24 Ağustos 2014 Pazar

MELANKOLİ

Bu resmi çok sevmiştim. 1993 yılında yani daha 19 yaşımdayken birebir kopyasını yapmıştım. Zor ve zorlayıcı olduğu için çok severek ve isteyerek yapmıştım. Melankolinin o zaman gerçekten ne anlama geldiğini bilemezdim. Yaşamak hissetmek lazım. Düşünen kadın demiştim bu resimde ki figür için. Sanatla uğraşıyor, ya da zanaatkar, düşünüyor işte...

Şimdi daha iyi anlayabiliyorum melankolinin anlamını. Depresyon mu desem tam değil, mutsuzluk mu o da değil, her şey tam ama içime tam bir kara perde inmiş. Her zaman bu perdeler inmiyor, ya da kapanmıyor. Kim nasıl kapatıyor bilinmiyor, ne zaman kapanıyor bilinmiyor. Kalbimle karnım arasında bir ısı, bu ısı hafif tedirginlik yaratıp, hafifte mide bulantısı gibi, bir hastalık hissi veriyor.

Canım hiç bir şey yapmak istemiyor. Herhangi bir şeye gülemiyorum. Gözümün bir yere değmesi, birinin konuşması fazlalık sanki. Benden kimse bir şey beklemesin, istemesin, hatta konuşmasın benimle ,kulaklarım bir şey duymasın, vücut kabul etmiyor. Hüzün var içimde, kendimle mücadele ediyorum, ağlamak istiyorum, kimse yardım etmedi şimdiye kadar, kimse de gelip şu anda sarılmasın bana, telkin etmesin. Perdeyi kim indirdi, kim açacak... belli değil...

Melankoliğim ben. Ama kim, ne zaman benim içime bu kara perdeleri çekti bilmiyorum. Ben böyle değildim.
Aylardır mücadele ediyorum. Bir iyi bir kötü... perdeler bir açılıyor, bir kapanıyor...

Sanki vücudumda bir zehir artıyor, sonra atıyorum onu, normale dönüyorum, sonra yine birikiyor.
Yine başlıyor melankoli. Kaç gündür iyiydim, şimdi birden yine başladı. Yine bunaltı, yine bulantı...
Kim anlayacak beni, hani iyiydin, iyiydim... mutluydun , mutluydum....
ve hayatın devamı için yapmam gereken bir yığın şey beni bekliyor...
mücadeleye devam...
hayatı savaşa çevirmek bu olsa gerek...

yürek dolu, göz dolu, kulak dolu, omuzlar dolu... karnıma yumruk yemişsem de, kanım zehirlenmişse de kimin umurunda, umurumda.... yola devam, azimli, yılmaz savaşçı...

5 Ağustos 2014 Salı

MASUMİYET MÜZESİ - ŞEYLERİN MASUMİYETİ

 
Masumiyet Müzesi'ne  gittim ya da gideceğim dediğimde, çevremde ki insanlar nasıl bir müze, müzede ne var, kitabın müzesi nasıl oluyor diye soruyorlar. Tamda sorulan sorular aslında müzede verilen rehber kitapçıkta ki sorularla birebir aynı. Güzel hazırlanmış, açıklayıcı bir kitapçık. Normalde, soranlara kitaptan başlayıp kısaca anlatmaya çalışıyorum, ama burada daha net olabilmek adına, müzenin verdiği bu rehberden faydalanmak istiyorum.  
 
Öncelikle Masumiyet müzesi nedir?
Orhan Pamuk tarafından yaratılan Masumiyet Müzesi yazarın aynı adlı romanında anlatılan günlük hayat eşyalarının hatıra ve anlamlarını gösteren titizlikle hazırlanmış enstalasyonlardan oluşan küçük bir İstanbul müzesidir.
Orhan Pamuk baştan beri, 1990'lardan itibaren romanı ve müzeyi birlikte düşündü. Roman 2008 yılında yayımlandı, müze ise 2012'de açıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı bir Özel Müze'dir.
ICOM( Uluslararası Müzeler konseyi) üyesidir.
 
