim yapmaya, ve resmi yaşamaya devam etmeye çalıştı. Hepimizi tek bir çatı altında tutan hocamızda Ayvalık'tan bizimle hep görüşme halindeydi.


Neyse sonunda , Mustafa Bey'in imkanlarıyla bir araya geldik. Hocamız Gülseren Kayalı, ayda bir  atölyeye gelip İstanbul'da kalıyor. Diğer zamanlarda skype üzerinden görüşmelerimizi yapıyoruz. Resimlerimizi gösteriyoruz. Kritiklerimizi alıyoruz. Bunun dışında ödevlerimize, konularımıza göre bize Facebook'taki ortak sayfamız üzerinden örnek görseller gönderiyor. Yani ders , ayın her günü her saati devam ediyor.




Atölye'nin en küçüğü hep bendim, yine benim :)  23 senedir, atölyede ki arkadaşlarımla özel bir bağım var. 17 yaşından beri , evimin çok yakınında olan Studio Peinture'a okulun dışında kalan saatlerde , atölye kapanana kadar geç saatlere kadar çalışırdım. Teşvikiye camisinin arkasındaydı. Tabii o bina da yıkıldı yerine yenisi yapıldı.

Şimdi ,cumartesi günleri öğleden sonra, karşı tarafa geçip , önceden uzun yıllar yaşadığım muhitimden, atölyenin olduğu sokaklardan, okullarımın önünden geçerken "... yine ben geldim, bu kaldırımlar benim, bu sokaklar benim anılarımla dolu, o kadar mutluyumki, sanki öldüm ve tekrar dirildim, cennetime kavuştum, ne kadar özlemişim, ağladığım güldüğüm sokaklarımı..." kokusunu içime çeke çeke, yüreğim titreye titreye, gözlerimde bir kaç damla mutluluk gözyaşları, eski arkadaşlarımı tekrardan görme heyecanıyla, hocama tekrar kavuşma heyecanıyla, boya fırçasının tuvale dokunma hissini parmak uçlarımda hissederek... gidiyorum atölyeye...

Melisa'nın bu hafta ki köşesi

Bu arada atölyenin yine en küçüğü benim. Bu hafta ki minik misafirimizin dışında. Melisa'da bu hafta benimle atölyedeydi. Geçen günlerde yine misafir olduğu bir günde, başladığı kopya bir yağlıboya resmi bitirdi. Bunun yanında suluboya kullanarak iki tane resim yaptı.

Eve geldiğimizde, iki kişi olduk artık. Üst katta ki atölye için gerçek anlamda bir arkadaşım olmuştu.
Benim gibi heyecan içinde, resim yapma sevdası olan bir kızım olduğu için şanslıyım. Dün akşam da birlikte kendi atölyemizde resim yaptık. Hocamızın İstanbul'a geliş tarihini de dört gözle bekliyoruz.

Bir sonraki yazı da atölyemiz... ismini daha koymadık..

10 Şubat 2014 Pazartesi

AĞLATAN / EROL ÇELİK GERİLİM YAZARININ 4. KİTABI

Geçen gün nette gezinirken Erol Çelik dikkatimi çekti. Türk gerilim yazarı olduğunu görünce gözüm ilişti.  Hem bir yazar , hem de kısa filmleri var. Kendi yazıyor ve kendi yönetiyor. Benim en çok dikkatimi çeken bu oldu. www.erolcelik.net sayfasına bir göz atın. Film, senaryo, öykü, klip, kitap ... Yaşıtım olduğu için, bu kadar başarıyı bir araya getirmesi hoşuma gitti.
                     
Yeni kitabıyla sanki hiç bir araya gelmemiş bir sürü unsuru, konuyu bir araya getirerek ilginç bir roman yazmış. Ben bu gibi durumlarda hiç yapılmamış bir şey yapılmışsa " işte sanat" diyorum. Konuyu okuyunca ne demek istediğimi anlayacaksınız.Kitabı hemen edindim. Bence kitabı okurken film izleyecekmişim gibi bir hisse kapıldım.
 
Konusuna gelince ; Çorak toprakların ortasında yemyeşil bir köy. Etrafında hiç deniz bulunmayan ama deniz feneri bulunan bir köy. Ağlayarak tedavi olan köylüler. Deniz fenerine mahkum yaşlı bir kadın. Karakterleri birbirlerinden çok farklı bir sürü ayyaş. Topal bir hancı. Asla sönmemesi gereken ışık. Ruhları kararmış adamlar. Yolu yanlışlıkla bu köye düşen bir gazeteci. Gerçekleri öğrenmek isterken, gerçek olmasını istediği olaylara sürüklenen bir gazeteci. Genç bir kızın kaderinde yaşamak isteyen ama gerçeği kaybeden bir gazeteci.
 
Konuya bakar mısınız. Enteresan değil mi ?
 
Ben Erol Çelik'i tanıdım, siz de tanıyın istediğim.
 

8 Şubat 2014 Cumartesi

YENİ KİTAPLARIM

Bu hafta içi, Çırağan sarayının yakınlarında bir firmaya ziyarete gittim. Çırağan'ın, Beşiktaş'ın havasını , görüntüsünü hafta içi solumak iyi geldi. Kitap almak için kendimi her ne kadarda frenlesem de hiç başarılı olamıyorum. Hep bir bahane buluyorum. YEM kitabevinin önünden geçerken, bugün hava çok güzel, uzun zamandır Ortaköy'e Beşiktaş'a da gelmemiştim, sıra sıra ağaçlar, akşam güneşi de çok güzel, kendimi ödüllendireyim, bugünün anısına kitaplara bakayım ve bu anı anımsamak için birkaç tane de alabilirim dedim. ve sonrası...


Abidin Dino'nun raftaki tüm kitaplarını aldım. İyi ki daha fazlası yoktu.

Bu kitapları ancak elleyip koklayıp alabilirdim. İnternette rastlamam  imkansız.

Bu kitaplar resimli - çizimli. İnanılmaz güzel içerik. Hikayelerine gelince PALTO ile başladım. Kısaydı, bitmeseydi... Gogol'u çok sevdim.
 
Birde bir kitapçıya girdiğimde şöyle bir hisse kapılırım.
Benim hislerimin , duygularımın , zevklerimin olduğu kitaba doğru elim gözüm yönlensin, kitap beni bulsun, diye aklımdan geçer ve hadi hadi hadi... derim.
Sonuç yukardakiler.:)
 
Bunda önce alınan kitaplarda var ama onlar evin değişik yerlerine dağılmış, bir kenarda dinleniyorlar. Melisa'ya aldığım kitapları da okuyorum ki onunla konuları hakkında sohbet ediyorum.
Bir araya topladığımda onları da paylaşacağım.