BEYKOZ MECİDİYE KASRI


Beykoz Mecidiye Kasrı , yine geçen sene Ağustos ayında keşfettiğimiz bir yer. Sabah erkenden kahvaltıya gittik. Girişte kasrı mı ziyaret edeceksiniz, yoksa cafeye mi geldiniz diye sorup, ona göre ücret alıyorlar. Her ikisi diye ilk gidişimiz olduğu için tercihimizi yaptık. Ama bir sonraki gidişimizde cafeye geldik diyip , korunun içinde de keyifli bir yürüyüş yapıp, Beykoz'a karşı banklarda da oturabiliriz. Gittiğimizde bomboştu. Sanki Kasırda oturan bizleriz, aşağıya bahçeye inmişiz , boğaza nazır Beykoz sırtlarında kahvaltımızı yapıp, korunun içinde beyzadem ve kızımla sabah yürüyüşünü yapıp , sonra odalarımıza çekileceğiz gibi bir hava oluştu. Bunu orada vakit geçirirken sık sık dile getirdik. Bir günlük kasır bizim oldu.



Kahvaltımızı ettik, sonra ben yanımda getirdiğim resim malzemelerimle , Hoca Ali Rıza'nın öğrencisi gibi, gördüklerimi resmetmeye başladım. 




Hadi dedik, odalarımıza çekilmeden önce sabah yürüyüşümüzü yapalım, bahçıvanları selamlayalım . Ağaçlar budanmış mı ? dökülen yapraklar temizlenmiş mi bir göz atalım. 


Yüzlerce fotoğraf çektik. Ağaçların, yaprakların, ağaç diplerinde bulduğumuz her çiçeğin, her iki tane üç tane yan yana ağacın, boğaza nazır duran bankların, gölgelerin , bulutların , gemilerin , hayallerin bile fotoğrafını çektik. 


Bu asırlık ağaçlar , nasıl hürmet edilesi, nasıl görmüş geçirmiş, o boğazdan kaç bin gemiyi gözlemiş, bu ağaçlara anlamsız bakan insanlara da selam vermiş. Padişahlara, yabancı misafirlere gölge olmuş.

Kasırdan da biraz bahsetmek gerekiyor. Alıntı yapmayı uygun gördüm, yanlış bir bilgi vermek istemiyorum. Milli Saraylar web sitesinden...


Beykoz Mecidiye Kasrı, Boğaziçi’nin ilk kâgir ve yeni üslûpta inşâ edilmiş, mimarî özellikleriyle sanat değeri olan bir yapıdır.
Beykoz Mecidiye Kasrı, Sultan Abdülmecid için Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa tarafından 1845 yılında yaptırılmaya başlanmış ve paşanın ölümü üzerine, 1854’te oğlu Said Paşa tarafından tamamlatılarak padişaha hediye edilmiştir. 
Sultan Abdülmecid’e ithafen Mecidiye Kasrı olarak da anılan yapı, denizden başlayarak kat kat setler halinde yükselen bir peyzaj düzenlemesine sahip koruparkın tepe noktasında yer alır. Yapıldığı ilk yıllarda Sultan tarafından bir biniş kasrı olarak günlük konaklamalarda, sonraki dönemlerde ise yabancı devlet erkânı ve elçi ağırlamada kullanılmıştır.














Bu manolya ağaçları, ana binanın önünde. Bir değil iki değil, onlarca manolya ağacı var. Tam açma mevsiminde mutlaka tekrar görülmesi gerekir bence. Ayrıca bütün koru içinde yer yer minik havuzlar da vardı. Bu havuzlar açık değildi henüz. Hepsi bakımdan geçiyordu. Bu manolya ağaçlarının gölgesinde olmak gerçekten rüya gibiydi. 








Cephe kaplamasında , İtalya’dan ithal edilen taşlar( Pembe ) ile yerli beyaz mermer kullanılmıştır.
İki katlı, yarı kâgir ve simetrik bir düzeni olan Beykoz Mecidiye Kasrı’nın ön cephesi neoklasik bir tarza sahiptir. Kasrın Sultan II. Abdülhamid döneminde çekilmiş fotoğraflarında; varaklı mobilya takımları, Hereke kumaşlarından döşeme ve perdeleri, Baccarat vazoları ve büyük kristal şamdanlarıyla zengin bir şekilde döşenmiş olduğu görülür. Ayrıca kasrın içi çok değerli renkli somakilerle tezyin edilmiştir.
Beykoz Mecidiye Kasrı’nda ek olarak padişahın maiyetindeki memurları ve hademeleri için odalar, mutfak, dağ hamamı ve karşısında küçük köşk, su deposu, limonluk, kümes, kuşluk, güvercinlik gibi servis ve yaşam birimlerinin -kısmen bugüne ulaşmamış olsalar da- inşâ edildiklerini arşiv belgelerinden öğreniyoruz. 

İçeriyi de gezdik tabii ki ama maalesef fotoğraf çektirmediler. Fotoğraf çektirilseydi belki turizme daha fazla hizmetimiz dokunurdu, ama maalesef internet sitesinde gösterdikleri 3-5 fotoğrafla idare etmek zorunda kalacaksınız. Bu arada belki eski olana flaş ışıkların değmesi sakıncalı olabilir. Ama içerdeki perdelerden koltuklara halılara ya da vazolara kadar her şey yeni. Eski antika hiç bişey yok. 
Her şey aslına uygun olarak yeniden yapıldığı iletildi. Farklı bir bilgi varsa, ileten olursa buraya not düşerim. 

Bu binanın kullanımı sırasıyla yine Milli Saraylar sitesinden edindiğim alıntıya göre ;

Sultan Abdülaziz’den itibaren Osmanlı padişahlarının zaman zaman bizzat kullandığı ve misafirlerini ağırladığı bir işlev görmekle birlikte kentin dışında ve temiz havası olan bir yer olduğu için kamu hizmetine tahsis edilmiştir. Önce Dârü’l-eytâm (yetimler yurdu) haline getirilir. 1920’li yıllarda ise trahomlu (göz hastalığı) hastalar için kullanılan yapı, 1953’te prevantoryum haline getirilir.
1963’te prevantoryum kapatılmış ve kasır Beykoz Çocuk Göğüs Hastalıkları Hastahanesi’ne dönüştürülmüştür. 
Beykoz Mecidiye Kasr-ı Hümâyûnu, 23 Aralık 1997 tarihinde TBMM Millî Saraylara bağlanmış, 2010 yılında başlayan restorasyon çalışmaları 2016 yılı başında bitirilmiş ve 11 Nisan 2017 tarihinde  müze olarak ziyarete açılmıştır.




Yorumlar

  1. Ne harika bir yermiş. Aslında Beykozda iki gün kalıp her köşesini
    gezmek isterdim. çünkü hiç bilmiyorum bu bölgeyi. yaza doğru
    olabilir . bu arada blogunun yeni hali de çok güzel olmuş :)

    YanıtlaSil
  2. bu yağmurlu günde iyi geldi...
    ayrıca uzun zamandır okuduğum ilk blog yazısı oldu...
    sevgiler...

    YanıtlaSil
  3. Gercekten fotoğraflar o kafa Güzel ki.Istanbul da ziyaret edilcekler listeme ekledim teşekkürler

    YanıtlaSil

Yorum Gönder