Romanda adı geçen Kemal, Füsun'un sigara izmaritlerini toplamış. Orhan Pamuk'un bu duvarı kendi eliyle hazırladığını biliyorum. Bu Müze'ye gidecekler mutlaka " Şeylerin Masumiyeti" kitabını da alsınlar bence. Kitapta duvarla ilgili fotoğraflar ve detaylar var.
Bu duvarda, Füsun'un sigara içmeleri. Romanı okuyanlar, Kemal ile Füsun'un sohbetlerini anımsayacak.
 
Masumiyet Müzesi Romanı neyi anlatır?
1974 ile 2000'lerin başı arasında geçen Masumiyet Müzesi romanı, biri zengin diğeri orta halli iki aile üzerinden geçmişe dönüşler ve hatıralarla birlikte 1950-2000 arasında İstanbul hayatını anlatır.
 
Nişantaş'lı zengin aileden kemal kendi sınıfından Sibel ile nişanlanmak üzereyken bir yandan da bir dükkanda tezgahtarlık yapan uzak akrabası Füsun'a kaptırır gönlünü. Eski eşyalar ve hatıralarla dolu tozlu odalarda buluşurlar. Füsun bir başkasıyla evlenince Kemal onu bugün müzeye çevrilmiş olan bu binada sekiz yıl ziyaret eder. Her gelişinde Füsun'u hatırlatan bir eşyayı alıp saklamaktadır. Bu eşyalar Masumiyet müzesinin koleksiyonunu oluşturmaktadır.
 

Masumiyet Müzesi'nde ne sergilenir?
Müzede, roman kahramanı Kemal'in sevgilisi Füsun'dan biriktirdiği eşyalar yer alır. 20.yy'lın ikinci yarısında İstanbul'daki günlük hayatı temsil eden bu eşyalar roman kahramanların kullandığı, giydiği, işittiği, gördüğü, biriktirdiği ve hayal ettiği şeyler olarak dikkatle düzenlenmiş kutu ve vitrinlerde sergilenmektedir. Müze, romanda sözü edilen eşyaları ve imgeleri sergileyerek, hikayeye uygun bir atmosfer yaratır. Aynı zamanda hem kurgusal bir müze hem de küçük bir "yirminci yüzyılın ikinci yarısında İstanbul hayatı" müzesidir.
 
"Masumiyet Müzesi, değişik amaçlar için kullanılan ve bambaşka hatıralar çağrıştıran eşyaların yan yana gelince daha önceden hiç hissetmediğimiz bir duyguyu, aklımızdan hiç geçirmediğimiz bir düşünceyi ortaya çıkaracağı ön yargısı üzerine kuruludur."
 
Sorduğunuz sorulara net olarak cevaplar bunlardır. Masumiyet müzesi eğer bir İstanbul aşığıysanız, 1950-2000'ler arasında bu şehirde yaşadıysanız, sizin için çok değerli bir müze olacak. Büyükleriniz, dede, anneanne, babaanne, anne, baba ile ve hatta hala , amca, dayınızla gitmenizi de tavsiye ederim. Orada görülen eşyaların bazıları mutlaka herkesin evine girmiştir. Orada , eskiye dönük hatıraları anımsayarak birlikte çok sohbet edeceğinize eminim. Duvarlarda eski İstanbul'a ait filmler,  vapur sesleri, musluk sesi ve hatta sabun kokusu, taraklar, tokalar, fincanlar, anahtarlar, eski fotoğraflar, eski belgeler, daha nice şeyler göreceksiniz. Emin olun ki hiç bir şey bulamazsanız da size eskiyi hatırlatacak bir olayı gözünüzün önüne getirecek, ve hatta bir kokuyu bile anımsayacaksınız.
Mesela ben,en çok oda, gardırop, naftalin, apartman kokuları, eski evrak, eski kitap kokuları, ben de iz bırakan olaylarla birlikte o anda orada olan kokuları bile anımsayabiliyorum.
 



Benim için çok şey ifade eden bu müzenin başka bir özelliği, babaannem ve dedemin, ve hatta büyük dedemin evinin arka sokağında olması. Dedemin, babamın, halalarımın , amcamın çocukluğu, gençliği bu evin bulunduğu Cihangir semtinde geçmiş. Cihangir'de ki evi, arka bahçesini, merdivenlerini, kedilerini, salonunu hayal meyal hatırlıyorum.
Babamla birlikte " Şeylerin Masumiyeti" müze kitabına bakarken, kitapta ki şeylerle ilgili, çok şey anımsadığını söyledi.  Evimizde şundan da vardı, bundan da vardı dedi.
Küçük halamla birlikte gitmeyi planlıyoruz. Onun bayan duyarlılığıyla anlatacağı şeyler benim için önemli olacak.
Keşke dedem hayatta olsaydı, ya da babaannem gezebilecek güçte olsaydı da onlarla da orayı gezebilseydim.
 
Ben aynı zamanda toplayıcıyım, biriktiririm. Gördüğünüz eşyalar ve dizilişleri bence bir bağımlılık. Ben buna bağımlıyım. Aynı şekilde evimde de dolaplarımın içi, hatırası olduğu için atılamayan bir çok nesne ile dolu. Bazı arkadaşlarım bilir.


Vitrinlerimin önüne gider, her bir eşyanın detayına gözümü değdiririm. Hepsinin tozunu alırmışım gibi bakarım. Benim için bir terapi, bir keyiftir.


En üst kattan, merdiven boşluğundan zemin kata bir bakış.
Merdivenlere bir bakış.

Benim de eşime ait bir kutum var. Küçük bir müzem var yani. Flört ederken ona ait topladığım şeyleri saklamışım. Burnunu sildiği bir kağıt mendil, kullandığı pipet, lisede ki kravatı ve s üzerine sinmiş kokusu, okulda tartışırken kırdığı cetvelin parçası, yine sinirlenip ikiye kıvırdığı uçlu kalem, ataçlar ( avucunda tuttu diye) , deodorant şişesi,  bana aldığı bir hediyenin ambalaj kağıdı, sinema biletlerimiz, dersteyken birbirimize yazdığımız notların olduğu defter, mektuplar, tüm kartlar, notlar ve aklıma gelmeyen daha niceleri... Bu resimde de Kemal'in , müzenin her yerinde olduğu gibi , Füsun'a ait bir çok eşyanın yanı sıra, dondurmayı yedikten sonra attığı külahını saklamasını, tam da benim tutkumla bağdaştırdım. Kitapta anlatılan aşk , zaten benim tutkulu, azıcıkta bağımlı olarak yaşadığım aşka benziyor. Bu yüzden elimden zor bıraktığım bir kitaptı.
 
Aşk acısının anatomik yerleşimi

 
 
Orhan Pamuk'un kitabı hazırlarken ki yazıları, yazıların altında ki kullanılmış mürekkep tüplerini de görüyor musunuz? Ben artık, kullandığım bitmiş tükenmez kalemleri biriktirmiyorum. Ama kızımın birinci sınıftan beri kullandığı küçülmüş kurşun kalemlerini biriktiriyorum, ya da topluyorum.
Bana o kalemler çok şey hissettiriyor.

 
Orhan Pamuk'un sesinden müzeyi dinlemek kızımın çok hoşuna gitti. Şimdi bu yazıyı okurken diyeceksiniz, ben romanı okumadım ki, bana orası bir keyif vermez. Yanılıyorsunuz. 9 yaşında ki bu minik kıza , Orhan Pamuk'un sesinden anlatılan aşk hikayesi ve İstanbul, keyif verdiyse ve ısrarla sıkılmadan yorulmadan bütün kutuları dinlemek istediyse, size kim bilir ne kadar keyif verecek.
En üst katta ki Kemal'in odasında, Melisa uzun uzun yatağı ve odayı inceledi. Daha da sardı, tekrardan dinlemek isterim, yine gelelim buraya dedi.
 
Müzenin dışı


Ara sokaklar.


 
 
Bu arada keşke Orhan Pamuk'ta müzede olsaydı. Kitap sohbeti yapabilseydik.

Deniz Müzesi Gezisi


Deniz Müzesi, Beşiktaşlı olduğum için, çocukluğum orada geçtiği için bir müzedir, defalarca gezmiştim. Beşiktaş vapur iskelesinin tam karşısında herkesin kolaylıkla ulaşabileceği noktada. Özellikle çocukların keyif alacağı bir müze. Saltanat kayıkları, büstler, yelkenli maketler...gerisi müzede sizi bekliyor. Çok büyük değil. Kısa sürede gezebilirsiniz. Eskiden daha fazla şey vardı. Sanırım restorasyondan sonra bir kısmını koymadılar. Silahlar, tablolar, saatler, üniformalar, madalyaların hepsini göremedim.

Hediyelik eşya dükkanı da çok makul fiyatlı. İçerde flaşsız fotoğraf çekilebiliniyor. Bu uygulamalı her yeri seviyorum. En azından paylaşım yapıp , tanıtıp merak uyandırabiliyoruz.  O hafta içinde ziyaret ettiğim tek müze " TÜRSAV" fotoğraf çekimine izin vermedi. Eğer izin verseydi onu da paylaşırdım.
Atatürk'ün sandalları

Saltanat kayıkları
 








Barbaros Hayrettin Paşa
Barbaros Hayrettin Paşa'nın imzası.
Edmondo de Amicis'in İstanbul adlı kitabı. Bu sene Natali'den hediye gelmişti bana. Edmondo 'Çocuk Kalbi 'nin yazarı. Bu kitapta seyahatname niteliğinde masal tadında çok keyifli.
Gemilerde, donanmalarda kullanılan ahşap süslemeler
Resimde ki minik ziyaretçiyi bulun.
Sesli rehberle birlikte müzeyi gezmek gerçekten çok faydalı.

Çocuklar için bir gemici odası hazırlamışlar. Bir güverte , dümen , gemici düğümleri , telsiz, harita oyunu , ekranda boyama, eşleştirme oyunu gibi vakit geçirecekleri güzel bir mekan var.


3 Ağustos 2014 Pazar

Büyüleyici Ayasofya Müzesi

Ayasofya'yı acaba turistlerin gözüyle görebilecek kadar hassas bir toplum muyuz? 
Senelerdir gidip geliyorum. Görmek istediğim mozaiğine hayranlıkla bakıyorum, ama içeride bitmek bilmeyen tadilat iskelesini orada görünce yine mi demekten kendimi alamıyorum. Dünyada başka bir örneği olmayan hem kilise hem cami motifleri içeren bu kadar kutsal bir mabedin değerini inanın sadece turistlerin gözlerinden okuyabiliyorum. Daha ilginç bir şey söyleyeyim size hediyelik eşya dükkanında satılan Türkçe rehber kitapçıklardan almak isterdim.Her dilde vardı ama Türkçe yoktu. Görevli talep olmadığını söyledi. Ne acı dimi... Geziden birkaç fotoğraf. Ama oranın gizemli atmosferini ancak oranın havasını soluyarak anlayabilirsiniz. Yolunuz düşerse mutlaka uğramanız, tavsiye ederim. Üst kata çıkmayı, ve alt kattaki dilek taşına uğramayı unutmayın. 








      En çok sevdiğim nokta. Beni nadir etkileyen eserlerden. Kusursuzluk hissettiriyor.Mozaikle yüzdeki ifadenin verilmesi ne kadar kolay olabilir...


Ayasofya'yı burada yalnız bırakıyorum.Diğer müzeler bir sonraki yayında.Büyüyü bozmak istemedim. Son fotoğrafların tadı damağınızda kalsın.
www.ayasofyamuzesi.gov.tr

1 Ağustos 2014 Cuma

KIZ KULESİ , ARKEOLOJİ MÜZESİ

Geçen hafta Melisa yaz okulundan çok bunalınca, aslında çok yorulunca evde oturmak istediğini söyleyince , benim kalan 1 haftalık iznimi değerlendirme vaktimin geldiğini düşündüm. İkinci bir tatil imkanı olmayacağı için, uzun zamandır sergi ve müzelere gitmeyince bir haftalık İstanbul kültür turu programı yaptık. Kız kulesi, Arkeoloji müzesi, Ayasofya , Deniz müzesi, Pera müzesi, Masumiyet müzesi, Türvak'ı  ( sinema ve televizyon müzesi) gezdik. Programda olan bir çok müzeyi , sıcaktan yorulduğumuz için gerçekleştiremedik. Perşembe- cuma günü evde kalıp dinlendik.
Bu arada Melisa'nın çok sevdiği bir arkadaşı da bize eşlik etti.

                                                                          KIZ KULESİ

Kız kulesinin cazibesi maalesef , iftar programlarından dolayı kaybolmuştu. Bahçesinde ışıklandırmalar, uydular, kurulan ve geçilemeyen sahneler, gözleme yükseltileri , gezmek epey sıkıcı geldi bana ve çocuklara. Şunu anladım ki, kız kulesini karşıdan izlemek keyifli, eğer gezmek istiyorsanız, güneş battıktan sonra, İstanbul'un ışıklarını seyretmek için gitmelisiniz. Kule'ye girer girmez zorla , İstanbul manzarası posteri önünde fotoğraf çekmek isteyen fotoğrafçılarda çok iticiydi.
İsteyenin fotoğrafı değil, fotoğraf çekilmek zorunluymuş edasıyla, fotoğrafı almak zorunda değilsiniz diyorlar. Zaten kuleye çıkıp indikten sonra , size kalacak tek hatıra , hediyelik eşya reyonundan bir parça ya da bu fotoğraf oluyor. Daha evvel Kız kulesi ziyaretim olmuştu. Zaten motorla gidiş için ücret ödeniyordu ve içerde bir içecek ücretsizdi. Restaurant gayet makul fiyatlıydı. Bahçesinde, kulesinde, ya da restaurantında oturup bir şeyler yiyip içip imkanı oluyordu. Bu sefer çıkmamız ve inmemiz bir oldu.


Sultanahmet'e ne zaman gitsek , Topkapı Sarayı'nı , Yerebatan Sarnıcı'nı, Ayasofya'yı, Sultanahmet Camii'ni tercih ettiğimiz için, ve yorgunluk çöktüğü için hep ötelerdik. Bu sefer Arkeoloji müzesi ve Ayasofya'yı tercih ettik.

Çocuklar için çok cezbedici bir yer. Ellerinde sesli rehberle, dinlenmesi gereken her yeri dinlediler.
Sizlerle müze içinden , ilgimi çeken yerlerin fotoğraflarını paylaşıyorum. Yanı başımızda ki medeniyetleri çok uzaklarda aramamıza gerek yok. Şimdiye kadar gezmemiş olmamız büyük bir kayıp diye düşünüyorum. Orta okul öğrencileri için özellikle iyi bir etkinlik olacak. Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi olmak üzere üç ayrı müze bulunuyor.
Detaylı bilgi için  http://www.istanbularkeoloji.gov.tr/anasayfa

                                                     ARKEOLOJİ MÜZESİ








 











 
 
Diğer geziler bir sonra ki yazıya....